

Harry Potter and the Goblet of Fire
About
Harry Büyücülük ve Cadılık okulunda dördüncü yılındadır. Bu yıl onun için belkide en zor sene olacaktır. İlk kez Lord Voldemort ile yüzleşecektir. O kendisini geliştirdikçe düşmanlarda adeta güçleniyordur. Bu yıl Harry aynı zamanda dünya kupasını yerinde izleme şansını elde edecektir. Serinin dördüncü filminde en önemli gelişme ise Harry'nin katılacağı turnuvadır. Bu zorlu turnuvada iki büyücülük okulunun en iyi öğrencileri ile bir yıllık zorlu bir mücadeleye girişecektir. İngilizce öğrenmek için film tavsiyesi arıyorsan Harry Potter and the Goblet of Fire ( Ateş Kadehi ) filmi sana ingilizce öğretebilir. Filmde kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını hemen aşağıya ekledik. Eğlenceli Quiz ile tüm kelimeleri öğrendikten sonra filmi izlediğinde rahatlıkla anladığını fark edeceksin.
Words & meanings
1173 words
CEFR level
geri almak
In scenekaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
iyileşmek
hastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
sonra
In scenebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
gitmek
In scenebir amaçla bir yere gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
yapacak
planlanan bir eylemi ifade eder
I am going to visit my friend
Arkadasimi ziyaret edecegim
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to the park
Parka gidiyorum
gerekmek
bir şeyi yapmak zorunda olmak
I go to finish this work
Bu işi bitirmem gerekiyor
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
çığlık atmak
In sceneyüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
daha yaşlı
In sceneyaşı daha büyük olan
She is older than me
O benden daha yaşlı
daha yaşlı
In sceneyaşı diğerlerinden daha ileride olan
He is older than his brother
O kardeşinden daha yaşlı
daha eski
zaman açısından daha önceye ait olan
This house is older than mine
Bu ev benimkinden daha eski
kıdemli
bir grupta daha uzun süredir bulunan
He is an older member
O daha kıdemli bir üye
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
In sceneşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
doldurulmuş
In sceneiçine bir şey konularak tam hale getirilmiş
The jar was filled with cookies
Kavanoz kurabiyelerle dolduruldu
dolu
içinde çok miktarda bir şey bulunan
The room was filled with flowers
Oda çiçeklerle doluydu
doldurdu
bir şeyi içine bir şeyler koyarak tam hale getirmek
He filled the glass with water
O bardağı suyla doldurdu
dolu
içinde çok miktarda bir şey bulunan
The bag is filled with books
Çanta kitaplarla dolu
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
hücre
In scenehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
geri gelmek
In scenebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
onay
In sceneresmi onay veya izin
I need the boss's say-so
Patronun onayına ihtiyacım var
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya konuşmak
If you have a problem just say so
Eğer bir sorunun varsa sadece söyle
yapacak olmak
In scenebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
tehlikeli
In scenezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
harika olmak
In sceneen iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
feda etmek
In scenebir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
fedakarlık
daha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
In scenebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
endişelendirmek
birinin kaygılı veya üzgün hissetmesine neden olmak
Your late arrival worries me
Geç gelmen beni endişelendiriyor
doğuştan
In scenedoğumdan beri var olan
She has an innate talent for music
Onun müziğe karşı doğuştan gelen bir yeteneği var
sır
In scenebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
siğilli
In scenecilt üzerinde küçük sert yumrulara sahip
The toad has warty skin
Kurbağanın siğilli bir derisi var
kırıntılar
In scenebir şeyin çok küçük parçaları
The glass broke into tiny bits
Bardak küçük kırıntılara ayrıldı
parçalar
bir şeyin küçük bölümleri
I found bits of paper on the floor
Yerde kağıt parçaları buldum
parçalar
bir şeyin küçük parçaları veya kırıntıları
He broke the cookie into small bits
Kurabiyeyi küçük parçalara ayırdı
parçalar
bir şeyin küçük kısımları
There are bits of paper on the floor
Yerde kağıt parçaları var
pist
In sceneuçakların kalkış ve iniş yaptığı uzun yol
The plane taxied down the runway
Uçak pist boyunca ilerledi
podyum
moda şovları için kullanılan uzun ve dar sahne
The model walked down the runway
Model podyumda yürüdü
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
hizalamak
In scenenesneleri düz bir hizada düzenlemek
Please line up the books
Lütfen kitapları hizalayın
örtüşmek
birbiriyle uyumlu olmak veya aynı fikirde olmak
Their stories line up perfectly
Hikayeleri birbiriyle tamamen örtüşüyor
sıra
yan yana dizilmiş kişiler veya nesneler topluluğu
The lineup at the store was long
Mağazadaki sıra çok uzundu
kadro
belirli bir sıraya göre düzenlenmiş kişi listesi
The team changed their starting lineup
Takım başlangıç kadrosunu değiştirdi
kadro
belirli bir amaç için bir araya getirilmiş kişi veya nesneler grubu
The band announced their festival line-up
Grup festival kadrosunu duyurdu
dizilmek
birbiri ardına düz bir şekilde durmak
The soldiers lined up in the field
Askerler sahada dizildiler
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
önce
In scenebelirli bir zaman veya olaydan önceki durum
We arrived prior to the meeting
Toplantıdan önce vardık
orman
In sceneağaçlarla kaplı alan
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
ahşap
ağaçlardan elde edilen sert madde
The table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş arazi
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
orman
ağaçlarla kaplı küçük alan
We walked through the woods
Ormanda yürüdük
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
tanıştırmak
In scenebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
bir kez daha
In scenebir kere daha
Please say it once more
Lütfen bunu bir kez daha söyle
kulak
In sceneişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
sağ el
In scenevücudun sağ tarafında bulunan el
I hold the pen in my right hand
Kalemi sağ elimde tutuyorum
sağ kol
birine çok yardım eden ve çok güvenilen kişi
She is his right hand in the company
O şirkette onun sağ kolu
sağ taraf
kuzeye bakarken doğuda kalan yön
Turn to the right hand side
Sağ tarafa dönün
sağ kol
en güvenilir ve en önemli yardımcı
She is my right-hand assistant
O benim sağ kolumdur
sağ kol
birine çok yardımcı olan kişi
She is my right hand at work
O iş yerinde benim sağ kolumdur
sağ taraftaki
bir şeyin sağ tarafında bulunan
The right-hand door is open
Sağ taraftaki kapı açık
patlamak
In scenegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
görmezden gelmek
In scenebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
onu al
In scenebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
bir araya getirmek
In sceneinsanların buluşmasını veya birleşmesini sağlamak
The festival brings people together
Festival insanları bir araya getiriyor
sürdürmek
In scenebir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi iş çıkarmaya devam et
ayak uydurmak
In scenebir başkasıyla aynı hızda ilerlemek
Try to keep up with the group
Gruptan geri kalmamaya çalış
uyutmamak
birinin uyumasına engel olmak
The loud music kept me up all night
Yüksek sesli müzik beni bütün gece uyutmadı
dondurucu
In sceneaşırı derecede soğuk
It is freezing outside
Dışarısı dondurucu
yıkmak
In scenebirini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
beş parasız
hiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
bozulmak
bir şeyin çalışmayı bırakması
My watch broke
Saatim bozuldu
gururlu
In scenebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
In scenekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
seçilmiş
In scenebir grup içinden ayıklanmış veya tercih edilmiş
He was the chosen candidate for the job
İş için seçilen aday oydu
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
korkutmak
In scenebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
basamak
In sceneyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
hali olmak
In scenebir şeyi yapacak gücü veya isteği kendinde bulmak
I do not feel up to going out tonight
Bu gece dışarı çıkacak halim yok
düzgünce
In scenedoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
geçen gün
In scenebirkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
geçen gün
çok eski olmayan bir zaman
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
geçenlerde
yakın bir zaman
I visited him the other day
Onu geçenlerde ziyaret ettim
sonuç
In scenebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
keyif
In scenemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
aslan
In scenegüçlü veya cesur kimse
He is a lion in battle
O savaşta bir aslan
aslan
Afrika'da yaşayan büyük vahşi bir kedi
The lion is the king of the jungle
Aslan ormanların kralıdır
aslan
Afrika'da yaşayan büyük vahşi bir kedi
I saw a lion at the zoo
Hayvanat bahçesinde bir aslan gördüm
aslan
Afrika'da yaşayan yeleli büyük vahşi kedi
The lion is the king of the jungle
Aslan ormanların kralıdır
aşağıda
In scenebir şeyin daha alt tarafında veya daha düşük bir konumda
We found them down below
Onları aşağıda bulduk
aşağıda
daha alçak bir konumda
The fish are swimming down below
Balıklar aşağıda yüzüyor
birinci sınıf
In scenebir okulda veya iş yerinde ilk yılında olan kişi
He is a first year student
O birinci sınıf öğrencisi
birinci sınıf öğrencisi
eğitimin ilk yılındaki öğrenci
The first-year student asked for help
Birinci sınıf öğrencisi yardım istedi
avada kedavra
In sceneHarry Potter serisinde anında ölüme neden olan bir büyü
Harry cast the avada kedavra spell
Harry avada kedavra büyüsünü yaptı
öldürme büyüsü
In sceneHarry Potter evreninde anında ölüme yol açan kurgusal bir lanet
The villain used the killing curse
Kötü adam öldürme büyüsünü kullandı
ölümcül lanet
Harry Potter serisinde anında ölüme neden olan bir büyü
She recognized the lethal spell instantly
Ölümcül büyüyü hemen tanıdı
besleme
In scenebir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yem
hayvanlar için verilen yiyecek
The farmer gave some feed to the cows
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
beslenmek
gıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
bağlamak
In scenebir şeyi kayış yardımıyla tutturmak
Strap the luggage to the roof
Bagajı tavana bağla
kayış
bağlamak veya taşımak için kullanılan uzun ve dar malzeme parçası
The shoulder strap is broken
Omuz kayışı kırık
meteliksiz kalmak
hiç veya çok az parası bulunma durumu
I am strapped for cash
Meteliksiz kaldım
şüpheli
In scenegüvenilmeyen veya kalitesiz olan
The food from that place looked a bit dodgy
O yerdeki yemek biraz şüpheli görünüyordu
uymak
In scenebir kuralı veya sözü yerine getirmek
They observed all the safety rules
Tüm güvenlik kurallarına uydular
gözlemledi
bir şeyi öğrenmek amacıyla dikkatle izlemek
The scientist observed the reaction
Bilim insanı reaksiyonu gözlemledi
gözlemlemek
bir şeyi öğrenmek amacıyla dikkatlice izlemek
Scientists observed the rare bird
Bilim insanları nadir kuşu gözlemledi
fark etmek
bir şeyin farkına varmak
She observed a small mistake
Küçük bir hata fark etti
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
ilgilenmek
In scenebiriyle veya bir şeyle ilgilenmek veya bakımını yapmak
Please attend to the customers first
Lütfen önce müşterilerle ilgilenin
ilgilenmek
bir görev veya kişi ile meşgul olmak
I need to attend to some work
Biraz işle ilgilenmem gerekiyor
dikkat etmek
bir şeye veya kişiye odaklanarak dinlemek
You should attend to what the teacher says
Öğretmenin söylediklerine dikkat etmelisin
ilgilenmek
bir şeyle veya biriyle ilgilenmek
I need to attend to some business
Bazı işlerle ilgilenmem gerekiyor
malzeme
In sceneözellikle yemeklerde bir karışımın parçası olan şey
This is the main ingredient
Bu ana malzemedir
arkasında
In scenebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
tam zamanı
In scenebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
acele et
In scenebir işi çabuk yapmak
Move it and get in the car
Acele et ve arabaya bin
lekelemek
In scenebirinin adını veya itibarını zedelemek
His actions did nothing to besmirch his good reputation
Onun davranışları itibarını lekelemeye yetmedi
toplanmak
In scenebir grubun bir araya gelmesi
Everyone gather around the table
Herkes masanın etrafında toplansın
etrafında toplanmak
bir grup olarak bir yerde bir araya gelmek
Please gather around the campfire
Lütfen kamp ateşinin etrafında toplanın
acınacak şekilde
In scenekişide acıma duygusu uyandıracak biçimde
He was pathetically begging for help
Acınacak bir şekilde yardım diliyordu
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
şapka
In scenebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
In scenebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
derhal
In scenegecikmeden hemen gerçekleşen
We need an immediate answer
Derhal bir cevaba ihtiyacımız var
yakın
aile veya arkadaşlık açısından en doğrudan olan
I only invited my immediate family
Sadece yakın ailemi davet ettim
bırakmak
In scenetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
duymak
In scenebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
depresyona sokmak
In scenebirini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
This news depresses me
Bu haber beni depresyona sokuyor
üzmek
birini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
The news depressed him
Haber onu üzdü
bastırmak
bir şeyi aşağı doğru itmek
Depress the button to start the machine
Makineyi başlatmak için düğmeye basın
dışarı çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
korkmuş
In scenekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
din görevlisi
In scenebir kiliseye liderlik eden kişi
The minister led the service
Din görevlisi ayini yönetti
bakan
In scenehükümette görevli üst düzey yetkili
The minister spoke about the new law
Bakan yeni yasa hakkında konuştu
bakan
yüksek rütbeli bir hükümet lideri
The minister spoke to the press
Bakan basına konuştu
yardım etmek
birine bakım veya hizmet sunmak
She ministered to the wounded soldiers
Yaralı askerlerle ilgilendi
bayıltmak
In scenebirinin bilincini kaybetmesine neden olmak
The gas began to stupefy the workers
Gaz işçileri bayıltmaya başladı