

Arrow — Season 4 Episode 14
Words & meanings
762 words
CEFR level
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bildirmek
In scenebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
başlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
kız
In scenegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
Look at that chick over there
Şuradaki kıza bak
kız
genç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
She is a cool chick
O havalı bir kız
civciv
özellikle tavuk yavrusu olan küçük kuş
The chick is yellow
Civciv sarıdır
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
devriye gezmek
In scenebir bölgeyi güvenli tutmak için denetlemek
The police patrol the neighborhood
Polis mahallede devriye geziyor
devriye
bir alanı korumak için dolaşan güvenlik ekibi
The police patrol walked down the street
Polis devriyesi caddede yürüdü
asit
In sceneaşındırıcı özelliği olan kimyasal madde
The acid dissolved the metal
Asit metali eritti
asit
ekşi tadı olan kimyasal madde
Lemons contain citric acid
Limonlar sitrik asit içerir
yapı
In sceneinşa edilmiş nesne
This is an ancient structure
Bu antik bir yapıdır
yapı
parçaların düzenlenme şekli
The structure of the book is clear
Kitabın yapısı net
yapılandırmak
parçaları belirli bir düzene göre ayarlamak
You should structure your essay well
Kompozisyonunu iyi yapılandırmalısın
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
meraklı
In sceneyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
eyvah
küçük bir sorun veya hata olduğunu belirtmek için kullanılır
Oh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
eyvah
şaşkınlık veya endişe belirtmek için kullanılan bir ses
Oh oh, look at that
Eyvah, şuna bak
eyvah
bir şeyler ters gittiğinde çıkarılan ses
Oh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yatmak
In scenebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He tried to nail her
Onunla yatmaya çalıştı
çivi
In sceneince ve sivri metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekice vurdum
tırnak
parmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
suçunu kanıtlamak
birinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
kesinlik
In scenetam ve doğru olma durumu
This job requires high precision
Bu iş yüksek kesinlik gerektirir
başa çıkmak
In scenezor bir durumun üstesinden gelmek
She learned how to cope with stress
Stresle nasıl başa çıkacağını öğrendi
başa çıkmak
zor bir durumla mücadele etmek
He is learning to cope with stress
Stresle başa çıkmayı öğreniyor
başa çıkmak
zor bir durumla uğraşmak
He learned how to cope with stress
Stresle nasıl başa çıkacağını öğrendi
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
köpüklü şarap
In sceneköpüklü şarap için kullanılan gayriresmi bir kelime
Let's open a bottle of bubbly
Bir şişe köpüklü şarap açalım
köpüklü
içinde küçük hava kabarcıkları olan
This drink is very bubbly
Bu içecek çok köpüklü
desen
In scenetekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kalıp
bir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
bahane
In scenebir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affetmek
In scenebirini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
bağışlamak
bir hatayı hoş görmek
Please excuse my lateness
Lütfen gecikmemi bağışlayın
berbat
In sceneçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
hemen sonra
bir olaydan hemen sonra
I will call you right after the meeting
Toplantıdan hemen sonra seni arayacağım
ironi
In scenekelimelerin gerçek anlamının tersini ifade etmek için kullanılması
It is a strange irony that the teacher failed the test
Öğretmenin sınavdan kalması garip bir ironi
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
sadece
In scenebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
devam etmek
In sceneilerlemek veya bir işe devam etmek
Please proceed to the next step
Lütfen bir sonraki adıma geçin
kaynaklanmak
bir yerden veya kaynaktan ortaya çıkmak
His success proceeds from hard work
Başarısı çok çalışmaktan kaynaklanıyor
ilerlemek
ileriye doğru hareket etmek
Please proceed to the next room
Lütfen bir sonraki odaya ilerleyin
gelir
bir etkinlikten elde edilen para
All proceeds go to charity
Tüm gelirler hayır kurumuna gidiyor
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
sohbet
In scenekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
şema
In scenebir şeyin nasıl çalıştığını gösteren basit bir çizim
This is a simple schematic
Bu basit bir şemadır
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
saklanmak
In scenegöz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
saklamak
bir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
eksik olmak
In scenegerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
istihbarat
In scenebir durum hakkındaki gerçekler veya detaylar
We need more intel on the enemy
Düşman hakkında daha fazla istihbarata ihtiyacımız var
sonlandırma
In scenebir sürecin veya durumun bitirilmesi eylemi
They announced the sudden termination of the project
Projenin ani sonlandırıldığını duyurdular
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yazı tura
para atılarak yapılan seçim
We decided with a coin toss
Yazı tura atarak karar verdik
sırlar
In scenebaşkalarından gizli tutulan şeyler
Everyone has some secrets
Herkesin bazı sırları vardır
sırlar
başkalarından gizlenen bilgiler
I have many secrets
Birçok sırrım var
ortaya çıkmak
In scenebir durumun zamanla belirgin hale gelmesi
We watched the story unfold
Hikayenin nasıl geliştiğini izledik
açmak
katlanmış bir şeyi açmak
She unfolded the map
Haritayı açtı
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
sonunda
In sceneuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
eve gitmek
yaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
soluk soluğa kalmak
In sceneyorgunluktan veya kızgınlıktan ağır nefes almak
He started to puff after running
Koştuktan sonra soluk soluğa kaldı
pudra ponponu
In scenemakyaj pudrası sürmek için kullanılan yumuşak ped
She used a puff for her powder
Pudrası için bir ponpon kullandı
nefes
içine çekilen az miktar duman
He took a puff of the cigarette
Sigaradan bir nefes çekti
şişirmek
havayla doldurarak bir şeyi kabartmak
The baker will puff the pastry
Fırıncı hamur işini kabartacak
görmek
In scenebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
nazikçe
In scenenazik veya yumuşak bir şekilde
She smiled kindly at the child
Çocuğa nazikçe gülümsedi
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kışkırtmak
birinin güçlü bir duygu hissetmesini sağlamak
Don't work yourself up
Kendini boşuna heyecanlandırma
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya planlamak
He worked up a new plan
Yeni bir plan hazırladı
tetkik
bir durumun veya hastanın ayrıntılı incelenmesi
The doctor ordered a full workup
Doktor tam bir tetkik istedi
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
canlı
In sceneçalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
In scenebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
şapka
In scenebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
arkadaşlar
In sceneyakın arkadaşlar
We are best buddies
Biz en yakın arkadaşlarız
parti hediyesi
partilerde konuklara verilen küçük hediye
Each guest received a party favor
Her konuk bir parti hediyesi aldı
dolar
In sceneABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
yönlendirmek
In scenebir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
-e doğru
In scenebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
koruma
In scenebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
korumak
güvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
bakmak
birine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
bebeğim
In scenesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
iğne
In sceneeşyaları bir arada tutmak için kullanılan ince metal parça
She used a pin
Bir iğne kullandı
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
suç atmak
birini bir şeyden sorumlu tutmak
They tried to pin the crime on him
Suçu onun üzerine atmaya çalıştılar
labut
bowling oyununda devrilmesi gereken nesne
He knocked down all the pins
Tüm labutları devirdi
yerleştirilebilir
In scenevücut içine yerleştirilmeye uygun
This device is implantable
Bu cihaz vücuda yerleştirilebilir
implant
In scenecerrahi müdahale ile vücuda yerleştirilen cihaz
The doctor checked the implantable
Doktor implantı kontrol etti
anket
In scenebilgi toplamak için yapılan araştırma
We conducted a survey
Bir anket yaptık
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
The inspector surveyed the building carefully
Müfettiş binayı dikkatlice inceledi
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
ikili hayat
bir kişinin herkesten gizlediği ikinci bir yaşam
He led a double life for years
Yıllarca ikili bir hayat sürdü
bitiş
In scenebir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
paketlemek
bir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
kavramak
bir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
sağlık hizmetleri
In scenetıbbi hizmetlerin organize bir şekilde sunulması
Access to quality healthcare is important
Kaliteli sağlık hizmetlerine erişim önemlidir
arkasında
In scenebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
galon
In scene4 kuartlık hacim ölçü birimi
He bought a gallon of milk
Bir galon süt aldı
rahatsız etmek
In scenebirini kızdırmak veya hayal kırıklığına uğratmak
His constant questions began to vex me
Sürekli sorduğu sorular beni rahatsız etmeye başladı
belediye başkanlığı ile ilgili
In scenebelediye başkanlığı makamı veya göreviyle ilgili
The mayoral election will be held next month
Belediye başkanlığı seçimi gelecek ay yapılacak