

Friends — Season 3 Episode 12
Words & meanings
399 words
CEFR level
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
götürmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
In scenebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
In scenebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
uzun
In scenesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
görmek
In scenebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
In scenebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
boyamak
In scenebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
kıskanç
In scenebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
öğleden sonra
In sceneöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
paketlemek
In scenebir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
bitiş
bir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
kavramak
bir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
şefkatli
In scenesevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevgi dolu
sevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
erkek arkadaş
In scenedüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
tamamen
In sceneeksiksiz bir şekilde veya kesin olarak
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
yine de
In scenesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hâlâ
şimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
dinlemek
In scenekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
dinlemek
seslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
iyi görünümlü
bakması hoş olan
She is very good looking
O çok iyi görünümlü
yakışıklı
dış görünüşü göze hoş gelen
He is a very good looking person
O çok yakışıklı bir insan
korkutmak
In scenebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
In scenebir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
aptal
sevmediğiniz biri için kullanılan kaba bir hitap
He is a butt munch
O bir aptal
güzel
In sceneçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
tarih
In sceneayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
biriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
señorita
In sceneİspanyolca'da genç kadınlar için kullanılan bir hitap şekli
Good morning, señorita
Günaydın, señorita
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
temsilci
In scenebaşka biri adına hareket eden kişi
He is my agent
O benim temsilcim
kaplumbağa
In scenesert kabuklu, yavaş hareket eden bir hayvan
The turtle moves slowly
Kaplumbağa yavaş hareket eder
kabuğuna çekilmek
korunmak için başı ve uzuvları içeri çekmek
The boy turtled when he saw the dog
Çocuk köpeği görünce kabuğuna çekildi
yavaşça ilerlemek
çok ağır hareket etmek
Traffic turtled along the highway
Trafik otoyolda çok yavaş ilerledi
turtle çikolatası
kaplumbağa şeklinde çikolata
She ate a chocolate turtle
O bir kaplumbağa çikolata yedi
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
destansı
In sceneçok büyük veya etkileyici
The movie had an epic ending
Filmin destansı bir sonu vardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
çalışma masası
In sceneyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
servis
haber kuruluşlarında belirli bir konudan sorumlu birim
She works on the sports desk
O spor servisinde çalışıyor
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
mademki
bir durumdan dolayı veya -dığı için
Seeing as it is raining, let's stay home
Madem yağmur yağıyor, evde kalalım
sürpriz
In scenebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
rol
In scenebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
yirmi
In sceneon dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty apples
Yirmi elmam var
yirmi
on dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty dollars
Yirmi dolarım var
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
böcek
In sceneküçük, sürünen veya uçan bir canlı
There is a bug on the table
Masanın üzerinde bir böcek var
rahatsız etmek
birini sinirlendirmek veya darlamak
Stop bugging me
Beni rahatsız etmeyi bırak
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
sihirbaz
In scenesihirbazlık numaraları yapan kişi
The magician performed a trick
Sihirbaz bir numara yaptı
oynamak
bir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
bir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
müzikal
In scenemüzikle ilgili veya müzikle bağlantılı
She has great musical talent
Harika bir müzikal yeteneği var
müzikal
In sceneşarkıların ve dansların yer aldığı tiyatro oyunu veya film
We went to see a musical
Bir müzikal izlemeye gittik
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
itimat etmek
In scenebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
kötü
In sceneahlaki olarak kötü veya kötü niyetli
He is an evil man
O kötü bir adam
sütyen
In scenegöğüsleri destekleyen bir iç çamaşırı
She bought a new bra
Yeni bir sütyen aldı
memnun
In scenememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
In scenebir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
ayakkabılar
In sceneayakları koruyan giysi
I have new shoes
Yeni ayakkabılarım var
yer
birinin içinde bulunduğu durum veya konum
I would not like to be in your shoes
Senin yerinde olmak istemezdim
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
yüksek sesle
başkalarının duyabileceği şekilde
Read it out loud
Onu yüksek sesle oku
şiir
In sceneritim ve imgelem içeren yazılı eser
She wrote a beautiful poem
Güzel bir şiir yazdı
biri
In scenebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
dosya
In scenebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
parti
In sceneinsanların kutlama yapmak veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlik
I am going to a party
Bir partiye gidiyorum
eğlenmek
bir parti veya kutlamaya katılmak
They party all night
Bütün gece eğlendiler
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
ayakkabı
In sceneayağı koruyan örtü
I bought new shoes
Yeni ayakkabılar aldım
nal çakmak
bir hayvanın ayağına nal takmak
He shoes the horse
Atı nallıyor
tembel
In sceneçalışmaya veya aktif olmaya isteksiz
He is very lazy
O çok tembel
tembel
çalışmaya veya çaba göstermeye isteksiz
He is too lazy to clean his room
Odasını temizleyemeyecek kadar tembel
tembel
çalışmak veya çaba sarf etmek istemeyen
He is too lazy to work
O çalışmak için çok tembel
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
In scenegenel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor