

Friends — Season 9 Episode 4
Words & meanings
414 words
CEFR level
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
In scenebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
film
In scenesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
anne
In sceneçocukların anneleri için kullandığı kelime
I love my mama
Annemi seviyorum
kutlamak
In sceneözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
çene
In scenedişleri tutan kemik
He has a strong jaw
Güçlü bir çenesi var
boş konuşmak
uzun süre genellikle kızgın veya sıkıcı bir şekilde konuşmak
Stop jawing and start working
Boş konuşmayı bırak ve çalışmaya başla
çene
yüzün dişleri tutan alt kısmı
He broke his jaw in the accident
Kazada çenesini kırdı
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
akşam yemeği
In scenegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
tur
In scenefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
sallamak
In scenebir şeyi hızla ileri geri hareket ettirmek
Shake the bottle well
Şişeyi iyice salla
şans
bir şeyi denemek için fırsat
Give him a fair shake
Ona adil bir şans ver
milkshake
süt ve dondurma karıştırılarak yapılan soğuk içecek
I drank a chocolate shake
Çikolatalı bir milkshake içtim
silkelemek
bir şeyi üzerinden atmak
Shake the dust off your coat
Ceketindeki tozu silkele
yayınlamak
In scenebir programı veya mesajı çok sayıda kişiye iletmek
The news is broadcast every evening
Haberler her akşam yayınlanır
peşinden gitmek
In scenebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
şaşırtmak
In scenebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
In scenebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
In scenebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
hastalık
In scenebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
büyük
In sceneboyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
kız çocuk
In scenegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
In scenedişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
aşmak
bir şeyi aşmak veya üstesinden gelmek
It took her a long time to get past the failure
Başarısızlığı aşması uzun zaman aldı
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
hızlıca ilerlemek
yüksek hızla ileriye gitmek
The story fast forwards to the ending
Hikaye hızlıca sona ilerliyor
hızlı ileri sarma
bir kaydı yüksek hızda oynatma yöntemi
Use the fast forward button
Hızlı ileri sarma düğmesini kullan
ileri sarmak
hızla ilerlemek
Fast forward the video
Videoyu ileri sar
ileriye atlamak
hızlıca daha sonraki bir noktaya geçmek
Fast forward to the next scene
Bir sonraki sahneye hızlıca atla
ileri sarmak
bir videonun veya kaydın sonraki kısımlarına hızla geçmek
Please fast forward the video
Lütfen videoyu ileri sar
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
akılda kalıcı
In scenehatırlanması kolay olan
It was a memorable trip
Unutulmaz bir yolculuktu
normalde
In sceneolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
utanmış
In sceneutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
flört etmek
In sceneRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
randevulaşma
Romantik amaçla insanlarla tanışma etkinliği
Online dating is very popular now
Çevrimiçi randevulaşma artık çok popüler
süpürmek
In scenebir yüzeyi fırçalayarak temizlemek
Please sweep the floor
Lütfen yerleri süpür
hızla yayılmak
bir alan üzerinde hızlıca hareket etmek
The wind swept across the valley
Rüzgar vadide hızla esti
taramak
bir alanı yasa dışı maddeler için detaylıca kontrol etmek
The police swept the building for bombs
Polis binayı bombalar için taradı
piyango
insanların ödül kazanma şansı için bilet satın aldığı bir kumar türü
They organized a sweep for charity
Yardım için bir piyango düzenlediler
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
In scenebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
genç
In sceneyaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
genç
hayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın
koklayıcı
In scenebir maddeyi burnundan çekerek kullanan kişi
The sniffer was caught by the police
Koklayıcı polis tarafından yakalandı
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
erkek kardeş
In sceneaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They decided to sleep together
Birlikte olmaya karar verdiler
kötü bir gece
birinin normalden daha kötü performans sergilediği gece
The singer had an off night
Şarkıcı kötü bir gece geçirdi
iş
In scenepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
biriyle yatmak
birisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
birlikte uyumak
biriyle aynı yatakta uyumak
The child sleeps with his parents
Çocuk ebeveynleriyle birlikte uyur
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
yedi
In scenealtıdan sonra gelen sayı
I have seven apples
Yedi elmam var
ucube
In sceneçok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
ne olursa olsun
her ne yaşanırsa yaşansın
I will help you no matter what
Ne olursa olsun sana yardım edeceğim
ne olursa olsun
her durumda veya koşulda
I will help you no matter what
Sana ne olursa olsun yardım edeceğim
siyah
In sceneen koyu renk
I have a black cat
Siyah bir kedim var
program
In scenetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
göstermek
bir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
şok
In sceneani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
restoran
In sceneyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
kızgın
In sceneöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
aptal
In sceneçok aptal kişi
Don't be such a moron
Bu kadar aptal olma
aptal
çok aptal veya budala olan kişi
Stop acting like a moron
Bir aptal gibi davranmayı bırak
salak
çok aptal kimse
He is acting like a total moron
Tam bir salak gibi davranıyor
çekici
In scenefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
In scenecinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
balayı
In sceneyeni evli bir çiftin çıktığı tatil
They are on their honeymoon
Onlar balayındalar
balayı
evlendikten sonra yapılan gezi
Where was your honeymoon
Balayınız neredeydi
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
hayat
In scenecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
bir ürünün kullanım süresi
The battery life is short
Pil ömrü kısa
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
bir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
evlilik
In sceneeşlerin yasal ilişkisi
Their marriage is very happy
Evlilikleri çok mutlu
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
yapıştırmak
yapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
yavaş
In scenedüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
hızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
takas etmek
In scenebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
ticaret
mal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
yıldönümü
In scenebir olayın geçmişte gerçekleştiği tarih
Today is the anniversary of the war
Bugün savaşın yıldönümü
yıldönümü
geçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
yıl dönümü
bir olayın anısını yaşatmak için her yıl kutlanan özel gün
We celebrated our wedding anniversary last night
Dün gece evlilik yıl dönümümüzü kutladık
yıl dönümü
bir olayın üzerinden geçen her tam yıl
This year marks the tenth anniversary of the foundation
Bu yıl kuruluşun onuncu yıl dönümü
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi