

Arrow — Season 3 Episode 22
Words & meanings
601 words
CEFR level
yükseliş
In scenebir üst konuma veya rütbeye geçme eylemi
The politician's quick ascension surprised everyone
Politikacının hızlı yükselişi herkesi şaşırttı
tencere veya saksı
In sceneyemek pişirmek veya bitki yetiştirmek için kullanılan kap
Put the pot on the stove
Tencereyi ocağa koy
esrar
uyuşturucu olarak içilen bir bitki
He was caught with pot
Esrarla yakalandı
lazımlık
tuvalet ihtiyacı için kullanılan kap
The toddler is learning to use the pot
Çocuk lazımlığı kullanmayı öğreniyor
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
ateş
In scenevücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
heyecan
çok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
görev
In sceneyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
geçici
In scenekısa bir süre için var olan
This is a temporary solution
Bu geçici bir çözüm
geçici
kısa bir süre için devam eden
This is a temporary solution
Bu geçici bir çözüm
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
esir
In scenebir yerde tutulan ve ayrılamayan kişi
The soldiers held the captive
Askerler esiri tuttular
serbest bırakmak
In scenebir şeyi serbest bırakmak veya salmak
He decided to unleash the dog
Köpeği serbest bırakmaya karar verdi
taşımak
In scenevücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
yavaşça kaybolmak
yavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
uzaklaşmak
bir yerden ayrılmak veya kaçmak
Get away from the fire
Ateşten uzaklaş
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan gitmek
I need to get away from this city
Bu şehirden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
pas geçmek
bir şeye katılmamaya karar vermek
I will pass on the offer
Teklifi pas geçeceğim
vefat etmek
hayatını kaybetmek
He passed on last night
Dün gece vefat etti
uzatmak
bir şeyi birine vermek
Please pass on the water
Lütfen suyu uzatın
iletmek
bir şeyi başkasına aktarmak
I will pass on the message
Mesajı ileteceğim
gün doğumu
In scenegüneşin gökyüzünde ilk kez göründüğü an
I love watching the sunrise
Gün doğumunu izlemeyi seviyorum
el sallamak
In sceneselamlaşmak veya vedalaşmak için elini hareket ettirmek
Wave hello to your grandmother
Büyükannene el salla
dalga
suyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
kaçınılmaz
In sceneolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır
arduvaz
In scenedüz ve ince parçalar halinde ayrılabilen bir taş
The roof is made of slate
Çatı arduvazdan yapılmıştır
aday listesi
bir etkinlik veya seçim için belirlenmiş adaylar grubu
The party announced their slate of candidates
Parti aday listesini açıkladı
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
huzura kabul
In sceneönemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
içinde
In scenebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
nefes alma
In scenevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
ikna etmek
In scenebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
tehdit
In scenezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
düşman
In scenesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
varis
In scenebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
sadakat
In scenegüçlü ve sadık bağlılık
He swore fealty to the king
Krala sadakat yemini etti
hesap
In scenekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
kız evlat
In scenebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
kız çocuk
bir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
parola
In scenebir şeye erişmek için kullanılan gizli sayı veya kelime
She forgot her account passcode
Hesap parolasını unuttu
şifre
sisteme girmek için kullanılan gizli kelime veya sayı
Enter your passcode to unlock
Kilidi açmak için şifreni gir
giriş kodu
bir yere erişim sağlamak için kullanılan gizli sayı veya kelime
The system requires a passcode
Sistem bir giriş kodu gerektiriyor
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
In scenebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
hayal kırıklığına uğratan
In scenebeklentileri karşılamayıp üzüntü veren
The result was disappointing
Sonuç hayal kırıklığına uğratıcıydı
yol göstermek
In sceneyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
ahit
In sceneresmi bir söz veya anlaşma
They signed a sacred covenant
Kutsal bir ahit imzaladılar
sızmak
In scenegizlice bir yere veya gruba girmek
Spies infiltrated the organization
Casuslar örgüte sızdı
zekâ
In scenehızlı düşünme yeteneği
He is known for his quick wit
Hızlı zekasıyla tanınır
zeka
düşünme ve anlama yeteneği
She has the wit to solve the problem
Sorunu çözecek zekaya sahip
yerine
bir şeyin yerine
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
yerine
başka bir şeyin yerine
I had tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
şimdiye kadar
In sceneşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
deri
In scenehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
kabul etmek
In scenebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
mantıklı
In scenemakul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
hissetmek
zihin veya duygularla bir şeyi fark etmek
I can sense the danger
Tehlikeyi hissedebiliyorum
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissiyat
güçlü bir duygu
He had a sense of relief
Bir rahatlama hissi vardı
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
berbat olmak
In sceneçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
aşılamak
In scenehastalıkları önlemek için aşı uygulamak
They will inoculate the children against the flu
Çocukları gribe karşı aşılayacaklar
kısa
In scenekısa süren
It was a brief meeting
Kısa bir toplantıydı
bilgilendirmek
birine önemli bilgileri vermek
The boss briefed the team
Patron ekibi bilgilendirdi
özet
kısa yazılı rapor veya özet
I read the brief before the meeting
Toplantıdan önce özeti okudum
külot
dar kesim erkek iç çamaşırı
He bought a new pair of briefs
Yeni bir külot aldı
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
cesaret
In scenetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
ortaya çıkarmak
In scenegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
arkadaşlar
In scenetanıdığınız ve sevdiğiniz kişiler
I have many friends
Çok fazla arkadaşım var
arkadaş
sevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yardım etmek
In scenebirine destek sağlama eylemi
He is helping me with my homework
Ödevimle bana yardım ediyor
yardım etme
birine destek veya yardım verme
Helping others is a good thing
Başkalarına yardım etmek iyi bir şeydir
porsiyon
bir kişiye servis edilen yemek miktarı
I would like a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
yardım
destek veya katkı sunma işi
Thank you for your helping
Yaptığın yardım için teşekkür ederim
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
takas etmek
In scenebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
ticaret
mal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
ekipman
In scenebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
zayıflık
In scenegüçsüz olma durumu
She felt a sudden weakness
Ani bir zayıflık hissetti
zaaf
bir şeye karşı koyamadığınız aşırı düşkünlük
I have a weakness for chocolate
Çikolataya karşı bir zaafım var
cariye
In scenebir erkekle nikahsız olarak birlikte yaşayan kadın
She lived as his concubine
Onun cariyesi olarak yaşadı
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
rahatsız etmek
In scenebirinin işini veya vaktini bölmek
I do not want to intrude on your work
İşini bölmek istemiyorum
izinsiz girmek
istenmediği bir yere girmek
He intruded into the office
Ofise izinsiz girdi
karışmak
istenmediği bir duruma veya konuya dahil olmak
I do not want to intrude in your private life
Özel hayatına karışmak istemiyorum
izinsiz girmek
istenmeyen bir yere veya duruma girmek
People should not intrude on your privacy
İnsanlar özel hayatınıza izinsiz girmemeli
imzalamak
In scenebir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
işaret
bilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
dedi
In scenesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
dile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
terörist
In scenesiyasi amaçlar doğrultusunda şiddete başvuran kimse
He was labeled as a terrorist
O, bir terörist olarak damgalandı
terörist
siyasi hedefler için şiddet kullanan kişi
The police arrested the terrorist
Polis teröristi tutukladı