

The Matrix
About
Yabancı bir kızdan gelen yeni bir dünyaya giden yolun daveti, görünen dünyanın arkasındaki gerçekliği keşfetmeye oldukça istekli Neo için kaçırılmaz bir fırsattır. Bu davet onun rutin ve sıkıcı hayatını tamamen değiştirecektir. Film dünyasının en sevilen serilerinden Matrix de kullanılan tüm kelimelere ve anlamlarına hemen aşağıdan çalışabilirsin. Tümünü seç butonu ile tüm kelimeleri seçebilir ya da sadece bilmediğin kelimeleri işaretleyerek ‘seçilen kelimelere çalış’ butonu yardımı ile quizi başlatabilirsin. İngilizce öğrenmek için film önerileri listelerinin vazgeçilmezi The Matrix filminde kullanılan tüm kelimeleri öğrendiğinde artık altyazısız izlemek için hazırsın.
Words & meanings
860 words
CEFR level
kaşık
In sceneyemek yemek için kullanılan araç
I use a spoon for soup
Çorba için kaşık kullanırım
kaşıkla sarılmak
birine arkadan vücudunu kıvırarak sarılmak
They like to spoon
Kaşık şeklinde sarılmayı severler
tamamen
In sceneçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
fişini çekmek
In scenebir fişi prizden çıkarmak
Please unplug the toaster
Lütfen ekmek kızartma makinesinin fişini çek
yazılım
In scenebilgisayarda çalışan talimatlar
The software is fast
Yazılım hızlı
yazılım
bir bilgisayarı çalıştıran talimatlar bütünü
We need new software
Yeni bir yazılıma ihtiyacımız var
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
gerçekleşmek
hayallerin veya dileklerin gerçek olması
My dream came true
Hayalim gerçek oldu
gerçek olmak
bir tahminin veya öngörünün doğru çıkması
Her prediction came true
Tahmini gerçek oldu
gerçekleşmek
bir beklentinin veya hayalin gerçeğe dönüşmesi
His dream finally came true
Hayali sonunda gerçekleşti
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
ürün
In scenetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
kaza
In scenebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
birleşmek
In scenetek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleşmek
ortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
insanoğlu
In scenebir grup olarak tüm insanlar
Mankind is exploring space
İnsanoğlu uzayı keşfediyor
insanlık
bir bütün olarak insan ırkı
Peace is good for all mankind
Barış tüm insanlık için iyidir
insanlık
bütün insan ırkı
Mankind must protect the planet
İnsanlık gezegeni korumalıdır
daha erken
In scenebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
istasyon
In sceneradyo veya televizyon yayını yapan yer
He works at a local radio station
Yerel bir radyo istasyonunda çalışıyor
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
statü
bir kişinin toplumdaki yeri veya sınıfı
He is happy with his station in life
Hayatındaki statüsünden memnun
dürtü
In scenebir şeyi yapma yönündeki ani ve güçlü istek
I had a sudden impulse to buy it
Onu alma konusunda ani bir dürtü hissettim
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
parça
In scenebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
lanet olası
In scenegüçlü bir öfke veya rahatsızlık belirtmek için kullanılır
This goddamn car won't start
Bu lanet olası araba çalışmıyor
tavsiye
In scenene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
kung fu
Çin dövüş sanatı
He practices kung fu every day
O her gün kung fu çalışıyor
pil
In sceneelektrik depolayan cihaz
The battery is dead
Pil bitti
darp
birine fiziksel olarak saldırma suçu
He was arrested for battery
Darp suçundan tutuklandı
batarya
birlikte çalışan büyük toplar grubu
The artillery battery moved into position
Topçu bataryası mevziye yerleşti
gerçek
In scenesahte veya yapay olmayan
This is genuine leather
Bu gerçek deridir
samimi
doğru ve dürüst bir şekilde olan
He has a genuine interest in art
Sanata karşı samimi bir ilgisi var
otoyol
In sceneşehirler arası ana yol
He drove on the highway
Otoyolda araç sürdü
modası geçmiş
geçmişteki tarzları veya yöntemleri takip eden
Her dress is very old fashioned
Onun elbisesi çok modası geçmiş
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
modern veya güncel olmayan
That dress looks very old fashioned
O elbise çok eski moda görünüyor
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
kırık
In scenehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
yapışkan madde
In scenekıvamlı ve yapışkan olan düzensiz madde
There was green goop on the floor
Yerde yeşil bir yapışkan madde vardı
yapışkan madde
yumuşak ve yapışkan kıvamda bir madde
There was some green goop on the floor
Yerde biraz yeşil yapışkan madde vardı
içinden hızla geçmek
bir şeyin içinden hızlıca geçmek
The deer ran through the forest
Geyik ormanın içinden hızla geçti
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek veya kontrol etmek
Let us run through the plan again
Hadi planı tekrar gözden geçirelim
içinden koşarak geçmek
bir yerin bir tarafından diğerine hızlıca hareket etmek
The children ran through the hallway
Çocuklar koridorun içinden koşarak geçtiler
hale gelmek
In scenebir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
gitti
bir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
gitti
belirli bir şekilde gelişmek veya sonuçlanmak
The meeting went well
Toplantı iyi gitti
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
fark
In sceneşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
neredeyse
In scenehemen hemen veya tamamen olmasa da çok yakın
The task is virtually complete
Görev neredeyse tamamlandı
inanılmaz
In sceneçok şaşırtıcı veya inanması zor
This view is unbelievable
Bu manzara inanılmaz
inanılmaz
inanılması güç olan
The speed of this car is unbelievable
Bu arabanın hızı inanılmaz
inanılmaz
çok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
birey
In scenetek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
daha uzun süre
In scenedaha fazla zaman boyunca
I will stay longer
Daha uzun süre kalacağım
daha uzun
daha fazla zaman süren
This takes longer to cook
Bu daha uzun sürede pişiyor
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
erişim
In scenebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
hiç kimse
In scenehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
tüm
In scenebir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
In sceneeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
In sceneyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
içgüdüsel olarak
In sceneöğrenilmemiş bir şekilde
He instinctively ducked when the ball came towards him
Top kendisine doğru geldiğinde içgüdüsel olarak eğildi
desen
In scenetekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kalıp
In scenebir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saklanma
In scenegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
bir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
suçlu
In scenebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
her zamanki
In scenenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
ses
In scenekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
hoş
In scenemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
aramak
bir şeyi veya birini bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
virüs
In scenehastalığa neden olan çok küçük bir organizma
The virus spreads quickly
Virüs hızla yayılır
virüs
bilgisayarlara zarar veren veya işleyişlerini bozan kötü amaçlı yazılım
My computer has a virus.
Bilgisayarımda bir virüs var.
veri tabanı
In scenebilgisayarda saklanan düzenli veri kümesi
We store information in the database
Bilgileri veri tabanında saklıyoruz
neredeyse hiç
In sceneçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
gemi
In sceneinsan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
esas
In scenebir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
karmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
temel
bir sistemin veya konunun başlangıç seviyesi olan
I need to learn the basic principles
Temel ilkeleri öğrenmem gerekiyor
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
korkutmak
In scenebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
vazo
In sceneçiçek koymak için kullanılan süslü kap
The flowers are in the vase
Çiçekler vazoda
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Lift up the box
Kutuyu kaldır