

Fleabag — Season 1 Episode 1
Words & meanings
366 words
CEFR level
inanılmaz
In sceneçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
duş
In scenesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
tamamen
In scenetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
yemin etmek
In scenebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
resmi bir söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söylemeye yemin ederim
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
In scenekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
açgözlü
In sceneihtiyacından daha fazlasını isteyen
He is a greedy man
O açgözlü bir adamdır
özel
In scenesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmışın dışında olan
This is a special day
Bugün özel bir gün
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
endişelenmek
In scenebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
gülmek
In scenebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
eğlenceli biri
çok komik veya keyifli olan kişi
He is a real laugh
O çok eğlenceli biri
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddiyetle
In sceneşaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
dışarıda yemek
In scenebir restoran veya kafede yemek yemek
We want to go out for a pizza
Pizza yemek için dışarı çıkmak istiyoruz
seçmelere katılmak
bir spor takımında veya tiyatro oyununda yer almak için çabalamak
She will go out for the school basketball team
O okul basketbol takımının seçmelerine katılacak
palto
In scenesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
kaban
In scenesoğuk havalarda vücudu sıcak tutmak için giyilen üst giysi
Put on your coat before going outside
Dışarı çıkmadan önce kabanını giy
kaban
diğer kıyafetlerin üzerine giyilen uzun dış giysi
This coat is very long
Bu kaban çok uzun
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
bencil
In scenesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
şefkatli
In scenesevgi ve şefkat gösteren
She is very affectionate with her children
Çocuklarına karşı çok şefkatlidir
gergin
In scenesinirli veya endişeli hisseden
He is very uptight about the meeting
Toplantı hakkında çok gergin
devasa
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
destekleyici
In sceneyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
teşekkür ederim
In sceneminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
In scenebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
tıraş etmek
In scenekılları veya saçları deriden kesmek
I will shave your head
Kafanı tıraş edeceğim
yontmak
küçük bir miktar kesip çıkarmak
He shaved the edge of the board
Tahtanın kenarını yonttu
tıraş olmak
cildin üzerindeki tüyleri kesmek
He needs to shave every morning
Her sabah tıraş olması gerekiyor
tıraş etmek
bir bölgedeki tüyleri temizlemek
The barber helped him shave his beard
Berber sakalını tıraş etmesine yardım etti
kaybetmek
In scenebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
yitirmek
artık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
pislik
In sceneçok sevimsiz veya kötü niyetli kişi
He is a real bastard
O tam bir pislik
insafsız
çok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
yol boyunca
In scenebaşlangıçtan sona kadar olan tüm mesafe
I walked all the way home
Eve kadar tüm yolu yürüdüm
tamamen
bir şeyin son noktasına kadar veya bütünüyle
I read the book all the way to the end
Kitabı sonuna kadar okudum
cinsel ilişkiye girmek
cinsel birliktelik yaşamak için kullanılan nazik bir ifade
They decided to go all the way
Cinsel ilişkiye girmeye karar verdiler
elbette
In sceneevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
son zamanlarda
In scenekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
imkansız
In scenebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
ateşli
hastalık sebebiyle vücut ısısının yüksek olması
I feel hot because I have a fever
Ateşim olduğu için kendimi sıcak hissediyorum
girmek
In scenebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
peşinden gitmek
In scenebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi bitirene kadar yapmaya devam etmek
He will follow his goal
O hedefini takip edecek
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ufak yara
In scenehafif yaralanma
She put a bandage on her boo-boo
O ufak yarasına bir yara bandı yapıştırdı
gerizekalı
In sceneaptal veya itici bir kişi
Stop acting like a dickhead
Gerizekalı gibi davranmayı bırak
salak
çok kaba veya aptal kişi
Stop acting like a dickhead
Salak gibi davranmayı bırak
iç çamaşırı
In scenedış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
kullanmak
In scenebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
mesaj atmak
In scenetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
kısa mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
uzun uzun bakmak
In scenebir şeye uzun süre dikkatlice bakmak
She gazed at the ocean
O okyanusa uzun uzun baktı
uzun uzun bakmak
bir şeye uzun süre bakmak
She gazed at the stars
Yıldızlara uzun uzun baktı
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
yeni şirket
In sceneyeni kurulmuş ticari işletme
It is a small new company
Küçük ve yeni bir şirket
kurmak
bir iş veya faaliyete başlamak
They decided to start up a company
Bir şirket kurmaya karar verdiler
çalışmaya başlamak
bir sistemin veya makinenin çalışmaya başlaması
The system is starting up
Sistem çalışmaya başlıyor
girişim
yeni faaliyete başlayan işletme
They launched a new startup
Yeni bir girişim başlattılar
girişim
yeni kurulan küçük şirket
They founded a successful tech start up
Başarılı bir teknoloji girişimi kurdular
gerçek
In scenesahte veya yapay olmayan
This is genuine leather
Bu gerçek deridir
samimi
In scenedoğru ve dürüst bir şekilde olan
He has a genuine interest in art
Sanata karşı samimi bir ilgisi var
istemek
In scenebir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
hayal
In scenearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
boğaz
In sceneağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
çıkarmak
In scenekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
malzeme
In scenebir şeyi üretmek için kullanılan fiziksel madde
Wood is a strong material
Ahşap güçlü bir malzemedir
materyal
bir performans veya etkinlikte kullanılan içerik
The teacher has new material for the lesson
Öğretmenin ders için yeni materyalleri var
vasıf
birini bir rol için uygun kılan özellikler
She is leadership material
Liderlik vasıflarına sahip
önemli
bir durum için esaslı olan
The new evidence is material to the case
Yeni kanıt dava için önemli
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
vazgeçmek
In scenesahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
popülizm
In scenehalkın çıkarlarını savunduğunu öne süren siyasi anlayış
The rise of populism changed politics
Popülizmin yükselişi siyaseti değiştirdi
üvey anne
In scenebabanızla evli olan fakat biyolojik anneniz olmayan kadın
My stepmother is very kind
Üvey annem çok nazik
üvey anne
babanın eşi olan kadın
My stepmother is very kind
Üvey annem çok naziktir
üvey anne
anneden sonra babanın evlendiği kadın
He lives with his stepmother
Üvey annesiyle yaşıyor
feminist
In scenekadınların eşit haklara sahip olması gerektiğine inanan kişi
She is a strong feminist
O güçlü bir feministtir
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
çaba
In scenebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
güvenoyu
In scenebir kişiye veya kuruma duyulan güvenin resmi ifadesi
The leader received a vote of confidence
Lider bir güvenoyu aldı
memnun etmek
In scenebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
sormak
In scenebir soru veya sorun ortaya atmak
He posed a difficult question
O zor bir soru sordu
oluşturmak
bir risk veya sorun yaratmak
This poses a great risk
Bu büyük bir risk oluşturuyor
poz
vücudun belirli bir duruş biçimi
She struck a pose
Bir poz verdi
rol yapmak
doğal olmayan bir şekilde davranmak
He likes to pose as a rich person
Zengin biri gibi rol yapmayı seviyor
oluşturmak
bir sorun veya tehlike meydana getirmek
This situation poses a serious threat
Bu durum ciddi bir tehdit oluşturuyor
nadir
In scenesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
acınası
In sceneacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
yıkamak
In scenesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
yıkamak
bir şeyi su kullanarak temizlemek
I wash my car every weekend
Arabamı her hafta sonu yıkarım
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
farkında
In scenebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
başlamak
In scenebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
cezalandırmak
In sceneyanlış bir davranış nedeniyle ceza vermek
The teacher punished the student for cheating
Öğretmen, kopya çektiği için öğrenciyi cezalandırdı
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
şans
In sceneiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
dün gece
In scenebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
kafe
In scenekahve ve hafif yemekler sunan küçük restoran
Let us meet at the cafe
Kafede buluşalım
kafe
yiyecek ve içecek servis edilen yer
Let's meet at the cafe
Kafede buluşalım
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
pamukçuk
In sceneağızda veya boğazda görülen mantar enfeksiyonu
The baby has a mild case of thrush
Bebekte hafif bir pamukçuk vakası var
ardıç kuşu
şarkı söylemesiyle bilinen küçük bir kuş türü
I saw a thrush in the garden
Bahçede bir ardıç kuşu gördüm
ardıç kuşu
benekli göğsü olan küçük ötücü kuş
The thrush sang beautifully in the morning
Ardıç kuşu sabahları güzelce öttü
cinsel
In sceneseks ile ilgili olan
Sexual health is important
Cinsel sağlık önemlidir
cinsel
In scenedoğrudan cinsel aktivite ile bağlantılı
He was asked about his sexual history
Ona cinsel geçmişi soruldu
cinsel
fiziksel veya romantik yakınlık ile ilgili
They share a sexual attraction
Birbirlerine karşı cinsel çekim duyuyorlar
cinsel
cinsel arzu veya yönelim ile ilgili olan
Sexual attraction is a natural feeling
Cinsel çekim doğal bir duygudur
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
hoşça kal
In sceneayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne