

Friends — Season 4 Episode 4
Words & meanings
394 words
CEFR level
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
meme
In scenekadın göğsündeki yumuşak kısımlar
Breast cancer is common
Meme kanseri yaygındır
göğüs
vücudun ön üst kısmı
The bird puffed out its breast
Kuş göğsünü kabarttı
göğüs eti
bir kuşun veya hayvanın göğüs kısmından elde edilen et
I prefer chicken breast
Tavuk göğsünü tercih ederim
ıskalamak
In scenehedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
diz
In sceneuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
kovmak
In scenebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
yanında kalmak
biriyle veya aynı yerde kalmaya devam etmek
I will stay with my friend tonight
Bu gece arkadaşımın yanında kalacağım
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
havalı
In sceneçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
In sceneheyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
In scenebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
bir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
In scenebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
In scenebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
örtmek
In scenebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
hoş
In scenemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
tulum
In scenegiysileri korumak için üzerlerine giyilen tek parça giysi
He wore coveralls to paint the house
Evi boyamak için tulum giydi
açmak
In scenebir şeydeki tıkanıklığı gidermek
I need to unclog the sink
Lavaboyu açmam gerekiyor
tıkanıklığı açmak
tıkanmış bir boru veya geçitten engeli kaldırmak
I used a tool to unclog the drain
Gideri açmak için bir alet kullandım
ihlal etmek
In scenebir kurala veya yasaya aykırı davranmak
He violated the law
Yasayı ihlal etti
çiğnemek
bir yasayı veya kuralı hiçe saymak
You should not violate the rules
Kuralları çiğnememelisin
ihlal etmek
birinin gizliliğine veya haklarına müdahale etmek
This violates my privacy
Bu benim gizliliğimi ihlal ediyor
ihlal etmek
bir kuralı veya yasayı çiğnemek
He did not violate the rules
Kuralları ihlal etmedi
sıkı
In scenesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme durumu
he felt tight before his big exam
büyük sınavından önce kendini gergin hissetti
zarif dansçı
In scenehafifçe veya iyi dans eden kişi
He is a real twinkletoes on the dance floor
Dans pistinde gerçek bir zarif dansçı
kız gibi
In scenekızlara özgü veya kızları andıran
Her room is very girly
Odası çok kız gibi
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
sarhoş
In sceneçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
banka
In sceneparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
banka
yapay döllenme için spermlerin saklandığı yer
He went to the sperm bank
Sperm bankasına gitti
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
ön plana çıkarmak
bir şeyi daha belirgin veya çekici hale getirmek
The salt brings out the flavor
Tuz lezzeti ön plana çıkarır
ortaya çıkarmak
birini halkın önüne çıkarmak
The host brought out the guest
Sunucu konuğu ortaya çıkardı
ortaya çıkarmak
birinin olumlu bir özelliğini belirginleştirmek
The training really brings out her talent
Eğitim onun yeteneğini gerçekten ortaya çıkarıyor
çöp
In sceneatık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birini veya bir şeyi ağır şekilde eleştirmek
He trashed my idea
Fikrimi kötüledi
masaj
In scenekasları gevşetmek için yapılan vücut uygulaması
I need a massage
Bir masaja ihtiyacım var
masaj yapmak
birinin vücuduna ellerle bastırarak ovmak
She massaged my shoulders
Omuzlarıma masaj yaptı
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
spor salonu
In scenefiziksel egzersiz yapılan yer veya ders
I go to the gym every day
Her gün spor salonuna giderim
spor salonu
fiziksel egzersiz yapmak için ekipmanların bulunduğu yer
I go to the gym every morning
Her sabah spor salonuna giderim
spor salonu
fiziksel egzersiz yapılan bina
I go to the gym every morning
Her sabah spor salonuna giderim
apartman yöneticisi
In scenebir binayı yöneten kişi
The superintendent fixed the leak
Apartman yöneticisi sızıntıyı tamir etti
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
arkadaş
In scenetanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
He is a friend from school
O okuldan bir arkadaşım
dost
In sceneçok iyi tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
We have been friends for years
Yıllardır dostuz
destekçi
bir şeyi destekleyen kişi
He is a friend of the arts
O sanatın bir dostudur
şarkı söylemek
In scenesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
dans etmek
In scenemüzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
She loves dancing
O, dans etmeyi sever
dans etme
vücudunu müzikle hareket ettirme
They are dancing
Onlar dans ediyor
ödeme kartı
In scenemal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I paid with my card
Kartımla ödeme yaptım
oyun kartı
oyunlar için kullanılan kartlar
We played cards
Kart oynadık
kart
genellikle üzerinde bilgi bulunan küçük ve kalın kâğıt
I sent a birthday card
Bir doğum günü kartı gönderdim
hafıza kartı
dijital verileri saklamak için kullanılan küçük elektronik cihaz
I inserted the memory card into the camera
Hafıza kartını kameraya taktım
pompa
In scenetıkalı boruları açmak için kullanılan kauçuk uçlu araç
Use the plunger to fix the sink
Lavaboyu açmak için pompayı kullan
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hamle
In sceneyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
tavşan
In sceneuzun kulaklı küçük bir hayvan
The bunny is cute
Tavşan çok sevimli
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
birey
In scenetek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
kaynak
In scenebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
övünmek
In scenekendisiyle aşırı gurur duyarak konuşmak
He likes to brag about his car
Arabasıyla övünmeyi sever
hayal etmek
In scenebir şeyi zihinde canlandırmak
I am picturing my dream house
Hayalimdeki evi hayal ediyorum
stabilizasyon
In scenekararlı veya değişmez olma durumu
The government's goal is price stabilization
Hükümetin hedefi fiyat stabilizasyonudur
altyazı
In scenevideonun altında görünen yazılar
I watch movies with subtitles
Filmleri altyazılı izlerim
sarkık
In scenesıkı olmayan ve yumuşak
He has flabby arms
Kolları sarkık
yahu
In sceneşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Man that was fast
Yahu bu çok hızlıydı
adam
yetişkin erkek birey
He is a kind man
O iyi bir adam
erkek
yetişkin erkek insan
Every man needs food
Her erkek yemeğe ihtiyaç duyar
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
davranmak
In scenebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
In scenehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
pas de bourre
balede hızlı adımlama hareketi
She performed a pas de bourre
Bir pas de bourre yaptı
pas de bourre
balede yanlara doğru yapılan temel bir adım
Practice the pas de bourre slowly
Pas de bourre'yi yavaşça çalışın
inanılmaz
In sceneçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yüzleşmek
In scenebir durumun gerçekliğini kabul etmek
You must face the truth
Gerçekle yüzleşmelisin
yüz
başın ön kısmı
She has a beautiful face
Onun güzel bir yüzü var
yüz yüze
başka bir kişiyle doğrudan iletişim kurmak
We should talk face to face
Yüz yüze konuşmalıyız
bakmak
ön yüzü bir yöne dönük olmak
The window faces the garden
Pencere bahçeye bakıyor
Bayan
In sceneevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
spa
In scenerahatlama ve sağlık tedavileri için gidilen yer
I went to a spa for a massage
Masaj için bir spaya gittim
doğum günü
In sceneher yıl tekrarlanan doğum tarihi
Today is my birthday
Bugün benim doğum günüm
doğum günü
bir kişinin doğduğu gün
When is your birthday
Doğum günün ne zaman
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
kapanış
In scenebir şeyin sona erdirilmesi
The company announced the closure of the office
Şirket ofisin kapanışını duyurdu
huzura kavuşma
zor bir olayın ardından hissedilen rahatlama ve devam edebilme duygusu
She finally found closure after the accident
Kazadan sonra sonunda huzura kavuştu
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
farkında
In scenebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
takılmak
eğlenmek için vakit geçirmek
They are just messing around
Sadece takılıyorlar
takılmak
birine şakacı veya sinir bozucu bir şekilde davranmak
He likes to mess around with his friends
Arkadaşlarına takılmayı sever