

Harry Potter and the Chamber of Secrets
About
Serinin ikinci filminde Harry ev cini Dobby'nin tüm engelleme çabalarına rağmen okula geri döner. İkinci yarıyıl Harry için adeta kabus gibi geçer. Sırasıyla taşlaşan öğrencilerden dolayı Harry suçlanır. O artık bir günah keçisidir. Yarıyıl tatilinde Dobby'nin yaptığı uyarılar aklına gelir. Kahramanımız bu suçlamalardan gerçek suçlunun bulunması ile kurtulur. Peki bu macera ile ingilizce düzeyini geliştirmeye ne dersin? Filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları yüklendi. Quiz ile tüm kelimelere çalışarak kelime bilgini arttırabilirsin. Daha sonra filmi ingilizce altyazılı izlediğinde rahatlıkla anladığı fark edeceksin. Haydi vakit kaybetmeden Quiz'i başlat bilmediğin kelime kalmasın.
Words & meanings
1133 words
CEFR level
onarmak
In scenekırılan veya yırtılan bir şeyi düzeltmek
I can mend your sock
Çorabını onarabilirim
iyileşmek
hastalık veya yaralanmadan sonra sağlığına kavuşmak
He is starting to mend after the surgery
Ameliyattan sonra iyileşmeye başlıyor
parça
In scenebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
Rictusempra
In sceneHarry Potter evreninde birini gıdıklayarak güldürmek için kullanılan büyü
Harry used Rictusempra to tickle his friend
Harry arkadaşını gıdıklamak için Rictusempra kullandı
riskli
In scenetehlike veya risk içeren
It is a risky decision
Bu riskli bir karar
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
sevgili
In sceneromantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
yorumlamak
In scenebir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
yapılmış
bir malzemeden üretilmiş veya oluşturulmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
gülümsemek
In sceneağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
In sceneyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
kayıt
In sceneolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
sadakat
In scenebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
sadakat
birine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
safkanlar
In scenesoyu karışmamış ve sadece tek bir gruptan ataları olan insanlar
They considered themselves to be pure-bloods
Kendilerini safkan olarak görüyorlardı
yaratık
In scenehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
yaratık
hayvan veya başka bir canlı varlık
The ocean is full of strange creatures
Okyanus garip yaratıklarla dolu
yanıltıcı
In scenegerçek olmayan bir şeye inandırmaya çalışan
The advertisement was misleading
Reklam yanıltıcıydı
yanıltıcı
yanlış bir fikir veren
The advertisement was misleading
Reklam yanıltıcıydı
büyüme
In scenedaha büyük veya daha gelişmiş hale gelme süreci
The plant showed rapid growth
Bitki hızlı bir büyüme gösterdi
ön sayfa
In scenebir kitap veya belgenin ilk sayfası
Read the front page of the book
Kitabın ön sayfasını oku
ön sayfadaki
gazetenin ilk sayfasında yer alan
It was a front-page story
Bu bir ön sayfa haberiydi
kapak
bir yayının dış ön kısmı
The magazine has a new front page
Derginin yeni bir kapağı var
ilk sayfa
bir gazetenin veya derginin başlangıç sayfası
Read the article on the first page
İlk sayfadaki makaleyi oku
ön sayfa
gazetelerde en önemli haberlerin yer aldığı kısım
This story is on the front page
Bu haber ön sayfada
sadece
In scenebaşka hiçbir şey olmayan
It is a mere scratch
Bu sadece bir çizik
konuşmak
In scenebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
hitap etmek
bir konu veya duygu ile ilgilenmek ya da onu ele almak
This document speaks to the needs of the students
Bu belge öğrencilerin ihtiyaçlarına hitap ediyor
içeri girmek
In scenebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
tarih
In scenegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
oturup dinlenmek
In scenevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
diğerleri
In scenegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
kenara çekilmek
In scenebirinin veya bir şeyin geçmesine izin vermek için yana doğru ilerlemek
Please stand aside so people can pass
Lütfen insanların geçebilmesi için kenara çekilin
dehşete düşmüş
In sceneaşırı derecede korkmuş veya şok olmuş
He was petrified with fear
Korkudan dehşete düşmüştü
kutu
In scenedüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
canlanmış
In scenetaşlaşmış durumdan tekrar hayata dönmüş
The statue became un-petrified and started to move
Heykel canlandı ve hareket etmeye başladı
en azından
In sceneen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
In scenemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
sıkıca
In scenesıkı bir şekilde veya sabit olarak
Hold the handle firmly
Tutacağı sıkıca tut
bir gün
In scenegelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
tuhaf
In scenenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
son derece
In sceneçok büyük ölçüde
I enjoyed the movie immensely
Filmi son derece beğendim
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
korumak
In scenebir şeyi zarar görmekten korumak
We are preserving the historical building
Tarihi binayı koruyoruz
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
tamir etmek
In scenebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
yazmak
In scenebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
In scenebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz
büyüklük
In sceneçok iyi veya seçkin olma durumu
She is destined for greatness
O, büyüklüğe ulaşmaya kaderli
sihirli
In scenebüyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
In scenesihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
büyülü
büyü veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The fairy tale had a magical ending
Masalın büyülü bir sonu vardı
sihirli
büyü gücüne sahip olan veya büyüyle ilgili
The magician performed a magical trick
Sihirbaz sihirli bir numara yaptı
boru
In scenesıvıların veya havanın taşınmasını sağlayan uzun, içi boş nesne
The water pipe is leaking
Su borusu sızdırıyor
pipo
uyuşturucu madde içmek için kullanılan alet
The police found a drug pipe
Polis bir uyuşturucu piposu buldu
sıralamak
In scenenesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
tür
benzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
his
In scenebir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
tehdit
In scenebirine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
tehdit
zarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
ikna edici
In sceneinsanları kendi fikrine razı etme konusunda başarılı olan
He is a very persuasive speaker
O çok ikna edici bir konuşmacıdır
zaman
In sceneolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
kısıtlama
In scenene yapabileceğinizi kontrol eden kural
There are some travel restrictions
Bazı seyahat kısıtlamaları var
kanıt
In scenebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
çok eskiden
In scenegeçmişte çok eski bir zamanda
I met him way back in 2010
Onunla çok eskiden, 2010 yılında tanıştım
dönüş yolu
geldiğiniz yere yapılan yolculuk
We bought some snacks on the way back
Dönüş yolunda biraz atıştırmalık aldık
çok eskiden
geçmişte çok uzun zaman önce
I remember this song from way back
Bu şarkıyı çok eskiden hatırlıyorum
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
bağışlamak
In scenebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
açmak
In scenebir şeyi kapalı durumdan çıkarmak
The Latin word aperio means to open
Latincede aperio kelimesi açmak anlamına gelir
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
üniforma
In scenebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
üniforma
bir grubun üyeleri tarafından giyilen kıyafetler
The police officer is wearing a uniform
Polis memuru üniforma giyiyor
çok satan kitap
In sceneçok sayıda kopyası satılan kitap
This book is a bestseller
Bu kitap çok satan bir kitap
durum
In scenebelirli bir zaman veya olay
It was a special occasion
Bu özel bir durumdu
neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
His comments occasioned much debate
Yorumları çok tartışmaya neden oldu
ölmek
In sceneyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
kadar
In scenebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
In scenedetaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
In scenebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
In scenebir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
gitti
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
inmek
daha düşük bir konuma veya seviyeye hareket etmek
The elevator went down
Asansör aşağı indi
iyileşmek
In scenebir rahatsızlığın veya cilt probleminin geçmesi
Her skin rash will clear up soon
Cildindeki döküntü yakında iyileşecek
çözmek
bir sorunu halletmek veya ortadan kaldırmak
We need to clear up this misunderstanding
Bu yanlış anlaşılmayı çözmemiz gerekiyor
açmak
yağmurdan veya bulutlardan sonra havanın güneşli hale gelmesi
The weather will clear up later
Hava birazdan açacak
açıklığa kavuşturmak
anlaşılmayan bir şeyi açıklamak
Can you clear up this confusion
Bu karışıklığı açıklığa kavuşturabilir misin
geçen yıl
In sceneiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
bağlı
In sceneiple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
kesin
gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
zor
In scenebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
aslan
In scenegüçlü veya cesur kimse
He is a lion in battle
O savaşta bir aslan
aslan
Afrika'da yaşayan büyük vahşi bir kedi
The lion is the king of the jungle
Aslan ormanların kralıdır
aslan
Afrika'da yaşayan büyük vahşi bir kedi
I saw a lion at the zoo
Hayvanat bahçesinde bir aslan gördüm
aslan
Afrika'da yaşayan yeleli büyük vahşi kedi
The lion is the king of the jungle
Aslan ormanların kralıdır
üye
In scenebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
takım arkadaşı
In scenebir takımda birlikte çalıştığınız veya oynadığınız kişi
He is my favorite teammate
O benim en sevdiğim takım arkadaşım
malum yer
In sceneadının söylenmesi istenmeyen yer
I have to go to you-know-where
Malum yere gitmem gerekiyor
girmek
In scenebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
başlamak
bir işe veya faaliyete girişmek
He decided to go into politics
Siyasete atılmaya karar verdi
ayak parmağı
In sceneayağın ucundaki ayrı bölümler
I hurt my toe
Ayak parmağımı incittim
uymak
kurallara veya talimatlara riayet etmek
You need to toe the line
Kurallara uyman gerekiyor
kabine
In sceneçalışmak veya giyinmek için kullanılan küçük kapalı alan
He works in a small cubicle
Küçük bir kabinde çalışıyor
köpekdişi
In sceneuzun ve keskin diş
The snake has sharp fangs
Yılanın keskin köpek dişleri vardır
seçici
In scenesadece en iyisini veya en uygun olanı seçen
She is very selective about her friends
Arkadaşları konusunda çok seçicidir
tabii ki
In sceneonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
batırmak
In scenebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
düşük
In scenemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
In sceneçok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
söylenti
In scenedoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum