

Friends — Season 1 Episode 8
Words & meanings
370 words
CEFR level
kullanmak
In scenebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
öngörülebilir
In scenetahmin edilmesi kolay olan
The ending was predictable
Sonu öngörülebilirdi
kağıt hamuru
In sceneşekiller yapmak için kullanılan kağıt ve tutkal karışımı
We made a mask using papier mache
Kağıt hamuru kullanarak bir maske yaptık
kağıt hamuru
kağıt ve yapıştırıcı karışımından oluşan el işi malzemesi
We made a bowl using papier mache
Kağıt hamuruyla bir kase yaptık
mevcut
In sceneşu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine armağan olarak verilen şey
I bought a nice present
Güzel bir hediye aldım
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
sataşmak
In scenebirine sürekli eleştiri getirmek veya onu rahatsız etmek
Stop picking on him
Ona sataşmayı bırak
zorbalık yapmak
sürekli olarak birine kötü veya haksız davranmak
Stop picking on your little brother
Küçük kardeşine zorbalık yapmayı bırak
eleştirel
In sceneonaylamadığını belirten veya eleştiren
He is very critical of my work
Çalışmalarım konusunda çok eleştirel
kritik
çok önemli veya ciddi
This is a critical decision
Bu kritik bir karar
kritik
çok ciddi veya tehlikeli olan
He is in critical condition
O kritik durumda
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
başlamak
bir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
yaklaşıyor olmak
belirli bir yaşa gelmek üzere olmak
She is going on twenty
Yirmi yaşına yaklaşıyor
harcanmak
para veya zamanın bir şey için kullanılması
Most of my money goes on rent
Paramın çoğu kiraya harcanıyor
dırdır etmek
bir şey hakkında rahatsız edici şekilde uzun süre konuşmak
He keeps going on about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
flört etmek
biriyle romantik bir şekilde buluşmaya gitmek
They have been going on dates lately
Son zamanlarda flört ediyorlar
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
yer almak
bir faaliyetin parçası olmak
Many people went on the protest
Protestoda birçok kişi yer aldı
sahneye çıkmak
bir gösteri veya etkinlikte görünmek
The band will go on at nine
Grup saat dokuzda sahneye çıkacak
kullanmaya başlamak
düzenli olarak ilaç almaya başlamak
The doctor told me to go on this medication
Doktor bu ilacı kullanmaya başlamamı söyledi
dahil olmak
bir aktiviteye veya geziye katılmak
We decided to go on the trip together
Geziye birlikte dahil olmaya karar verdik
iştirak etmek
bir organizasyon veya etkinliğe katılmak
She will go on the marathon next week
Gelecek hafta maratona iştirak edecek
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
devamlı konuşmak
hiç durmadan uzun süre konuşmaya devam etmek
She went on for an hour about the movie
Film hakkında bir saat devamlı konuştu
tekrar tekrar anlatmak
bir şeyi sürekli yineleyerek konuşmak
He went on about his childhood again
Çocukluğunu tekrar tekrar anlattı
devam etmek
bir işi veya etkinliği sürdürmek
We must go on with our work
İşimizi devam ettirmeliyiz
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
öğle yemeği
In scenegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
hoşça kal
In sceneayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
çiçek
In scenebir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
çiçek
bitkinin genellikle renkli olan bir parçası
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
ihanet etmek
güvenen birine karşı sadakatsizlik etmek
Do not flower those who trust you
Sana güvenenlere ihanet etme
olumlu
In scenekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
olumlu
umutlu ve kendinden emin bir tutuma sahip olma
She has a positive attitude towards life
Hayata karşı olumlu bir tutumu var
pozitif
test sonucunda bir durumun varlığını gösteren işaret
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
olumlu
iyi veya faydalı olan düşünce ya da tutum
She has a positive attitude
Onun olumlu bir tutumu var
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
alt
In scenebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
kas
In scenehareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
güç
fiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
zorlamak
fiziksel güç kullanarak birini bir şey yapmaya zorlamak
He muscled his way into the meeting
Toplantıya zorla girdi
koruyucu olmayan
In scenezararlara karşı korumayan
This case is non protective
Bu kılıf koruyucu değil
şahıs
In scenebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
ince
In sceneözellikle hoş bir şekilde zayıf veya dar olan
She has a slim figure
Onun ince bir fiziği var
düşük
miktar veya olasılık bakımından küçük olan
There is a slim chance of winning
Kazanma şansı düşük
kulağa gelmek
In scenebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
spazm
In sceneani ve istemsiz kas kasılması
He felt a sudden spasm in his leg
Bacağında ani bir spazm hissetti
kasılmak
istemsizce aniden daralmak veya gerilmek
My leg muscles began to spasm
Bacak kaslarım kasılmaya başladı
spazm
bir kasın ani ve kontrolsüz hareketi
He felt a painful muscle spasm
Acı verici bir kas spazmı hissetti
kasılmak
kasların istemsizce ve aniden hareket etmesi
My arm started to spasm
Kolum kasılmaya başladı
kramp
bir kasın ani ve ağrılı şekilde sertleşmesi
He suffered from a painful leg spasm
Bacağında ağrılı bir kramp oldu
kasılma
bir kasın ani ve istemsiz şekilde sıkışması
The eye spasm started suddenly
Göz kasılması aniden başladı
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
beyaz
In scenekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
seçim
In sceneseçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
bir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
kapalı
In sceneaçık olmayan
The book is closed
Kitap kapalı
kapalı
girişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
kapalı
başkalarına açık olmayan
The group is closed to new members
Grup yeni üyelere kapalı
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
seviye
In sceneyetenek veya beceri düzeyi
She is in a different league
O farklı bir seviyede
lig
birbirleriyle yarışan spor takımlarının oluşturduğu grup
He plays in the football league
Futbol liginde oynuyor
lig
takımların birbirleriyle yarıştığı bir organizasyon
The team won the league last year
Takım geçen yıl ligi kazandı
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
engellilik
In scenenormal bir işlevi sınırlayan durum
He has a physical disability
Onun fiziksel bir engeli var
engellilik
bir kişinin hareketlerini veya duyularını sınırlayan fiziksel veya zihinsel durum
He is learning to live with his disability
O engeliyle yaşamayı öğreniyor
Bayan
In sceneevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
göndermek
bir şeyi bir yere ulaştırmak
He sent the documents to the office
Belgeleri ofise gönderdi
postalamak
bir mektup veya paketi yollamak
She sent a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup postaladı
geri göndermek
bir şeyi geldiği yere yollamak
I will send the item back
Ürünü geri göndereceğim
madıkça
In scenebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
ayakkabı
In sceneayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
kurmak
In scenebir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
kurmak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
kumpas kurmak
birini masum olduğu halde suçlu gibi göstermek
He was set up by his enemy
Düşmanı ona kumpas kurdu
desteklemek
birinin iyi yaşaması için gerekli olanı vermek
His parents set him up with enough money
Ailesi onu yeterli parayla destekledi
tanıştırmak
iki kişiyi romantik bir buluşma için bir araya getirmek
My friend set me up on a date
Arkadaşım beni bir randevu için tanıştırdı
kurmak
bir şeyi düzenlemek veya yerine koymak
They set up a new company
Yeni bir şirket kurdular
ayarlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
Please set up the new printer
Lütfen yeni yazıcıyı ayarlayın
hazırlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için düzenlemeler yapmak
We set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı hazırladık
hazırlanmış
bir şey için düzenlenmiş veya hazır hale getirilmiş
The room is all set up
Oda tamamen hazırlanmış
hazır
bir şeye hazırlıklı olmak
I am all set up for the test
Sınav için tamamen hazırım
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
cüzdan
In scenepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
adam
In sceneyetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
yahu
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
kraker
In scenepeynir veya sürülebilir gıdalarla yenen ince ve kuru bisküvi
I like to eat crackers with cheese
Krakerleri peynirle yemeyi severim
kasa hırsızı
kasalara veya binalara zorla giren kimse
The cracker broke into the safe
Kasa hırsızı kasaya girdi
güzel
In sceneçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
şık
In sceneşık veya zarif kıyafetler giyilen
You don't need to be too dressy for the party
Parti için çok şık olmana gerek yok
arkadaşlar
In scenebir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
gün
In scene24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
kadın
In sceneyetişkin bir insan dişi
She is a strong woman
O güçlü bir kadın
kadın
yetişkin kadınlarla ilgili
This is a woman's dress
Bu bir kadın elbisesi
kadın
yetişkin dişi insan
She is a professional woman
O profesyonel bir kadın
tüm günü ona ayırmak
In scenekeyifli bir etkinlikle bütün günü geçirmek
We went to the museum and made a day of it
Müzeye gittik ve tüm günü orada geçirdik
fiber levha
In sceneodun liflerinden yapılmış levha
The shelf is made of fiberboard
Raf fiber levhadan yapılmış
vay be
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Gee, that's a huge cake
Vay be, bu kocaman bir pasta
tuvalet
In sceneinsan atıklarını boşaltmak için kullanılan tesisat
Please clean the toilet
Lütfen tuvaleti temizle
felaket
çok kötü veya başarısız bir durum
The project is a total toilet
Proje tam bir felaket
tuvalet
atıkların döküldüğü kase şeklindeki tesisat
I need to use the toilet
Tuvaleti kullanmam gerekiyor
duymak
In scenebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şeyler
herhangi türden ögeler
I have many things to do today
Bugün yapacak çok şeyim var
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
eşyalar
belirli türdeki nesneler
I have many things in my bag
Çantamda birçok eşya var
işler
durumlar veya faaliyetler
Things are going well today
Bugün işler iyi gidiyor
işler
genel durum veya olayların gidişatı
Things are going well
İşler yolunda gidiyor
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
eşyalar
birinin sahip olduğu nesneler
Please pack your things before leaving
Ayrılmadan önce lütfen eşyalarını topla
oh
In sceneyorgunluk, sıcaklık veya rahatlama belirtmek için kullanılır
Phew, that was a close call
Oh, ucuz atlattık
diş sabitleyici
In scenedişlerin düzgün kalmasını sağlayan çıkarılabilir aparat
You must wear your retainer every night
Diş sabitleyicinizi her gece takmalısınız
hizmet bedeli
bir kişinin hizmetlerini hazır tutmak için ödenen ücret
He paid a retainer to the lawyer
Avukata bir hizmet bedeli ödedi
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
hı
şaşkınlık veya kafa karışıklığı belirten bir ses
Huh I do not know
Hı ben bilmiyorum
değil mi
birinin onayını almak için kullanılan ifade
The movie is long huh
Film uzun değil mi
efendim
bir şeyi duymadığında tekrar etmesini istemek için kullanılan ses
Huh please say that again
Efendim lütfen tekrar söyle
söylemek
In scenebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
kız kardeş
In sceneaynı ebeveynlere sahip olan kadın
My sister is a student
Kız kardeşim bir öğrencidir
kız kardeş
aynı anne ve babaya sahip olan kız veya kadın
I have a sister
Bir kız kardeşim var
çiçekler
In scenebir bitkinin renkli kısmı
I love red flowers
Kırmızı çiçekleri severim
çiçekler
bitkilerin renkli kısımları
She picked some flowers
Bazı çiçekler topladı
çiçekler
bitkinin tohum üreten renkli kısmı
The garden is full of beautiful flowers
Bahçe güzel çiçeklerle dolu
çiçekler
bitkilerin açan renkli kısmı
These flowers bloom in spring
Bu çiçekler ilkbaharda açar
çiçekler
ağaçlarda açan renkli kısımlar
The tree is full of beautiful blossoms
Ağaç güzel çiçeklerle dolu
çiçekler
hoş kokulu renkli bitki kısımları
The flowers in the garden smell nice
Bahçedeki çiçekler güzel kokuyor
çiçekler
hediye olarak verilen renkli bitkiler
She bought flowers for her mother
Annesi için çiçekler aldı
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
defnedilmiş
In scenetoprağa gömülmüş
He was buried in the village
Köye defnedildi
gömülmüş
bir malzeme katmanının altına konulmuş
The gold was buried in the sand
Altın kuma gömülmüştü
boğulmuş
çok fazla iş veya sorumluluk altında kalmış olmak
I am buried in work today
Bugün işe boğulmuş durumdayım
sarı
In scenegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
elbette
bir durumu kesinlikle kabul ettiğini belirtmek için kullanılan ifade
Can I help you? Sure.
Size yardım edebilir miyim? Elbette.
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
girmek
In scenebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
derinlemesine incelemek
bir konuyu detaylıca araştırmak veya konuşmak
We need to go into this problem
Bu sorunu derinlemesine incelememiz gerekiyor
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
girmek
bir duruma veya sürece başlamak
She will go into recovery after surgery
Ameliyattan sonra iyileşme sürecine girecek
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
She went into a state of shock
O şoka girdi
incelemek
bir durumu derinlemesine araştırmak
The police will go into the matter
Polis konuyu inceleyecek
uzatmalara gitmek
bir karşılaşmada normal sürenin aşılması
The game went into extra time
Oyun uzatmalara gitti
rol oynamak
bir sonucun oluşmasında etken olmak
Many factors go into the cost
Maliyette birçok faktör rol oynar
başlamak
bir işe veya faaliyete girişmek
He decided to go into politics
Siyasete atılmaya karar verdi
meslek edinmek
bir alanda çalışmaya başlamak
She wants to go into medicine
Tıp alanında çalışmak istiyor
hemen hemen
In sceneneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
neredeyse
neredeyse tamamen
I have pretty much finished the work
İşi neredeyse bitirdim
çok
In scenebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
temel
In scenekarmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
esas
bir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
bir sistemin veya konunun başlangıç seviyesi olan
I need to learn the basic principles
Temel ilkeleri öğrenmem gerekiyor
yeni
In scenedaha önce var olmayan veya yakın zamanda ortaya çıkmış
This is a new idea
Bu yeni bir fikir
yeni
yeni yapılmış veya keşfedilmiş, eski olmayan
I bought a new car
Yeni bir araba aldım
en kötü
In sceneen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
görmezden gelmek
In scenebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
küpe
In scenekulağa takılan takı
She is wearing gold earrings
Altın küpeler takıyor
hava durumu açısından
In scenehava durumuyla ilgili olarak
Weather-wise, it is a great day for a picnic
Hava durumu açısından, piknik için harika bir gün
hap
In sceneküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
hap
yutulması gereken küçük yuvarlak ilaç
Take one pill before you sleep
Uyumadan önce bir hap al
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hemşire
In scenehasta insanlara bakmak için eğitilmiş kişi
The nurse is very kind
Hemşire çok nazik
hemşire
hastanede hasta insanlara bakan kişi
The nurse works in the hospital
Hemşire hastanede çalışıyor
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır