

Arrow — Season 2 Episode 14
Words & meanings
639 words
CEFR level
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
gelenek
In sceneuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
sorunlar
In scenebir zorluk veya endişe kaynağı
We have some technical issues
Bazı teknik sorunlarımız var
sorunlar
zorluk çıkaran veya sıkıntı yaratan şeyler
We have some issues with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlarımız var
temsilci
In scenebir şirketi veya grubu temsil eden kişi
He is a sales rep for the company
O, şirket için bir satış temsilcisi
itibar
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir
He has a bad rep in this town
Bu kasabada kötü bir itibarı var
yıldız ışığı
In sceneyıldızlardan gelen ışık
We walked home under the starlight
Eve yıldız ışığı altında yürüdük
eyalet
In scenebir ülkenin idari yönetime ayrılmış geniş bölgesi
He lives in a small province
Küçük bir eyalette yaşıyor
zor
In scenekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
çıkarmak
In scenebir şeyi yerinden çıkarmak
He extracted the key from the lock
Anahtarı kilitten çıkardı
özüt
bir bitkiden elde edilen sıvı
I used vanilla extract for the cake
Kek için vanilya özütü kullandım
kıran
In scenebir şeyi kıran veya bozan kimse veya nesne
He is a record breaker
O bir rekor kıran
sigorta
bir sorun olduğunda elektrik akışını durduran şalter
The breaker tripped and the lights went out
Sigorta attı ve ışıklar söndü
saat
In scenezamanı gösteren makine
The clock is on the wall
Saat duvarda
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
süre tutmak
bir şeyin hızını veya süresini ölçmek
He clocked the runner at ten seconds
Koşucunun süresini on saniye olarak ölçtü
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yüklemek
In sceneveri veya dosyaları bir bilgisayara veya web sitesine göndermek
I need to upload the photo
Fotoğrafı yüklemem gerekiyor
kusur
In scenebir şeydeki hata veya sorun
The product has a manufacturing defect
Ürünün bir üretim kusuru var
saf değiştirmek
bir gruptan veya ülkeden ayrılıp diğerine katılmak
He decided to defect to the enemy
Düşman tarafına saf değiştirmeye karar verdi
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
haberleşme cihazları
In scenehaberleşmek için kullanılan ekipmanlar
We lost contact when our comms failed
Haberleşme cihazlarımız bozulduğunda bağlantımız koptu
iletişim departmanı
bir organizasyonun halkla ilişkiler ve şirket içi iletişimi yürüten bölümü
I contacted the comms team for help
Yardım için iletişim departmanıyla görüştüm
güvenlik duvarı
In sceneistenmeyen ağ trafiğini engelleyen sistem
The firewall blocks malicious traffic
Güvenlik duvarı kötü niyetli trafiği engeller
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
In scenearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
sızmak
In scenebir bilgisayar sistemine izinsiz girmek
He tried to hack the system
Sisteme sızmaya çalıştı
kaba şekilde kesmek
ağır darbelerle rastgele kesmek
He hacked the branch off the tree
Ağaç dalını kaba bir şekilde kesti
niteliksiz yazar
kaliteye önem vermeden sadece para için yazan kişi
He is just a political hack
O sadece niteliksiz bir siyasi yazardır
baş etmek
zor bir durumun üstesinden gelmek
I cannot hack this work anymore
Bu işle artık baş edemiyorum
barmenlik yapmak
In scenebarmen olarak çalışmak
He started to bartend to earn money
Para kazanmak için barmenlik yapmaya başladı
barmenlik yapmak
barda içki hazırlayıp servis etmek
He started to bartend to earn extra money
Ekstra para kazanmak için barmenlik yapmaya başladı
kovalamak
birini yakalamak için hızla takip etmek
The dog ran after the cat
Köpek kediyi kovaladı
sonunda
In sceneuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
hissetmek
In scenezihin veya duygularla bir şeyi fark etmek
I can sense the danger
Tehlikeyi hissedebiliyorum
mantıklı
makul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissiyat
güçlü bir duygu
He had a sense of relief
Bir rahatlama hissi vardı
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
aygıt
In sceneküçük ve kullanışlı elektronik alet
This little gizmo makes cooking much easier
Bu küçük aygıt yemek yapmayı çok daha kolaylaştırıyor
aygıt
küçük ve kullanışlı bir makine veya alet
He bought a new gizmo for his kitchen
Mutfak için yeni bir aygıt satın aldı
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
birisi
In scenebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
on
In scene10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
dilim
In sceneekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
silahlandırmak
In scenesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
cep telefonu
uzaktaki biriyle konuşmak için kullanılan cihaz
I have a new cell phone
Yeni bir cep telefonum var
mobil cihaz
taşınabilir iletişim ve internet aracı
I use my mobile device for work
Mobil cihazımı iş için kullanıyorum
cep telefonu
taşınabilir telefon görüşmesi cihazı
Please turn off your cell phone
Lütfen cep telefonunuzu kapatın
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
tempo
In scenebir şeyin hareket veya gerçekleşme hızı
The pace of the game was fast
Oyunun temposu hızlıydı
adım
yürürken atılan tek bir adım
He took a few paces forward
Birkaç adım öne gitti
adımlamak
adımlarını sayarak bir mesafeyi ölçmek
He paced the room to measure it
Odayı ölçmek için adımladı
volta atmak
düzenli adımlarla gidip gelmek
He paced up and down the hall
Koridorda volta attı
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
kabuk
In scenebir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
top mermisi
ateşli silahtan atılan patlayıcı mermi
The shell exploded near the target
Top mermisi hedefin yakınında patladı
kabuğunu soymak
bir şeyin dıştaki sert kısmını çıkarmak
They shell the peas for dinner
Akşam yemeği için bezelyelerin kabuğunu soyuyorlar
göstermelik
gerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
meşgul
In sceneyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
askeri
In sceneordu veya savaşla ilgili
He joined the military
Orduya katıldı
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
In scene1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
tozunu attırmak
birini yenmek veya çok başarılı olmak
Our team is going to kick ass tonight
Takımımız bu gece tozunu attıracak
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That new movie was kick ass
Şu yeni film müthişti
ezip geçmek
bir yarışmada veya kavgada rakibi yenmek
We are going to kick ass in the match
Maçta rakiplerimizi ezip geçeceğiz
müthiş
çok etkileyici veya harika olan
That is a kick ass guitar
Bu müthiş bir gitar
ürkütücü
In scenekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
batırmak
bir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
uygun
In sceneyeterli veya tatmin edici
The price is ok
Fiyat uygun
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
OK I will do it
Tamam bunu yapacağım
çok miktar
büyük sayıda veya miktarda olan
I have an ok of work to do
Yapacak çok miktarda işim var
çok
büyük bir derecede
This song is ok good
Bu şarkı çok iyi
orta
In scenemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
görüştü
In scenebir konu üzerinde fikir alışverişinde bulunmak
They talked about the business
İş hakkında görüştüler
konuştu
sesli olarak iletişim kurmak
We talked for hours
Saatlerce konuştuk
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
özlemek
In scenebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
toplu taşıma
In sceneinsanların veya malların taşınması için kullanılan sistem
Public transit is cheap in this city
Bu şehirde toplu taşıma ucuzdur
bir şekilde
In scenenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
ada
In sceneetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
zaman
In scenesaniyeler dakikalar ve saatler ile ölçülen şey
Tempus passes very quickly
Zaman çok hızlı geçer
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
güç
In scenefiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas
hareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
uyarı
In scenesize tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
uyanık
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
mikroskop
In sceneküçük nesneleri görmek için kullanılan bir araç
I use a microscope in science class
Fen dersinde mikroskop kullanıyorum
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
adam öldürme
In scenebir insanı öldürme suçu
He was charged with homicide
Adam öldürmekten suçlandı
olay yeri
bir suçun işlendiği yer
The police are investigating the crime scene
Polis olay yerini inceliyor
mutfak
In sceneyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
kız kıza
iki kız arasındaki romantik ilişkiyi içeren
They are in a girl girl relationship
Kız kıza bir ilişki içindeler
lezbiyen ilişki
iki kadın arasındaki romantik ilişki
They have a girl girl relationship
Onlar kız kıza bir ilişki yaşıyorlar
binmek
In sceneuçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
kurul
bir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
tahta
belirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
-e yönelmek
bir yere doğru gitmek
Let's head for the station
Hadi istasyona doğru gidelim
yatkınlık
bir alandaki doğal yetenek veya beceri
He has a head for numbers
Sayılara karşı doğal bir yatkınlığı var
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
altı yıl
altı senelik bir süre
He studied for six years
Altı yıl boyunca çalıştı
özellikle
In scenenormalden daha fazla
I am not particularly hungry
Özellikle aç değilim
bilgisayar
In sceneveri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilgisayar
veri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor