

Arrow — Season 5 Episode 22
Words & meanings
670 words
CEFR level
kumlu
In scenegörüntü kalitesi düşük ve noktacıklı olan
The old video is quite grainy
Eski video oldukça kumlu
pütürlü
pürüzlü ve taneli bir yüzeye sahip olan
The wood has a grainy surface
Ahşabın pütürlü bir yüzeyi var
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
başarısızlık
In sceneistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
hapishane
In scenesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
In scenesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
varsayımsal olarak
In scenegerçek değil, hayal edilen bir şekilde
Hypothetically, what would you do?
Varsayımsal olarak, ne yapardın?
teorik olarak
hayal edilen veya mümkün olan bir şekilde
This is hypothetically possible
Bu teorik olarak mümkün
sorumsuz
In scenesorumluluk bilinci göstermeyen
He is very irresponsible
O çok sorumsuz
sorumsuz
davranışlarının sonuçlarını düşünmeyen
He was irresponsible with his money
Parası konusunda sorumsuzdu
psikolojik
In scenezihin veya duygularla ilgili
This is a psychological problem
Bu psikolojik bir problem
morarmış
In scenedarbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
He had a bruised arm after the fall
Düşüşten sonra kolu morarmıştı
ısı imzası
bir nesnenin yerini belirleyen ısı izi
The sensor detected a heat signature
Sensör bir ısı imzası tespit etti
güvenli
In scenetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
tehlikeye atmak
In scenebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
itibarını zedelemek
birinin itibarına zarar vermek
His actions compromised his reputation
Davranışları itibarını zedeledi
uzlaşma
her iki tarafın da isteklerinden bir kısmından vazgeçerek orta yolu bulması
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
duygusal yük
In scenekişinin şu anını etkileyen geçmiş problemleri
He has a lot of emotional baggage
Onun çok fazla duygusal yükü var
bagaj
seyahat için kullanılan bavul ve çantalar
Where can I leave my baggage
Bagajımı nereye bırakabilirim
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
güvenlik kamerası
güvenliği sağlamak için çevreyi izleyen ve kaydeden cihaz
There is a security camera in the shop
Dükkanda bir güvenlik kamerası var
şerefe
In sceneiçki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
In scene1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
sığınak
In scenekoruma amacıyla yapılmış güçlü yapı
They hid in the bunker
Sığınakta saklandılar
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
görür görmez
birini veya bir şeyi görür görmez hemen
He was ordered to shoot on sight
Görür görmez ateş etmesi emredildi
açıkçası
In scenedürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
teklif
In scenebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
ikram etmek
birine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
koca
In sceneevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
durum
belirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
dağ sıçanı
In scenebüyük bir sincaba benzeyen Kuzey Amerika hayvanı
The groundhog came out of its hole
Dağ sıçanı deliğinden dışarı çıktı
sakinleştirilmiş
In sceneilaç verilerek uyuşturulmuş veya uyutulmuş
The animal was tranqed before the operation
Hayvan operasyondan önce sakinleştirildi
deh
In sceneatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
şaşırtmak
In scenebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
In scenebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
In scenebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sonra
In scenedaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
sadece
In scenesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
iş arkadaşı
In scenebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
soğutmak
birinin bir şeye olan ilgisini kaybetmesine neden olmak
His bad temper turned her off
Kötü huyu onu soğuttu
sapak
ana yoldan ayrılan küçük yol
Take the next turn off
Bir sonraki sapağa girin
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
kapatmak
bir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kapatmak
bir cihazı düğmeye basarak durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapat
kafasını boşaltmak
bir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
beyin sarsıntısı
In scenekafaya alınan darbe sonucu oluşan geçici beyin hasarı
He has a concussion
Beyin sarsıntısı var
hile
In scenebirini aldatmak için kurulan kurnazca plan
It was a clever ruse
Bu kurnazca bir hileydi
rakip
In scenesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
He is a formidable adversary
O dişli bir rakiptir
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
kalmak
In scenevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
amaç
In scenebir kişinin ulaşmak istediği hedef veya niyet
My aim is to learn English
Amacım İngilizce öğrenmek
nişan almak
bir şeyi belirli bir hedefe doğru yöneltmek
He aimed at the target
Hedefe nişan aldı
amaçlamak
birini memnun etmek için bir şeyler yapmaya çalışmak
We aim to please our customers
Müşterilerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz
saçmalık
In scenemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
pedikür
In sceneayaklar ve ayak tırnakları için yapılan güzellik bakımı
I need a pedicure
Bir pediküre ihtiyacım var
pedikür
ayak ve ayak tırnaklarına uygulanan bakım işlemi
I am going to get a pedicure
Bugün pedikür yaptırmaya gidiyorum
suikastçı
In scenepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
eski
In scenedaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
alıp götürmek
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Please take the plates away
Lütfen tabakları alıp götürün
cevap
In scenebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
benlik
In scenekişinin kendi varlığıyla ilgili algısı
He has a strong ego
Güçlü bir benliği var
ego
In scenekişinin kendisini aşırı önemli görmesi
His ego is too big
Egosu çok büyük
ego
kişinin kendi değerine dair düşüncesi
His big ego prevented him from apologizing
Büyük egosu özür dilemesine engel oldu
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
bozulmamış
In scenekırılmamış veya hasar görmemiş
The glass remained intact
Bardak sağlam kaldı
mahkum
In scenetutuklu veya hapsedilmiş kişi
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden kaçtı
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
acı
In sceneyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
ızdırap
In scenefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
hoş karşılanan
In scenememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
omuz
In scenekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
gazete
In scenegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
vadi
In scenetepeler veya dağlar arasındaki alçak arazi
The village is in a beautiful valley
Köy güzel bir vadide
haberleşme cihazları
In scenehaberleşmek için kullanılan ekipmanlar
We lost contact when our comms failed
Haberleşme cihazlarımız bozulduğunda bağlantımız koptu
iletişim departmanı
bir organizasyonun halkla ilişkiler ve şirket içi iletişimi yürüten bölümü
I contacted the comms team for help
Yardım için iletişim departmanıyla görüştüm
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
sözcü
In scenebir grup veya kuruluş adına konuşan kişi
The company spokesperson answered questions
Şirket sözcüsü soruları yanıtladı
yandaş
In scenebir liderin yardımcısı veya takipçisi olan kimse
He is a dedicated acolyte of the leader
O liderin sadık bir yandaşıdır
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
pes etmek
direnmeyi bırakmak
He finally gave in
Sonunda pes etti
teslim olmak
savaşmayı veya direnmeyi bırakmak
They decided to give in eventually
Sonunda teslim olmaya karar verdiler
fırlatma yıldızı
fırlatılmak için kullanılan keskin ve yıldız şeklinde bir nesne
The ninja used a throwing star
Ninja bir fırlatma yıldızı kullandı
kostüm giymek
başka birine veya bir şeye benzemek için kıyafet giymek
She dressed up as a ghost
Hayalet kılığına girdi
şık giyinmek
resmi veya gösterişli kıyafetler giymek
I love to dress up for weddings
Düğünler için şık giyinmeyi severim
süslemek
bir hikayeyi detaylar ekleyerek daha ilginç hale getirmek
He likes to dress up his stories
Hikayelerini süslemeyi sever
giyinmek
üzerine kıyafet giymek
She decided to dress up for the party
Parti için giyinmeye karar verdi
en korkunç
In sceneen çok korku veren veya ürkütücü olan
This is the scariest movie I have ever seen
Bu şimdiye kadar izlediğim en korkunç film
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam