

Breaking Bad — Season 3 Episode 8
Words & meanings
609 words
CEFR level
havlama
In scenebir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
ağaç kabuğu
bir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
havlama
köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
eylem
In scenebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
mahvetmek
In scenebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
geçmek
bir alanın içinden geçmek, genellikle bir uyarı olarak kullanılır
Please come through
Lütfen geçin
başarmak
istenilen bir sonucu elde etmek veya sözünü tutmak
He came through for us
Bizim için durumu kurtardı
sözünü tutmak
birine verilen sözü yerine getirmek
He came through for us in the end
Sonunda bize karşı sözünü tuttu
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
boyut
In scenebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
beden
bir nesnenin standart ölçüsü
I need a smaller size
Daha küçük bir bedene ihtiyacım var
boyut
nesnelerin fiziksel büyüklüğü
The size of the box is small
Kutunun boyutu küçük
beden
giysiler için kullanılan ölçü
Do you have this shirt in my size
Bu gömleğin benim bedenim var mı
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
sol
In scenesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
ince
In scenekalınlığı az olan
This paper is very thin
Bu kağıt çok ince
seyrekleşmek
yoğunluğun azalması
The crowd began to thin
Kalabalık seyrekleşmeye başladı
seyreltmek
miktarını azaltmak
We need to thin the trees
Ağaçları seyreltmemiz gerekiyor
ince
kalınlığı az olan
This paper is very thin
Bu kağıt çok ince
çift kabuklu
In sceneiki parçalı kabuğu olan bir yumuşakça
Clams are a type of bivalve
İstiridyeler bir tür çift kabukludur
ürkütücü
In scenekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
berbat
In sceneçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kardiyoloji
In scenekalp hastalıklarının incelenmesi ve tedavisi
He is studying cardiology
Kardiyoloji okuyor
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
tanıdık gelmek
bir şeyi hatırlatmak veya tanıdık gelmek
That name rings a bell
Bu isim tanıdık geliyor
tanıdık gelmek
bir şeyin size yabancı gelmemesi
That name rings a bell
O isim bana tanıdık geliyor
anımsatmak
birine bir şeyi hatırlatmak
Does that story ring a bell
O hikaye sana bir şey hatırlatıyor mu
ölmek
yaşamın son bulması
He finally kicked the big one
Sonunda hayata veda etti
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
asistoli
In scenekalbin elektriksel faaliyetinin durması
The monitor showed asystole
Monitörde asistoli görüldü
genel
In scenebirçok şeyi kapsayan veya belirli olmayan
This is a general rule
Bu genel bir kuraldır
general
ordudaki yüksek rütbeli subay
He is a general in the army
O, orduda bir generaldir
hâlâ
In sceneşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
kurmak
bir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
brakiyal
In scenekol ile ilgili
The doctor checked the brachial pulse
Doktor brakiyal nabzı kontrol etti
sekiz
In scenesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
suçlamak
In scenebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
zorunlu olarak
In scenekaçınılması mümkün olmayan bir şekilde
This change will necessarily lead to problems
Bu değişiklik zorunlu olarak sorunlara yol açacaktır
mutlaka
kaçınılmaz olmayan bir biçimde
That is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değil
diğerleri
In scenebahsedilenlerin dışındaki kişiler veya şeyler
He took one and left the others
Birini aldı ve diğerlerini bıraktı
kişi
bir insan bireyi
One must respect others
Kişi başkalarına saygı duymalıdır
başkaları
kendisi dışında kalan diğer insanlar
We should be kind to others
Başkalarına karşı nazik olmalıyız
ekipman
In scenebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
korkarım ki
In scenekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
hayvan
In scenebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
iyileşme
In scenehastalık veya yaralanma sonrası iyileşme süreci
He made a full recovery
Tamamen iyileşti
kurtarma
bir şeyi geri alma süreci
The team focused on the recovery of the lost data
Ekip kayıp verilerin kurtarılmasına odaklandı
sahibi
In scenebir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
sahip
bir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
ipliksi
In sceneiplik gibi ince olan
His pulse was weak and thready
Nabzı zayıf ve ipliksiydi
saklamak
In scenebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
derinden
In sceneçok yoğun veya büyük ölçüde
I am deeply sorry for what happened
Olanlar için derinden üzgünüm
çatı
In scenebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
stres
In sceneendişeli veya baskı altında hissetme durumu
Work causes me a lot of stress
İş bana çok stres yaşatıyor
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
endişe veya baskı duygusu
I feel a lot of stress at work
İşte çok stres hissediyorum
doğru
In scenehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
ikram etmek
In scenebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
tanıdık
In scenedaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
sorumluluk
In sceneyerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
sorumluluk
yapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
hemen
In scenebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
yer
In scenebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
damar yolu
In scenedamara sıvı veya ilaç vermek için kullanılan hat
The IV is in my arm
Damar yolu kolumda
serum
damar yoluyla vücuda verilen sıvı
The doctor started an IV for the patient
Doktor hastaya serum taktı
damar yolu
damardan doğrudan ilaç verme yöntemi
The doctor started an IV
Doktor damar yolu açtı
çatal
In sceneyemek yemek için kullanılan dişli araç
I eat pasta with a fork
Makarnayı çatalla yerim
çatallanmak
iki parçaya ayrılmak
The road forks here
Yol burada ikiye ayrılıyor
koleksiyon
In scenebir araya getirilmiş nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
bir kişinin bir araya getirdiği nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
teslim alma
sipariş edilen bir şeyi alma işlemi
You can come for the collection of your order
Siparişinizi teslim almak için gelebilirsiniz
sabırla
In scenesükunet ve hoşgörü göstererek
He waited patiently for the bus
Otobüsü sabırla bekledi
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
bağlantı
In sceneiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
hasta
In scenetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
sıcaklık
In scenebir şeyin ne kadar sıcak veya soğuk olduğu
The temperature is high today
Bugün sıcaklık yüksek
hava
bir sosyal ortamda hissedilen rahatlık veya kabul düzeyi
She checked the temperature of the meeting before speaking
Konuşmadan önce toplantının havasını yokladı
kota
In sceneizin verilen veya gereken sabit miktar
The company has a monthly sales quota
Şirketin aylık bir satış kotası var
gelgit
In scenedeniz seviyesinin yükselip alçalması
The tide is coming in
Gelgit yükseliyor
idare ettirmek
birinin zor bir dönemi atlatmasına yardım etmek
This money will tide me over until payday
Bu para maaş gününe kadar beni idare ettirecek
gelgit
deniz seviyesinin alçalıp yükselmesi
The tide is coming in
Gelgit yükseliyor
ışık
In scenegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
taze hava
temiz ve ferah hava
I need some fresh air
Biraz taze havaya ihtiyacım var
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
başlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
aynen
güçlü bir onay veya coşku göstermek için kullanılır
Right on! I agree with you
Aynen! Sana katılıyorum
silah sesi
In scenebir silahın ateşlenmesiyle çıkan ses
I heard a gunshot
Bir silah sesi duydum
aslında
In scenebir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
gül çalısı
In scenegül veren dikenli bitki
There is a large rosebush in the garden
Bahçede büyük bir gül çalısı var
bakteri dolu
zararlı bakterilerle dolu
This water is bacteria infested
Bu su bakteri dolu
ezmek
bir araçla üzerinden geçmek
The car ran over a nail
Araba bir çivinin üzerinden geçti
hızlıca gitmek
bir yere çabucak gitmek
I will run over to your house
Evine hızlıca uğrayacağım
ezmek
bir taşıtla birine veya bir hayvana çarpmak
The car ran over the cat
Araba kediyi ezdi
ezmek
bir taşıtın birine veya bir şeye çarpıp üzerinden geçmesi
The car ran over the cat
Araba kediyi ezdi