

Harry Potter and the Order of the Phoenix
About
Serinin 5. filminde kahramanız kendisini yine tehlikeli durumların içinde bulacaktır. Her şeye rağmen o cesur ve hızlı olmalıdır. Peki kahramanımızın gireceği bu amansız mücadele sana ingilizce öğretebilir mi? Film izleyerek ingilizce öğrenmek istiyorsan Harry Potter and the Order of the Phoenix ( Zümrüdüanka Yoldaşlığı ) filminde kullanılan tüm kelimeleri ve anlamlarını aşağıya ekledik. Quiz'e git butonu yardımıyla tüm kelimelere eğlenceli Quiz eşliğinde çalışabilirsin. Dilersen zorluk barı yardımıyla sadece zor kelimelere çalışarak kolay kelimelerle vakit kaybetmemiş olursun. Tüm kelimeleri öğrendiğinde filmi bir kere ingilizce altyazılı bir kere de altyazısız izlediğinde kelimeleri pekiştireceksin. Böylece hem ingilizce'n gelişecek hem de izlerken seyir zevkin düşmeyecek. İyi Çalışmalar.
Words & meanings
1079 words
CEFR level
Ruh Emici
In sceneHarry Potter serisinde insanların mutluluğuyla beslenen karanlık varlık
The dementor feeds on human happiness
Ruh Emici insanların mutluluğuyla beslenir
Ruh emici
tehlikeli veya kötü bir yaratık
The dementor came from the darkness
Ruh emici karanlıktan geldi
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
eğitmek
In scenebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
tren
In sceneraylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
gitti
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
In scenebir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
inmek
daha düşük bir konuma veya seviyeye hareket etmek
The elevator went down
Asansör aşağı indi
mektup
In scenebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
gizemli şekilde
In scenetuhaf veya açıklanamayan bir biçimde
He disappeared mysteriously
Gizemli bir şekilde ortadan kayboldu
sürmek
In scenebelirli bir süreye ihtiyaç duymak
It takes time for the paint to dry
Boyanın kuruması zaman alır
olarak almak
bir şeyi başka bir amaçla kullanmak üzere seçmek
I will take this box for a seat
Bu kutuyu oturak olarak alacağım
sanmak
bir durumu kontrol etmeden doğru kabul etmek
I took his silence for approval
Onun sessizliğini onay sanmıştım
sanmak
birini belli bir kişilikte düşünmek
I took him for a fool
Onu bir aptal sanıyordum
duruşma
In scenebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
sınıf
In sceneöğrencilerin ders işlediği oda
The classroom is big
Sınıf büyük
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
In scenebir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
başarılar
In scenebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
kuvvet
In scenepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
In scenebir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
solmak
In sceneyavaşça kaybolmak veya parlaklığını yitirmek
The colors of the shirt started to fade
Gömleğin renkleri solmaya başladı
silinmek
yavaş yavaş gözden kaybolmak veya etkisini yitirmek
The music began to fade
Müzik yavaş yavaş silinmeye başladı
zayıflamak
yavaşça gücünü veya etkisini yitirmek
The music began to fade
Müzik zayıflamaya başladı
kademeli kesim
saçın üstten alta doğru giderek kısaldığı bir erkek saç modeli
He asked his barber for a fade
Berberinden kademeli bir kesim istedi
durum
In scenebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
kibirli
In scenekendini çok üstün gören
He is very arrogant
O çok kibirlidir
bunun sonucu olarak
In scenebir durumun mantıksal devamı veya sonucu olarak
By extension this rule applies to everyone
Bunun sonucu olarak bu kural herkes için geçerli
yalvarmak
In scenebirinden bir şeyi ısrarla ve ciddi bir şekilde istemek
I implore you to tell me the truth
Sana yalvarıyorum lütfen bana doğruyu söyle
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
In scenebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
In sceneşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
levicorpus
In scenebir insanı havaya kaldıran sihirli bir büyü
He cast the levicorpus spell
Levicorpus büyüsünü yaptı
ciddi
In sceneçok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
mezar
ölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
birleştirmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey oluşturmak
I need to assemble the chair
Sandalyeyi birleştirmem gerekiyor
toplamak
bir araya getirmek
They assembled the team for the project
Proje için ekibi topladılar
birleştirmek
parçaları bir araya getirerek bütün oluşturmak
I helped my dad assemble the chair
Babamın sandalyeyi birleştirmesine yardım ettim
az miktar
In scenebir şeyin çok küçük miktarı
He does not have an ounce of energy
Onda zerre kadar enerji kalmadı
ons
bir pound'un 16'da birine eşit ağırlık birimi
He bought ten ounces of cheese
On ons peynir aldı
ons
yaklaşık 28 grama eşit bir ağırlık ölçü birimi
The recipe calls for one ounce of butter
Tarif bir ons tereyağı gerektiriyor
dışarıdan
In scenebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
olay
In scenegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
etkinlik
planlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
askıya almak
In scenebir şeyi resmi olarak bir süreliğine durdurmak
The company decided to suspend the project
Şirket projeyi askıya almaya karar verdi
asmak
bir şeyi yukarıdan aşağıya sarkıtmak
They suspended the lamp from the ceiling
Lambayı tavandan aşağı sarkıttılar
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
In scenedaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
güvenli
In scenetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
sağlık
In scenesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık
In scenehastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
vaftiz oğlu
In scenevaftiz babası veya annesi olduğun erkek çocuk
He is my godson
O benim vaftiz oğlum
vaftiz oğlu
vaftiz ebeveyni olduğunuz erkek çocuk
He is my godson
O benim vaftiz oğlum
makul
In scenemantıklı veya aşırı olmayan
The price is reasonable
Fiyat makul
yeterli
In sceneihtiyaç duyulan miktarda olan
Two liters of water is sufficient for one day
Bir gün için iki litre su yeterlidir
trajik
In scenebüyük üzüntüye yol açan
It was a tragic accident
Trajik bir kazaydı
trajik
çok üzücü ve genellikle ölüm veya acı içeren
The accident was a tragic event
Kaza trajik bir olaydı
nazik
In scenedost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
kadar uzun
In scenebir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
-dığı sürece
bir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
pazar
In sceneinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
piyasa
tüketicilerin bir ürüne veya hizmete olan talebi
There is a big market for organic food
Organik yiyecekler için büyük bir piyasa var
satışa hazır
alınmaya veya satılmaya hazır olan
This product is ready for the market
Bu ürün satışa hazır
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
can sıkıntısı
In scenehiçbir şeyin ilgi çekici gelmemesi nedeniyle duyulan sıkıntı
I read a book to fight boredom
Can sıkıntısını gidermek için kitap okurum
asil
In sceneyüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
In sceneözel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sınıfa mensup
The noble family lived in a large castle
Soylu aile büyük bir kalede yaşıyordu
metin
In sceneyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
In sceneiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
ders
In sceneeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
In scenebir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
birinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
kesip ayırmak
In scenekeserek bir şeyi yerinden çıkarmak veya ayırmak
He cut off a branch from the tree
Ağaçtan bir dal kesti
yolunu kesmek
birinin ulaşmasını veya iletişim kurmasını engellemek
The police cut off the road
Polis yolu kesti
kesmek
bir bağlantıyı veya tedariği durdurmak
They cut off our electricity
Elektriğimizi kestiler
son tarih
bir şeyin yapılması gereken en son zaman
The cut-off for applications is Friday
Başvurular için son tarih Cuma
varlık
In scenebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
beklemek
In scenebir şeyin olmasını beklemek
We await your reply
Yanıtınızı bekliyoruz
görüş
In scenebir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
manzara
bir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
astronomik
In scenesayı veya boyut bakımından çok büyük
The project costs were astronomical
Proje maliyetleri astronomikti
içten içe
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen veya görülmeyen hisler
Deep down he is a kind person
İçten içe o nazik bir insan
derinlerde
yüzeyden çok uzak olan yer
The treasure is buried deep down
Hazine derinlere gömülmüştür
içten içe
bir kişinin gerçek ve gizli duygularında
Deep down he knows he was wrong
İçten içe hatalı olduğunu biliyor
yanlış anlaşılan
In scenebir şeyi doğru olmayan şekilde yorumlamak
His intentions were completely misunderstood
Onun niyetleri tamamen yanlış anlaşıldı
yanlış anlaşılan
başkaları tarafından doğru şekilde kavranamayan
He felt misunderstood by his friends
Arkadaşları tarafından yanlış anlaşıldığını hissetti
rağmen
In scenebir şeye engel olmasına rağmen
We went for a walk in spite of the rain
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
ima etmek
In scenebir şeyi doğrudan söylemeden hissettirmek
He insinuated that I was lying
Yalan söylediğimi ima etti
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeden dolaylı yoldan belirtmek
Are you insinuating that I lied?
Yalan söylediğimi mi ima ediyorsun?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeden hissettirmek
He insinuated that I was lying
Yalan söylediğimi ima etti
boş
In sceneiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
sıyrılmak
In scenebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
In scenefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
dehşete düşürmek
In scenebirini çok korkutmak
The scary movie terrified the children
Korku filmi çocukları dehşete düşürdü
korkutmak
çok korkmasına sebep olmak
The loud noise terrified the baby
Yüksek ses bebeği korkuttu
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
adaletsiz
In sceneadil olmayan veya haksız
This decision is unfair
Bu karar adaletsiz
havlama
In scenebir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
ağaç kabuğu
bir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
havlama
köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
puding
In sceneyemek sonunda yenen tatlı ve yumuşak bir yiyecek
I love chocolate pudding
Çikolatalı pudingi severim
çalmak
In scenebaşkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He tried to thieve some jewelry
Bazı mücevherleri çalmaya çalıştı
Günlük Peygamber
In sceneHarry Potter evrenindeki kurgusal günlük gazete
She reads the Daily Prophet every morning
Her sabah Günlük Peygamber gazetesini okur
bakanlık
In scenehükümete bağlı resmi kurum veya organizasyon
He works at the Ministry of Health
Sağlık Bakanlığı'nda çalışıyor
hizmet
In scenekilisede belirli bir görevi yerine getiren grup
The youth ministry organized a trip
Gençlik hizmeti bir gezi düzenledi
bakanlık
In scenebir hükümetin belirli bir alandan sorumlu olan bölümü
The Ministry of Education changed the rules
Eğitim Bakanlığı kuralları değiştirdi
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
kontrol etmek
In scenebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
In scenebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
farkında
In scenebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
ızdırap
In sceneçok şiddetli fiziksel veya ruhsal acı
He screamed in agony
Acı içinde çığlık attı
ızdırap
çok şiddetli fiziksel veya zihinsel acı
He was in agony after the injury
Yaralanmadan sonra ızdırap içindeydi
paranoyak
In scenebaşkalarının kendisine zarar vereceği yönünde aşırı şüphe duyan
He is feeling paranoid
Paranoyak hissediyor
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
arkadaş
In scenebir arkadaş için kullanılan gayriresmi kelime
He is my best mate
O benim en iyi arkadaşım
mat etmek
rakibin şahını kıstırarak satranç oyununu kazanmak
I can mate the king in two moves
Şahı iki hamlede mat edebilirim
kaptan yardımcısı
gemi kaptanına yardım eden görevli
The mate checked the ship supplies.
Kaptan yardımcısı gemi malzemelerini kontrol etti.
çiftleşmek
üremek için cinsel birleşme yapmak
Animals mate in the spring
Hayvanlar ilkbaharda çiftleşir
denemek
In scenene olacağını görmek için yeni bir şey yapmak
I want to experiment with new colors
Yeni renkleri denemek istiyorum
deney
bir hipotezi test etmek için yapılan işlem
The scientist did an experiment
Bilim insanı bir deney yaptı
yeraltı
In sceneyer yüzeyinin altında olan
The train runs underground
Tren yer altından gider
yeraltı
kamuoyu tarafından bilinmeyen veya onaylanmayan
The band was part of the underground music scene
Grup yeraltı müzik sahnesinin bir parçasıydı
melez
In scenefarklı soylardan anne ve babaya sahip kişi
The character is a half-blood wizard
Karakter melez bir büyücü
iyi prova edilmiş
In sceneçok fazla pratik yaparak hazırlanmış
Their performance was well rehearsed
Performansları iyi prova edilmişti
öğrenciler
In scenebir okulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
öğrenciler
okulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
öğrenci
okulda veya üniversitede eğitim gören kişi
I checked the students' homework
Öğrencilerin ödevlerini kontrol ettim