

Friends — Season 1 Episode 4
Words & meanings
441 words
CEFR level
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
götürmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
In scenebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
kulağa gelmek
In scenebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
tamamen
In sceneher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
haber
In scenebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
gülümsemek
In sceneağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
işemek
In scenevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
çeyrek
In scenedört eşit parçadan biri
Give me a quarter of the cake
Bana pastanın dörtte birini ver
merhamet
bir düşmana veya rakibe gösterilen şefkat
They showed no quarter
Hiç merhamet göstermediler
konaklama yeri
insanların yaşadığı veya kaldığı yer
He moved into new quarters
Yeni bir kalacak yere taşındı
çeyrek dolar
Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanılan 25 sentlik madeni para
I paid with a quarter
Ödemeyi bir çeyrek dolarla yaptım
kestirmek
In scenekısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
şekerleme
kısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
parıltı
In sceneyumuşak ve sabit bir ışık
The lamp gives a soft glow
Lamba yumuşak bir parıltı yayıyor
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
sevgili
In sceneromantik veya cinsel ilişki yaşanan kişi
They are secret lovers
Onlar gizli sevgililer
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
kadın
In sceneyetişkin bir kadın
She is a kind woman
O nazik bir kadındır
kadın
yetişkin dişi insan
The woman is walking
Kadın yürüyor
kadınlar
yetişkin insan dişileri
There are many women in the room
Odada birçok kadın var
kadınlar
yetişkin dişi insanlar
The women are talking
Kadınlar konuşuyor
kaybedenler ağlar
kaybeden kişinin ağlaması gerektiğini belirten ifade
Stop complaining, losers weepers
Sızlanmayı bırak, kaybedenler ağlar
akıllı
In sceneöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
tamamen
In sceneeksiksiz bir şekilde veya kesin olarak
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
kampanya
In scenebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
belirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
yumuşak
In sceneçiğnemesi veya kesmesi kolay
The meat is very tender
Et çok yumuşak
sunmak
bir şeyi resmi olarak sunmak
He decided to tender his resignation
İstifasını sunmaya karar verdi
servis botu
büyük bir gemiye insan taşımak için kullanılan küçük tekne
They took a tender to the shore
Kıyıya bir servis botuyla gittiler
hassas
dokunulduğunda acıyan veya duyarlı olan
His bruised arm is still tender
Morarmış kolu hala hassas
görmek
In scenebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
doğum günü
In sceneher yıl tekrarlanan doğum tarihi
Today is my birthday
Bugün benim doğum günüm
doğum günü
bir kişinin doğduğu gün
When is your birthday
Doğum günün ne zaman
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
yapıştırmak
yapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
kaz
In sceneuzun boyunlu büyük bir su kuşu
The goose is swimming in the lake
Kaz gölde yüzüyor
bitki
In scenegenellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli bir yere koymak
They planted a bug in the room
Odaya gizlice bir dinleme cihazı yerleştirdiler
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
yargılamak
In scenebiri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
hakim
mahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
halka açık
In sceneherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
havlu
In scenebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
terfi ettirmek
In scenebirine daha önemli bir iş veya pozisyon vermek
He was promoted to manager
Menajerliğe terfi ettirildi
tanıtmak
bir şeyi duyurmak veya desteklenmesini teşvik etmek
They are promoting their new book
Yeni kitaplarını tanıtıyorlar
teşvik etmek
bir şeyin büyümesine veya daha popüler olmasına yardımcı olmak
We promote healthy eating
Sağlıklı beslenmeyi teşvik ediyoruz
yer
In scenebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
mola
bir etkinlikte verilen kısa ara
Let's take a time out
Hadi bir mola verelim
ara
bir faaliyetin kısa süreli durması
I need a time out
Bir araya ihtiyacım var
sinema
filmlerin gösterildiği yer
I am going to the movie theater
Sinemaya gidiyorum
iyi görünüş
çekici bir fiziksel görünüm
He has good looks
Onun iyi bir görünüşü var
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
hemen hemen
neredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
buz
In scenedonmuş su
The lake is covered in ice
Göl buzla kaplı
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
gerçeklik
In scenenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
göğüsler
In scenekadınların göğüs bölgesindeki yumuşak kısımlar
Boobs can be different sizes
Göğüsler farklı boyutlarda olabilir
memeler
kadın göğsü için kullanılan gayriresmi kelime
She has big boobs
Onun büyük memeleri var
on bir
In scene11 sayısı
I have eleven apples
On bir elmam var
kızgın
In scenegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
sebze
In sceneyemek olarak yenen bitki
I like to eat fresh vegetables
Taze sebze yemeyi severim
sebze
insanların yiyecek olarak tükettiği bitki veya bitki kısmı
I eat fresh vegetables every day
Her gün taze sebze yerim
indirimli ürünler
In sceneindirimli veya sınırlı süreyle sunulan ürünler
Check out today's specials
Bugünün indirimli ürünlerine göz atın
kampanyalar
kısa süreliğine sunulan indirimli ürün veya hizmet
Check out our daily specials for lunch
Öğle yemeği için günlük kampanyalarımıza göz atın
başka bir
In scenebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
bin
In scene1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
rol yapmak
In scenebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
In scenegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yazmak
In scenebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
etiket
In sceneürün hakkında bilgi veren küçük parça
Check the label
Etiketi kontrol et
etiketlemek
bir şeyin üzerine isim veya bilgi yazmak veya yapıştırmak
Please label all your boxes
Lütfen tüm kutularınızı etiketleyin
acil durum
In scenederhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
acil durum
beklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
damla şeklinde
In sceneküçük ve yuvarlakça bir tatlı
This treat is soft and blobby
Bu tatlı yumuşak ve damla şeklindedir
her şeyi hesaba kattığımızda
tüm faktörler göz önünde bulundurulduğunda
All things considered, it was a success
Her şeyi hesaba kattığımızda bu bir başarıydı
sokak
In sceneşehir içindeki yol
We live on this street
Bu sokakta yaşıyoruz
sokak görmüş
hayat tecrübesi olan
He is street smart
O sokak görmüş biri
sokak
sokakla ilgili
This is street fashion
Bu sokak modası
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
utangaç
In scenebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
sağ
In scenesolun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hoş
In scenemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
bölüm
In scenebir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
maaş çeki
In sceneçalışma karşılığında ödenen ücret
I received my paycheck today
Bugün maaş çekini aldım
bugün
In scenemevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
bugün
içinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
pas geçmek
bir şeye katılmamaya karar vermek
I will pass on the offer
Teklifi pas geçeceğim
vefat etmek
hayatını kaybetmek
He passed on last night
Dün gece vefat etti
uzatmak
bir şeyi birine vermek
Please pass on the water
Lütfen suyu uzatın
iletmek
bir şeyi başkasına aktarmak
I will pass on the message
Mesajı ileteceğim
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
yaşamaya devam etmek
bir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
üzerinde yaşamak
bir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
erkek arkadaş
In scenedüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
takas etmek
In scenebir şeyi başka bir şeyle karşılıklı değiştirmek
Let's switch phones
Telefonlarımızı takas edelim
değiştirmek
bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
I want to switch my seat
Koltuğumu değiştirmek istiyorum
anahtar
bir cihazı açıp kapatmaya yarayan düzenek
Where is the light switch
Işık anahtarı nerede
düğme
bir şeyi açıp kapatmak için kullanılan küçük kontrol
Press the switch to start
Başlatmak için düğmeye basın
alışılmadık
In scenenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var