

Friends — Season 4 Episode 14
Words & meanings
368 words
CEFR level
içine düşmek
kazara bir şeyin içine düşmek
He fell in the hole
Çukura düştü
hizaya geçmek
bir grup insanla beraber sıraya girmek
The soldiers will fall in at dawn
Askerler şafak vaktinde hizaya geçecek
solucan
In sceneküçük uzun ve ince bir canlı
The worm is in the soil
Solucan toprakta
kötü bir şekilde
In sceneyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
çok
çok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
daire
In scenebir binanın genellikle tek bir katında bulunan konut
I live in a small flat
Küçük bir dairede yaşıyorum
düz
eğrisiz ve seviyesi aynı olan yüzey
The table is flat
Masa düzdür
asidi kaçmış
tazeliğini veya gazını kaybetmiş
The soda is flat
Gazozun asidi kaçmış
bemol
müzikte bir notayı yarım ses pesleştiren işaret
He played a B flat note on the piano
Piyanoda si bemol notasını çaldı
götürmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
almak
In scenebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
kalça
In sceneüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
dayamak
bir nesneyi başka bir nesneye yaslamak
He butted the chair against the wall
Sandalyeyi duvara dayadı
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
madıkça
In scenebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
elbette
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Can you help me? You bet!
Bana yardım edebilir misin? Elbette!
canlı ve cesur
In sceneenerji ve cesaretle dolu
She is a spunky young girl
O, canlı ve cesur genç bir kız
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
pis koku
In scenehoş olmayan kötü bir koku
There is a terrible stink in here
Burada berbat bir pis koku var
berbat olmak
bir konuda çok başarısız olmak
I stink at playing tennis
Tenis oynamakta berbatım
yaygara
gürültülü bir şekilde yapılan kamusal şikayet veya itiraz
He raised a stink about the poor service
Kötü hizmet hakkında büyük bir yaygara kopardı
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
doldurmak
In scenebir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
genel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
striptiz kulübü
insanların eğlence için soyunup dans ettiği yer
He went to a strip club
Bir striptiz kulübüne gitti
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
lastik
In sceneeski haline dönebilen esnek madde
The waist is elastic
Bel kısmı lastiklidir
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iç çamaşırı
In scenedış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
bölüm
In scenebir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
In sceneçok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
pantolon
In scenevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
pantolon
In scenealt vücut için kullanılan giysi
These pants are too long
Bu pantolonlar çok uzun
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
uyuyor
In sceneuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
bugün
In scenemevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
bugün
içinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
arkadaş
In scenetanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
He is a friend from school
O okuldan bir arkadaşım
dost
çok iyi tanıdığınız ve sevdiğiniz kişi
We have been friends for years
Yıllardır dostuz
destekçi
bir şeyi destekleyen kişi
He is a friend of the arts
O sanatın bir dostudur
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
görünüşe göre
In scenegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
oyuncu
In sceneoyunlarda veya filmlerde rol alan kişi
He is a famous actor
O ünlü bir oyuncudur
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
fikir
In scenebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
sürükleyici
In scenedikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
In scenezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
dışarıdan
In scenebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
kazıklamak
In scenebirini adaletsizce kandırmak
He screwed me
Beni kazıkladı
boş vermek
bir şeyi önemsiz görüp reddetmek
Screw the rules
Kuralları boş ver
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They screwed
Seviştiler
batırmak
bir şeyi yanlış veya kötü yapmak
I screwed up the job
İşi batırdım
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
In scenebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
aslında
In scenebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sürekli
In sceneher zaman olan
The world is constantly changing
Dünya sürekli değişiyor
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
emek vermek
bir şeye zaman veya enerji harcamak
She invests in her skills
Becerilerine emek veriyor
yatırım yapmak
kâr elde etmek için para harcamak
He invests in a new business
Yeni bir işe yatırım yapıyor
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
kaba
In scenenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
In sceneboyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
kariyer
In scenezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
planlamak
In scenebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
ayaklar
In scenevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
bebek
In sceneçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
bebeğim
In scenesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
fanatik
çok yoğun veya kararlı
He is a hardcore fan of this band
O, bu grubun fanatik bir hayranı
elbise
In scenetek parça kadın giysisi
She wears a red dress
Kırmızı bir elbise giyiyor
hazırlanma
bir etkinlik için hazır hale gelme
She is dressing for the gala
Galaya hazırlanıyor
sos
yiyeceklerin üzerine dökülen sıvı
This salad needs more dressing
Bu salatanın daha fazla sosa ihtiyacı var
sargı
yarayı kapatmak için kullanılan malzeme
The doctor changed the dressing on the wound
Doktor yaradaki sargıyı değiştirdi
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
polis
In scenepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
rağmen
In scenebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
In scenesolun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
meyve
In scenebitkilerin yenen tatlı kısmı
I like eating fresh fruit
Taze meyve yemeyi severim
meyve
yenebilen tatlı bitki kısmı
I eat fresh fruit every day
Her gün taze meyve yerim
ürün
bir eylemden veya ilişkiden elde edilen iyi sonuç
Success is the fruit of his hard work
Başarı onun sıkı çalışmasının ürünüdür
tanga
sadece cinsel organları örten çok küçük bir iç çamaşırı
She bought a new g-string
Yeni bir tanga aldı