Extra English — Season 1 Episode 9
Words & meanings
356 words
CEFR level
yaklaşık
bir sayı veya miktarın tam olmadığını belirtmek için kullanılır
It is about five o clock
Saat yaklaşık beş
hakkında
bir konu veya bir kişiyle ilgili olan
I read a book about history
Tarih hakkında bir kitap okudum
üzere
bir eylemin çok kısa süre içinde gerçekleşeceğini göstermek için kullanılır
We are about to leave
Çıkmak üzereyiz
kaza
beklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
oyuncu
oyunlarda veya filmlerde rol alan kişi
He is a famous actor
O ünlü bir oyuncudur
aslında
bir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi duymak
I adore my grandmother
Büyükannemi çok seviyorum
reklam
bir ürünü veya hizmeti tanıtan duyuru
I saw an advert for the new phone
Yeni telefonun reklamını gördüm
temsilci
başka biri adına hareket eden kişi
He is my agent
O benim temsilcim
havalimanı
uçakların kalktığı ve indiği yer
I am going to the airport
Havalimanına gidiyorum
maalesef
üzüntü veya pişmanlık belirtmek için kullanılır
Alas, it was too late
Maalesef, çok geçti
uzaylı
başka bir gezegenden gelen varlık
The alien comes from Mars
Uzaylı Mars'tan geliyor
tamamen
bütünüyle veya eksiksiz şekilde
She was all dressed up
Tamamen giyinip kuşanmıştı
hepsi
bir şeyin tamamı veya toplam miktarı
Eat all your dinner
Yemeğinin hepsini ye
çoktan
beklenen zamandan önce tamamlanmış durum
I have already finished my homework
Ödevimi çoktan bitirdim
artık
bir şeyin hemen gerçekleşmesi için duyulan sabırsızlık
Stop talking already
Artık konuşmayı kes
her zaman
her zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
Amerikalı
Amerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
hayvan
bitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
başka bir
bir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
ulaşmak
bir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
bir yere vaktinde ulaşamamak
Do not arrive late for the class
Derse geç kalmayın
ulaşmak
bir noktaya varmak
They arrived at the city at noon
Şehre öğleyin ulaştılar
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
rica etmek
bir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
bir şeyi öğrenmek için soru sormak
Please ask him about the time
Lütfen ona zamanı sor
bilgi istemek
bir konuda bilgi talep etmek
I ask for the latest report
Son rapor hakkında bilgi istiyorum
seçme
oyunculuk veya şarkıcılık yeteneğini ölçmek için yapılan kısa sınav
She has an audition tomorrow
Yarın bir seçmesi var
seçme
bir rolü kapmak için sergilenen kısa performans
I failed my audition for the play
Oyun için girdiğim seçmelerde başarısız oldum
deneme performansı
bir sanatçının yeteneğini test etmek için yaptığı kısa gösteri
The dancer's audition was amazing
Dansçının deneme performansı harikaydı
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
önceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
perçem
alnın önüne düz kesilmiş saç
She has bangs
Saçında perçem var
seks yapmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They banged
Onlar seks yaptı
ev
birinin yaşadığı yer
This is my bang
Burası benim evim
gümbürtü
aniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang
Yüksek bir gümbürtü duydum
patlama
ani ve şiddetli ses
There was a loud bang in the garage
Garajda yüksek bir patlama sesi oldu
banka
paranın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
güzel
göze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
çünkü
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
yatak
uyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
yatak
yemeklerin üzerine konulduğu alt katman
Serve the meat on a bed of rice
Eti pirinç yatağında servis edin
yatmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He bedded her before they married
Evlenmeden önce onunla yattı
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
daha iyi
daha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
kan
vücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
sıkıcı
ilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
patron
başkalarına ne yapacağını söyleyen kişi
My boss is very kind
Patronum çok nazik
kutu
düz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
vay be
şaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
kırık
hasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
hamburgerler
kıyma etten yapılan ve sandviç ekmeği içinde servis edilen yiyecek
I ate two burgers for dinner
Akşam yemeği için iki tane hamburger yedim
ama
iki karşıt fikri bağlamak için kullanılan ifade
I want to go but I am tired
Gitmek istiyorum ama yorgunum
hariç
bir şeyin dışında tutmak için kullanılan ifade
Everyone was there but her
O hariç herkes oradaydı
itiraz
bir şey yapmamak için öne sürülen mazeret
There are no buts about it
Bunun hiçbir itirazı yok
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın almak
para ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
telefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
kamera
fotoğraf çekmeye veya video kaydetmeye yarayan cihaz
She bought a new camera
Yeni bir kamera satın aldı
kedi
küçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
kedi
tüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
ünlü
tanınmış kişi
She is a Hollywood celebrity
O, bir Hollywood ünlüsü
zincir
aynı şirkete ait işletmeler grubu
This coffee shop is part of a large chain
Bu kahve dükkanı büyük bir zincirin parçası
zincir
birbirine bağlı metal halkalar serisi
The bicycle chain is broken
Bisiklet zinciri kopmuş
zincirlemek
bir zincirle bağlamak veya tutmak
They chain the dog to the fence
Köpeği çite zincirliyorlar
zincir
birbirine bağlı benzer şeyler dizisi
This store is part of a large chain
Bu mağaza büyük bir zincirin parçası
değiştirmek
bir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
kanal
bir televizyon istasyonu veya frekansı
Change the channel
Kanalı değiştir
arsız
şakacı veya kendinden emin bir şekilde kaba
That was a cheeky comment
Bu arsızca bir yorumdu
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tıklamak
bir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kavramak
bir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
klik
ölçü veya derecede çok küçük bir birim
Turn the dial a few clicks to the right
Kadranı birkaç klik sağa çevir
anlaşmak
birbiriyle hemen uyum sağlamak
We clicked the moment we met
Tanıştığımız anda hemen anlaştık
tıklamak
bir cihazın düğmesine basmak
Click the button to save the file
Dosyayı kaydetmek için düğmeye tıklayın
gelmek
bir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak için gelmek
I will come for you at eight
Seni saat sekizde almaya geleceğim
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak amacıyla bir yere varmak
I will come for you later today
Bugün daha sonra seni almaya geleceğim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
almaya gelmek
birini veya bir şeyi götürmek amacıyla bir yere varmak
I came for my coat
Ceketimi almaya geldim
teslim almaya gelmek
bir şeyi teslim almak için bir yere varmak
He came for the mail
Postayı teslim almaya geldi
almaya gelmek
birini bulunduğu yerden alıp götürmek için gelmek
I came for my son at school
Okuldan oğlumu almaya geldim
üstüne gelmek
birine saldırmak veya zarar vermek amacıyla yaklaşmak
The dog came for the cat
Köpek kedinin üstüne geldi
ziyarete gelmek
birini veya bir yeri ziyaret etmek için gelmek
She came for a quick visit
Kısa bir ziyarete geldi
amaçla gelmek
belirli bir işi halletmek üzere bir yere varmak
I came for an interview
Görüşme için geldim
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
girmek
bir binaya veya odaya dışarıdan içeriye doğru ilerlemek
Please come in and sit down
Lütfen içeri girin ve oturun
devreye girmek
birinin veya bir şeyin yerine geçmek
A new manager will come in next month
Gelecek ay yeni bir müdür devreye girecek
moda olmak
bir şeyin aniden popüler hale gelmesi
Long skirts are coming in again
Uzun etekler tekrar moda oluyor
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
bulunmak
belirli bir biçim veya türde mevcut olmak
This phone comes in three colors
Bu telefon üç renkte bulunuyor
dahil olmak
bir grubun veya setin parçası olmak
Does the cover come in the price
Kapak fiyata dahil mi
devreye girmek
bir durumda önemli bir rol oynamak veya konuyla ilgili hale gelmek
That is where the law comes in
İşte kanun burada devreye giriyor
katılmak
bir sürece veya duruma dahil olmak
Please come in on this discussion
Lütfen bu tartışmaya katılın
eleştiri almak
eleştiri veya suçlamaya hedef olmak
He came in for a lot of criticism
Çok fazla eleştiri aldı
miras kalmak
genellikle büyük miktarda para veya mülk elde etmek
She came in for a large fortune
Ona büyük bir servet miras kaldı
maruz kalmak
bir şeye hedef olmak veya bir şeyi almak
The plan came in for a lot of criticism
Plan çok fazla eleştiriye maruz kaldı
yorum
bir olay hakkında yapılan sözlü veya yazılı değerlendirme
He provided a commentary on the movie
Film hakkında bir yorum yaptı
anlatım
bir olay sırasında yapılan sözlü açıklama
The game had an excellent commentary
Oyunun harika bir anlatımı vardı
bestelemek
bir sanat eseri veya müzik parçası üretmek
She is composing a song
O bir şarkı besteliyor
oluşturmak
bir şeyin temel parçalarını meydana getirmek
Different gases are composing the atmosphere
Farklı gazlar atmosferi oluşturuyor
tebrik
birinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
kostüm
başka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
kuzen
hala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
bir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
bir tutam
küçük bir miktar
Add a dash of salt
Bir tutam tuz ekle
yıkmak
bir şeyi tamamen yok etmek veya mahvetmek
The defeat dashed his hopes
Mağlubiyet onun umutlarını yıktı
kısa mesafe koşusu
kısa mesafeli hızlı koşu
He won the 100 meter dash
100 metre koşusunu kazandı
fırlamak
kısa bir mesafeyi hızla geçmek
I have to dash to the store
Markete fırlamam gerekiyor
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
çıkmak
birisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
gün
24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
teslimat
malların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
teslimat
malların insanlara getirilmesi süreci
I am waiting for the delivery
Teslimatı bekliyorum
ulaştırma
malların bir yere taşınması eylemi
The delivery took three days
Ulaştırma üç gün sürdü
teslimat
malların insanlara ulaştırılması eylemi
The delivery arrived this morning
Teslimat bu sabah geldi
ayrılmak
bir yerden ayrılmak
The plane departs at noon
Uçak öğlen kalkıyor
vefat etmek
yaşamın sona ermesi
He departed this life last year
O geçen yıl vefat etti
elmas
karbondan oluşan değerli bir taş
The ring has a large diamond
Yüzükte büyük bir elmas var
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
ölmek
yaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
felaket
büyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
keşfetmek
bir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bir şeyi ilk defa öğrenmek veya bulmak
Scientists discover new planets
Bilim insanları yeni gezegenler keşfediyor
kapı
bina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
rüya
uyurken zihinde oluşan düşünce ve görüntüler
I had a strange dream last night
Dün gece garip bir rüya gördüm
kulak
işitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
yemek
Yiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
editör
metinleri yayınlanmak üzere hazırlayan kişi
He works as an editor
Editör olarak çalışıyor
editör
yayınlanacak metinleri hazırlayan gazeteci
The newspaper editor reviews the news
Gazete editörü haberleri inceliyor
yayın yönetmeni
yazılı materyalleri yayına hazırlayan profesyonel
The editor approved the manuscript
Yayın yönetmeni taslağı onayladı
yazı işleri müdürü
içerikleri yayınlanmak üzere hazırlayan sorumlu
The editor oversees the printing process
Yazı işleri müdürü baskı sürecini denetler
redaktör
yazılı çalışmaları kontrol edip düzelten kişi
The editor fixed all the errors
Redaktör tüm hataları düzeltti
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta
bilgisayar aracılığıyla gönderilen veya alınan mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta göndermek
internet üzerinden elektronik olarak mesaj yollamak
I will email you the report later
Raporu sana daha sonra e-posta ile göndereceğim
İngilizce
Birleşik Krallık Amerika Birleşik Devletleri Kanada ve Avustralya gibi birçok ülkede konuşulan dil
I am learning English
İngilizce öğreniyorum
İngiliz
İngiltere ülkesi halkı veya kültürü ile ilgili olan
He has many English friends
Onun birçok İngiliz arkadaşı var
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
bölüm
bir televizyon dizisinin her bir parçası
I watched the first episode
İlk bölümü izledim
olay
tek bir olay veya vaka
It was a strange episode in his life
Hayatındaki garip bir olaydı
bölüm
bir dizi veya programın ayrı parçalarından her biri
I watched the first episode of the series
Dizinin ilk bölümünü izledim
bölüm
bir televizyon veya radyo dizisinin tek bir parçası
I watched the latest episode of the show
Dizinin son bölümünü izledim
bölüm
bir televizyon veya radyo programının bir parçası
The new episode is very exciting
Yeni bölüm çok heyecanlı