

Friends — Season 3 Episode 16
Words & meanings
353 words
CEFR level
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
çıkarmak
In scenebir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
hoşça kal
In sceneayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
sarhoş
In sceneçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
ızdırap
In scenefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
acı
yaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
Hint
In sceneHindistan ile ilgili olan
I love Indian food
Hint yemeklerini severim
Kızılderili
Amerika kıtasının yerli halklarına ait olan
He studied Indian history
Kızılderili tarihini çalıştı
Hintli
Hindistan'dan gelen kişi
My friend is Indian
Arkadaşım Hintli
almak
In scenebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
girmek
bir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
sona erdirmek
bir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi bitirmek
They broke up last week
Geçen hafta ayrıldılar
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
ayırmak
bir grubu veya kişileri birbirinden ayırmak
The police broke up the fight
Polis kavgayı ayırdı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
madde
In scenebelirli bir yapısı olan fiziksel materyal
Water is a vital substance
Su hayati bir maddedir
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
çünkü
In scenebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
biri
In scenebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
doğramak
In scenebir şeyi parçalara ayırarak kesmek
Chop the onions
Soğanları doğra
yetenek
belirli bir alandaki beceri veya yetenek
He has great guitar chops
Harika gitar yetenekleri var
çalkantı
su yüzeyindeki küçük ve düzensiz dalgalar
The boat struggled in the rough chop
Tekne çalkantılı sularda zorlandı
işten çıkarma
birinin işinden kovulması durumu
He got the chop yesterday
Dün işten çıkarıldı
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
sürmek
In scenebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
parça
In scenebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
aniden ayrılmak
In scenebir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
kefalet
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
her zaman
In sceneher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
beklenmek
bir şeyin olması beklenmesi veya amaçlanması
It is supposed to rain today
Bugün yağmur yağması bekleniyor
yapması beklenmek
bir şeyi yapmanın beklendiği durum
You are supposed to be here at nine
Saat dokuzda burada olman bekleniyor
gerekmek
bir şeyin yapılması gerektiği veya zorunlu olduğu
I am not supposed to tell anyone
Kimseye söylememem gerekiyor
gerekmek
birinin bir şey yapmasının beklenmesi veya zorunlu tutulması
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
paspaslamak
In scenepaspas kullanarak bir yüzeyi temizlemek
I mop the floor every day
Her gün yerleri paspaslarım
paspas
In sceneyerleri temizlemek için kullanılan saplı ve bezli araç
Where is the mop?
Paspas nerede?
tekmelemek
In sceneayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
ölmek
yaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
cehennem
In scenebüyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
sessiz
In sceneaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
dün
In scenebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
hile yapmak
In sceneavantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hile yapmak
avantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
acı verici
fiziksel veya duygusal acıya neden olan
It was a painful experience
Acı verici bir deneyimdi
yemek
In sceneYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
çılgınca
In sceneçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
mesaj
In scenebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
sos
In sceneyemekle birlikte servis edilen koyu kıvamlı sıvı
I like tomato sauce
Domates sosunu severim
içki
alkol için kullanılan argo bir terim
He hits the sauce every night
Her gece içkiye vuruyor
sos
yemeklere lezzet katmak için eklenen yoğun sıvı
Add some sauce to the meat
Ete biraz sos ekle
yemek sosu
tabağın üzerine dökülen yoğun kıvamlı sıvı
Pour the sauce over the salad
Sosu salatanın üzerine dök
postacı
In scenepostaları dağıtan kişi
The mailman comes every morning
Postacı her sabah gelir
postacı
posta dağıtmakla görevli kişi
The mailman brings letters every day
Postacı her gün mektup getirir
şerit
In scenebir şeyin uzun ve dar parçası
He cut a strip of paper
Bir şerit kağıt kesti
parça
In sceneuzun ve ince bir bölüm
Use a strip of cloth
Bir bez parçası kullan
soyup çıkarmak
üzerindeki kaplamayı veya kıyafetleri çıkarmak
Strip the old paint
Eski boyayı sök
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
kıvranmak
In sceneacı veya haz nedeniyle vücudunu bükmek
He writhed in pain
Acı içinde kıvrandı
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
herkes
In sceneher bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
herkes
tüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
organik
In scenecanlı organizmalardan gelen veya karbon temelli
This apple is organic
Bu elma organik
mutlu
In scenemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work it out together
Bunu birlikte çözebiliriz
değer
In sceneyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
heh
In scenegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
bikini
In sceneiki parçalı kadın mayosu
She wore a blue bikini
Mavi bir bikini giydi
eyvah
hafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
ara
In sceneaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
kırmak
bir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
In sceneüzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
kavramak
In scenebir şeyi sıkıca tutmak
He grasped the handle
Kolu kavradı
kavramak
bir şeyi tam olarak anlamak
He could not grasp the idea
Fikri kavrayamadı
cüzdan
In scenepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
In scenebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
kapı
In scenebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
teknik ayrıntı
In scenebir kural veya yasadaki küçük bir ayrıntı
He was released on a technicality
Teknik bir ayrıntı nedeniyle serbest bırakıldı
teknik detay
kuralların veya yasaların küçük bir parçası
They won the game on a technicality
Oyunu bir teknik detay sayesinde kazandılar
usul kuralı
hukuki bir kararı etkileyen küçük kural veya ayrıntı
The case was dismissed on a technicality
Dava bir usul kuralı nedeniyle reddedildi
teknik ayrıntı
bir kural veya yasadaki küçük belirli bir nokta
He won the case on a technicality
Davayı bir teknik ayrıntı sayesinde kazandı
yer
In scenebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
keten
In sceneketen bitkisinden elde edilen bir kumaş türü
This shirt is made of linen
Bu gömlek ketenden yapılmış
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
perişan etmek
In scenebirini çok şok etmek veya çok üzmek
The news devastated her
Haber onu perişan etti
harap etmek
bir şeye büyük ölçüde zarar vermek
The earthquake devastated the city
Deprem şehri harap etti
yıkmak
birini aşırı derecede üzmek veya şoke etmek
The sudden news devastated her
Ani haber onu yıktı
acımasız
In sceneacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
kol saati
In scenebileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
bir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
reklam
In scenebir ürün veya hizmeti tanıtmak için yayınlanan ücretli ilan
I saw a commercial on TV
Televizyonda bir reklam gördüm
ticari
alım ve satımla ilgili olan
This is a commercial building
Bu ticari bir bina
aslında
In scenebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
In scenebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
yemin etmek
In sceneciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme