

Arrow — Season 4 Episode 7
Words & meanings
717 words
CEFR level
konum
In scenebir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
boğmak
In scenenefes yolunu kapatarak nefessiz bırakmak
The thick smoke choked him
Yoğun duman onu boğdu
boğulmak
boğazına bir şey kaçmasıyla nefes alamamak
He choked on a piece of apple
Bir elma parçasıyla boğuldu
boğulmak
nefes alamamak
He began to choke
Boğulmaya başladı
tıkanmak
bir şeyin boğaza takılması
I choked on a peanut
Bir fıstık yüzünden tıkandım
D eksi notu
not sistemindeki düşük bir geçer not
I barely passed the class with a D minus
D eksi notuyla dersten zor geçtim
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
ana konuşma
In scenebir etkinliğin en önemli kısmı
The CEO gave the keynote speech
CEO ana konuşmayı yaptı
açıkça
herkes tarafından bilinen
The secret is now out in the open
Sır artık herkesçe biliniyor
tımarhane
akıl hastalarının tedavi gördüğü yer
The doctor sent him to a looney bin
Doktor onu tımarhaneye gönderdi
uzmanlık alanı
In scenebirinin beceri veya bilgi alanı
That project is right in his wheelhouse
O proje tam onun uzmanlık alanı
dümen evi
gemide dümenin bulunduğu kapalı bölüm
The captain stayed in the wheelhouse
Kaptan dümen evinde kaldı
farklı
In sceneaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
uygun
In sceneyeterli veya tatmin edici
The price is ok
Fiyat uygun
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
OK I will do it
Tamam bunu yapacağım
çok miktar
büyük sayıda veya miktarda olan
I have an ok of work to do
Yapacak çok miktarda işim var
çok
büyük bir derecede
This song is ok good
Bu şarkı çok iyi
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
karar
In scenebir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
telefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
kostüm
In scenebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yaşayan ölü
In sceneölümden sonra yeniden canlanmış olan
Zombies are undead creatures
Zombiler yaşayan ölü yaratıklardır
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
kesin
In scenekesin bir cevap veren veya en güvenilir olan
We need a definitive answer
Kesin bir cevaba ihtiyacımız var
çelişmek
In scenefarklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çatışma
ciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var
hariç
In scenedahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
That is a swell idea
Bu harika bir fikir
şişmek
büyümek veya şişmek
My ankle began to swell
Ayak bileğim şişmeye başladı
kusursuz
çok iyi veya tam olarak doğru
Your outfit is on point
Kıyafetin kusursuz
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
elde etmek
In scenebir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
güvenli
tehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
aksine
In scenebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
blok
In sceneiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
artık söz konusu değil
artık mümkün olmayan veya değerlendirmeye alınmayan
The offer is off the table
Teklif artık söz konusu değil
olağandışı
In scenenormal olmayan
His behavior was atypical
Onun davranışı olağandışıydı
yük
In sceneağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
tesis
In scenebelirli bir faaliyet için kullanılan yer
This is a great sports facility
Bu harika bir spor tesisi
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
ideal
In scenemümkün olan en iyi veya en uygun olan
This is the ideal place for a picnic
Burası piknik için ideal bir yer
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
devirmek
bir şeyin düşmesine neden olmak
I knocked over the vase
Vazoyu devirdim
sarı
In scenegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
sokuşturmak
In scenebir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
unutmak
aklından çıkmak
The date slipped my mind
Tarih aklımdan çıktı
kağıt parçası
küçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
kaymak
dengesini kaybedip kaymak
I slipped on the ice
Buzda kaydım
açıklama
In scenebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
eğitmek
In scenebir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
tren
raylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
kör nokta
bir kişinin bilgi veya anlayış eksikliğinin olduğu alan
Everyone has a blind spot
Herkesin bir kör noktası vardır
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
daha iyi durumda
daha avantajlı bir durumda olmak
You would be better off staying home
Evde kalsan daha iyi olur
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
nezaketsiz
In scenenazik olmayan veya düşüncesizce davranan
That was an indelicate comment
Bu nezaketsiz bir yorumdu
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
bulaştırmak
In scenezararlı bir mikrobu birine veya bir şeye geçirmek
The virus can infect many people
Virüs birçok kişiye bulaşabilir
yarım
In scenebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
yüksek fiyata
normalden daha pahalı olan
Parking is at a premium here
Burada park yeri çok değerli
işe almak
In scenebir gruba veya işe katılacak kişiler bulmak
The company wants to recruit new staff
Şirket yeni personel işe almak istiyor
yeni üye
bir gruba veya organizasyona yeni katılan kimse
We welcomed the new recruit
Yeni üyeyi aramıza kabul ettik
karşılaşma
In scenebiriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak
I had a brief encounter with an old friend
Eski bir arkadaşımla kısa bir karşılaşmam oldu
karşılaşmak
beklenmedik bir şekilde biriyle veya bir durumla yüz yüze gelmek
I did not expect to encounter him there
Onunla orada karşılaşmayı beklemiyordum
karşılaşmak
beklenmedik bir durum veya olayla yüz yüze gelmek
I encountered many problems
Birçok sorunla karşılaştım
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
etkisinde
alkol veya uyuşturucu madde tesiri altında kalmış
He was driving under the influence of alcohol
Alkol etkisinde araç kullanıyordu
kullanmak
In scenebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
tuz
In sceneyemeklere tat vermek için kullanılan yaygın bir mineral
Pass me the salt, please
Lütfen tuzu uzat
tuzlamak
yiyeceğin üzerine tuz eklemek
You should salt the meat before cooking it
Eti pişirmeden önce tuzlamalısın
sentetik
In scenedoğal olmayan, insan tarafından üretilmiş
This fabric is synthetic
Bu kumaş sentetiktir
riske atmak
In scenebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
takas etmek
In scenebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
ticaret
mal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
satış mağazası
In scenebir şeyler satın aldığınız yer
He bought shoes at the outlet
Ayakkabıları satış mağazasından aldı
priz
duvardaki elektrik bağlantı noktası
Where is the electrical outlet?
Elektrik prizi nerede?
çıkış yolu
duyguların veya enerjinin dışarı aktarıldığı yol
Art is a great emotional outlet
Sanat harika bir duygusal çıkış yoludur
yayın kuruluşu
haberleri aktaran kuruluşlar
Several news outlets covered the event
Birçok yayın kuruluşu olayı haberleştirdi
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kendine acıma
kişinin kendi durumuna üzülmesi
He is full of self pity
O tamamen kendine acıyor
acınma
kişinin kendine karşı duyduğu hüzün
Stop this self pity
Bu acınmayı bırak
kendi durumuna üzülme
kişinin başına gelenlere karşı hissettiği acıma duygusu
Dont wallow in self pity
Kendi durumuna üzülmeyi bırak
kendine acıma
kendi sorunları yüzünden üzgün hissetme durumu
Self pity will not solve your problems
Kendine acıma sorunlarını çözmeyecek
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
dosya
In scenebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
onaylamak
In scenebir şeyi veya birini resmen desteklediğini açıklamak
The politician refused to endorse the new policy
Politikacı yeni politikayı onaylamayı reddetti
desteklemek
bir markayı veya ürünü reklam yoluyla halka önermek
Many actors endorse luxury watches
Birçok oyuncu lüks saatleri destekler
yeniden adlandırma
In scenebir şeye yeni bir isim verme
I am renaming the folder
Klasörü yeniden adlandırıyorum
kampanya
In scenebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
In scenebelirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
yüzleşmek
In scenezor bir durumla başa çıkmak
He is facing his fears
Korkularıyla yüzleşiyor
bakmak
önü bir yöne dönük olmak
The house is facing the sea
Ev denize bakıyor
dönük
bir yöne doğru çevrilmiş
The painting is facing the wall
Tablo duvara dönük
pislik
kötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
adi herif
sevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
zırhlı
In scenesavunma için sert bir tabaka ile kaplanmış
The armored car is strong
Zırhlı araç güçlüdür
sosyal çevre
bir kişinin toplumsal statüsü veya mesleği
People from all walks of life were invited
Her kesimden insan davet edildi
yaşam biçimi
bir kişinin işi veya toplumsal kökeni
They come from different walks of life
Farklı hayat kesimlerinden geliyorlar
yanlış
In scenedoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
zirve
In scenebir dağın en yüksek noktası
We climbed to the mountaintop
Dağın zirvesine tırmandık
kardeş
In scenebir kişinin erkek veya kız kardeşi
Do you have any siblings?
Hiç kardeşin var mı?
kardeş
birinin erkek veya kız kardeşi
I have only one sibling
Sadece bir kardeşim var