

Arrow — Season 1 Episode 15
Words & meanings
721 words
CEFR level
bulaştırmak
In scenezararlı bir mikrobu birine veya bir şeye geçirmek
The virus can infect many people
Virüs birçok kişiye bulaşabilir
sadece
In scenesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
elde etmek
In scenebir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
puan almak
bir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
antik eser
In sceneantik çağlardan kalma nesne
The museum has a beautiful antiquity from Greece
Müzede Yunanistan'dan kalma güzel bir antik eser var
tartışma
In scenegürültülü bir tartışma veya anlaşmazlık
The two drivers had a brief altercation
İki sürücü arasında kısa bir tartışma yaşandı
orta
In scenemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
yetimler
In sceneanne ve babası ölmüş çocuklar
The orphans lived in an orphanage
Yetimler bir yetimhanede yaşıyordu
yarıda kesmek
bir şeyi bitmeden önce durdurmak
I had to cut the meeting short
Toplantıyı yarıda kesmek zorunda kaldım
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
yol açmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
This choice leads to success
Bu seçim başarıya yol açar
ipucu
bir durumu çözmeye yardımcı olan bilgi
The police are following new leads
Polis yeni ipuçlarını takip ediyor
öncülük eder
birine yol göstermek veya bir grubun başında olmak
She leads the group during the hike
Yürüyüş sırasında gruba o öncülük eder
yemek yemek
In sceneyiyecekleri ağza alıp yutmak
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek yeme
yiyecekleri ağza alıp yutma eylemi
Eating is important
Yemek yemek önemlidir
yemek yeme
gıdaları ağza alıp yutma eylemi
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek
ağza yiyecek alıp yutma eylemi
I am eating a healthy lunch
Sağlıklı bir öğle yemeği yiyorum
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
kesip geçmek
bir şeyi keserek veya zorlayarak içinden geçmek
The knife cut through the rope
Bıçak halatı kesip geçti
bahisçi
In sceneyarışlar veya maçlar üzerine bahis alan kişi
He went to the bookie to place a bet
Bahis oynamak için bahisçiye gitti
dikkatini dağıtmak
In scenebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
akıntı
In scenebelirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
güncel
şu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
toprak
In sceneyer yüzeyindeki toprak veya zemin
There is dirt on the floor
Yerde toprak var
dedikodu
birinin özel hayatı hakkındaki utanç verici bilgiler
Tell me all the dirt
Bana tüm dedikoduları anlat
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
adrenalin
In scenetehlike anında vücuda enerji veren bir kimyasal
Adrenaline makes your heart beat faster
Adrenalin kalbinizin daha hızlı çarpmasına neden olur
hobi
In sceneboş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgi
bir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
işaret
In scenebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
In sceneradyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
haraç almak
In scenetehdit ederek zorla para almak
They tried to extort money from him
Ondan zorla para almaya çalıştılar
ücretsiz
In scenebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
In scenekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
erişim
In scenebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
kışkırtmak
birinin güçlü bir duygu hissetmesini sağlamak
Don't work yourself up
Kendini boşuna heyecanlandırma
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya planlamak
He worked up a new plan
Yeni bir plan hazırladı
tetkik
bir durumun veya hastanın ayrıntılı incelenmesi
The doctor ordered a full workup
Doktor tam bir tetkik istedi
flört etmek
In scenebirine ilgi duyuyormuş gibi davranmak
She is flirting with him
Onunla flört ediyor
patlama
In sceneani ve heyecan verici gelişme
There was an economic boom
Ekonomik bir patlama yaşandı
gürleme
yüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
gümbürtü
aniden duyulan yüksek ve derin ses
We heard a loud boom
Yüksek bir gümbürtü duyduk
çok sevmek
In scenebir şeyden büyük keyif almak
He loves playing pizza
Pizzayı çok seviyor
sevmek
birini veya bir şeyi çok sevmek
She loves her cat
Kedisini çok seviyor
sevmek
birine karşı derin sevgi beslemek
She loves her children
Çocuklarını seviyor
tercih etmek
bir şeyi diğerine yeğlemek
I would rather drink tea
Çay içmeyi tercih ederim
sahte
In scenegerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
hapishane
In scenesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
In scenesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
harika
In sceneçok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
çok
In scenebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
liste
In scenebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
oldukça
In scenebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
götürmek
In scenebirini yürüyerek bir yere götürmek
I am taking him to the park
Onu parka götürüyorum
almak
bir şeyi sahiplenmek
She is taking the book
Kitabı alıyor
maruz kalmak
kötü bir durumu deneyimlemek
He is taking the criticism
Eleştirilere maruz kalıyor
sürmek
belirli bir zaman gerektirmek
It takes five minutes to walk there
Oraya yürümek beş dakika sürüyor
yeniden başlatmak
In scenebir bilgisayarı veya sistemi tekrar çalışır duruma getirmek
Please reboot your computer to fix the error
Hatayı düzeltmek için lütfen bilgisayarınızı yeniden başlatın
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
atık
In sceneistenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
cüzdan
In scenepara ve kartların konulduğu küçük katlanabilir kılıf
I lost my wallet
Cüzdanımı kaybettim
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
ölümcül
In sceneölüme yol açan
The poison is deadly
Zehir ölümcüldür
son derece
çok veya tamamen
He is deadly serious
O son derece ciddi
ölümcül
ölüme yol açan veya neden olabilen
The snake has a deadly bite
Yılanın ölümcül bir ısırığı var
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
cezbetmek
In scenebirini güzel bir şey sunarak bir yere çekmek
They tried to lure him with a high salary
Onu yüksek bir maaşla cezbetmeye çalıştılar
erkek kardeş
In sceneaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
spor
In sceneeğlence veya yarışma için yapılan fiziksel aktivite veya oyun
I like sports
Sporu severim
spor
fiziksel oyunlar veya yarışmalarla ilgili
He bought some new sports equipment
Yeni spor ekipmanları satın aldı
minnettar
In sceneşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
korkarım ki
In scenekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
yasal
In scenehukukla veya avukatlarla ilgili
He needs legal advice
Hukuki tavsiyeye ihtiyacı var
yasal
yasalarca izin verilen
It is legal to drive here
Burada araba kullanmak yasal
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
ürünler
In scenesatılmak amacıyla üretilen eşyalar
These goods are made in China
Bu ürünler Çin'de üretilmiştir
mallar
satılmak için üretilen şeyler
The truck carries the goods
Kamyon malları taşıyor
mallar
alınıp satılan ürünler
The store sells quality goods
Mağaza kaliteli mallar satıyor
çaba
In scenebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
kapan
In scenehayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
yol açmak
In scenebir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
sonuç
bir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
konu
In scenetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kişi
He is a subject of the king
Kralın bir tebaasıdır
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
özne
bir cümlede eylemi gerçekleştiren kişi veya nesne
The cat is the subject of the sentence
Kedi cümlenin öznesidir
-e doğru
In scenebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
konum
In scenebir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
arama emri
In sceneizin veren resmi belge
The police had a warrant to search the house
Polisin evi aramak için bir emri vardı
haklı çıkarmak
bir şeyi haklı veya makul göstermek
The situation does not warrant such a reaction
Durum böyle bir tepkiyi gerektirmiyor
hesaplama
In scenebir cevabı bulmak için sayılarla işlem yapma
The calculation was correct
Hesaplama doğruydu
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
akşam yemeği
In scenegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
satış
In scenebir şeyin para karşılığında devredilmesi işlemi
The sale of the house was quick
Evin satışı hızlı oldu
indirim
malların daha düşük fiyatlarla satıldığı durum
This shirt is on sale
Bu gömlek indirimde
indirim dönemi
mağazaların ürünleri ucuza sattığı zaman
The winter sale starts tomorrow
Kış indirimi yarın başlıyor
indirim
ürünlerin daha düşük fiyatlarla satıldığı dönem
There is a big sale at the store today
Bugün mağazada büyük bir indirim var
kuşku
In scenebir konuda duyulan şüphe veya endişe duygusu
I had some misgivings about the trip
Gezi hakkında bazı kuşkularım vardı