

Friends — Season 1 Episode 1
Words & meanings
517 words
CEFR level
ayakkabı
In sceneayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
eser
In sceneemekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
çalışmak
In scenebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
rahatsız etti
In scenebirini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
üvey baba
In sceneannenin kocası olan ancak biyolojik baba olmayan kişi
My stepdad is kind
Üvey babam naziktir
üvey baba
ebeveyn ile evli olan erkek
He is my stepdad
O benim üvey babam
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
algılamak
In scenebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
In scenebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
adam
In sceneyetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
yahu
şaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
adamlar
In sceneyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
kütüphane
In scenekitapların saklandığı yer
I go to the library to study
Ders çalışmak için kütüphaneye giderim
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
her ne olursa olsun
In sceneher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
çıkarmak
bir şeyi bir yerden dışarı çekmek veya çıkarmak
He pulled out his phone
Telefonunu çıkardı
başarmak
zor bir işi başarıyla bitirmek
They pulled out a win in the end
Sonunda bir galibiyet elde ettiler
çekilmek
bir etkinlikten ayrılmaya karar vermek
She pulled out of the project
Projeden çekildi
açılır
çekilerek genişletilebilen
This sofa is a pull out bed
Bu kanepe açılır bir yataktır
ayrılmak
bir yerden hareket edip uzaklaşmak
The train started to pull out of the station
Tren istasyondan ayrılmaya başladı
varsaymak
In scenekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
solucan
In sceneküçük uzun ve ince bir canlı
The worm is in the soil
Solucan toprakta
dikkatle
In scenedikkatli bir şekilde
Watch the screen closely
Ekranı dikkatle izle
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
kurabiye
In sceneküçük tatlı fırınlanmış yiyecek
I love chocolate cookies
Çikolatalı kurabiyeleri severim
gerekli
In sceneyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
aç
In sceneyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
-e kadar
belli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
yan
In scenebir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
yön
bir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
muhteşem
In sceneçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
ümit
In scenebir şeye duyulan güven
Keep your hope
Ümidini koru
umut etmek
bir şeyin olmasını istemek
I hope you win
Kazanmanı umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
I hope you succeed
Başarılı olmanı ümit ediyorum
umut
olumlu bir beklenti
There is still hope
Hala umut var
biraz
In sceneaz miktarda veya derecede
I am a little tired
Biraz yorgunum
küçük
In sceneboyutu küçük olan
He has a little dog
Onun küçük bir köpeği var
yoksa
aksi takdirde veya yoksa
Study hard, or else you will fail
Sıkı çalış, yoksa kalacaksın
günaydın
sabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
dilemek
In scenegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
In scenebirine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
tebeşir
In scenekara tahtaya yazmak için kullanılan yumuşak çubuk
The teacher used chalk to write on the board
Öğretmen tahtaya yazmak için tebeşir kullandı
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
aura
In scenebir kişiyi veya şeyi çevreleyen belirgin nitelik veya his
She has a positive aura
Onun pozitif bir aurası var
aura
In scenebir kişiyi çevrelediğine inanılan enerji alanı
He believes in the aura
O, auraya inanır
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
çalmak
In scenezil gibi ses çıkarmak
The bell began to ring
Zil çalmaya başladı
aramak
birini telefonla aramak
I will ring you later
Seni sonra arayacağım
halka
yuvarlak bir çizgi veya iz
The cup left a ring on the table
Fincan masada bir halka bıraktı
yüzük
parmağa takılan yuvarlak takı
She is wearing a gold ring
O, altın bir yüzük takıyor
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
dondurma
sütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
indirimli
In scenefiyatı düşürülmüş
Get ten percent off
Yüzde on indirim alın
yola çıkan
bir yerden uzaklaşan
He is off to school
O okula gidiyor
kapalı
çalışmayan veya aktif olmayan
The light is off
Işık kapalı
yanlış
doğru olmayan veya hatalı
The timing was off
Zamanlama yanlıştı
çıplak
In sceneüzerinde hiçbir giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
çıplak
üzerinde giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
merak etmek
In scenebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
görüntü
In scenebir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
imaj
insanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
açmak
bir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
perakendeci
In sceneürünleri doğrudan müşterilere satan işletme veya kişi
The retailer sells shoes
Perakendeci ayakkabı satıyor
zamanlar
In scenebelirli bir olay veya durum
At times I feel sad
Zaman zaman üzgün hissederim
kat
miktarları karşılaştırmak için kullanılır
It is three times bigger
Üç kat daha büyüktür
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
gazete
düzenli olarak yayımlanan haber bülteni
I read the local times every morning
Her sabah yerel gazeteyi okurum
gül
In scenehoş kokulu bir çiçek türü
The rose is red
Gül kırmızıdır
kazıklanmak
haksızlığa uğramak veya aldatılmak
I really got screwed in that deal
O anlaşmada gerçekten kazıklandım
aromaterapi
In scenesağlığı iyileştirmek için bitkisel yağların kullanıldığı tedavi yöntemi
She uses aromatherapy to reduce stress
Stresi azaltmak için aromaterapi kullanıyor
büyük
In sceneboyut veya derece bakımından önemli olan
This is a major problem
Bu büyük bir sorun
bölüm
üniversitede bir öğrencinin uzmanlaştığı ana konu
My major is psychology
Benim bölümüm psikoloji
binbaşı
ordu veya hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay
He is a major in the army
O, orduda binbaşıdır
kalibre
merminin çapının ölçüsü
The rifle uses a major of nine millimeters
Tüfek dokuz milimetrelik bir kalibre kullanıyor
uzak durmak
bir yerden veya bir durumdan uzak durmak
Please stay out of my room
Lütfen odama girme
bot
In sceneayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
kovmak
birini bir yerden veya gruptan zorla çıkarmak
They booted him from the club
Onu kulüpten kovdular
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
düşmek
bir yerden ayrılarak düşmek
The button fell off my shirt
Gömleğimin düğmesi düştü
kiraz
In sceneçekirdekli, küçük ve yuvarlak bir meyve
I love eating cherries
Kiraz yemeyi severim
şikayet etmek
In scenebir durumdan memnuniyetsizliğini dile getirmek
I want to complain about the service
Servis hakkında şikayet etmek istiyorum
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yerine getirmek
In scenebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
bölgesel
In scenebelirli bir bölgeyle ilgili
They have a regional office in Istanbul
İstanbul'da bölgesel bir ofisleri var
evlenmek
In scenebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
ses
In sceneduyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
kulağa gelmek
In scenebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
geçinmek
para veya yemek için birine bağımlı olmak
He still lives off his parents
Hâlâ ailesinden geçiniyor
ile geçinmek
hayatta kalmak için bir kaynağa bağımlı olmak
He lives off his parents
O ailesinin parasıyla geçiniyor
lezbiyen
In scenediğer kadınlara ilgi duyan kadın
She is a proud lesbian
O, gururlu bir lezbiyendir