

Friends — Season 10 Episode 13
Words & meanings
379 words
CEFR level
seçme
In sceneoyunculuk veya şarkıcılık yeteneğini ölçmek için yapılan kısa sınav
She has an audition tomorrow
Yarın bir seçmesi var
seçme
bir rolü kapmak için sergilenen kısa performans
I failed my audition for the play
Oyun için girdiğim seçmelerde başarısız oldum
deneme performansı
bir sanatçının yeteneğini test etmek için yaptığı kısa gösteri
The dancer's audition was amazing
Dansçının deneme performansı harikaydı
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
heykel
In scenetaş veya metalden yapılmış insan veya hayvan modeli
The statue is made of marble
Heykel mermerden yapılmıştır
kaydetmek
In sceneses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
bant
yapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaset
ses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
inanılmaz
In sceneçok şaşırtıcı veya inanması zor
This view is unbelievable
Bu manzara inanılmaz
inanılmaz
inanılması güç olan
The speed of this car is unbelievable
Bu arabanın hızı inanılmaz
inanılmaz
çok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
kaşındırıcı
In scenepürüzlü ve rahatsız edici bir yüzeye veya sese sahip
This wool sweater is very scratchy
Bu yün kazak çok kaşındırıcı
bilgine
In scenebilginiz olsun anlamında kullanılan kısaltma
FYI, the meeting is at 2 PM
Bilgine, toplantı saat 14:00'te
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
acı verici
In sceneacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
şampanya
In sceneFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
korkmuş
In scenekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
dikkat etmek
bir şeye odaklanarak bakmak veya dinlemek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat et
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
benlik
In scenebir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
benlik
birinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
göz kulak olmak
birini korumak veya güvenliğini sağlamak
He looks out for his sister
Kız kardeşine göz kulak olur
dikkat etmek
bir şeyin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için çevreye bakmak
Look out for cars when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
suçlu
In scenebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
kazmak
In scenetoprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
sevmek
bir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
yarım saat
otuz dakikalık süre
I will be there in a half hour
Yarım saate orada olurum
yarım saat
otuz dakikalık zaman dilimi
The break is a half hour
Ara yarım saat
yarım saat
otuz dakikadan oluşan süre
I waited for a half hour
Yarım saat bekledim
neredeyse hiç
In sceneçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
yanından geçmek
bir şeyin yanından geçip gitmek
I pass by the library every day
Her gün kütüphanenin yanından geçerim
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
düşmek
bir yerden ayrılarak düşmek
The button fell off my shirt
Gömleğimin düğmesi düştü
yoğun bir şekilde
In scenebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
madalya
In scenebaşarı karşılığında verilen metal disk
He won a gold medal
Altın madalya kazandı
madalya kazanmak
bir yarışmada madalya almak
She hopes to medal in the race
Yarışta madalya kazanmayı umuyor
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bebek
In sceneçok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
bebeğim
In scenesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yer
In scenebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
yol
In scenehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
tanımak
birini tanımaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha iyi tanımak istiyorum
yakından tanımak
birini veya bir şeyi iyi anlamaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
yanlış bir şekilde
In sceneyanlış bir şekilde veya gerçek dışı olarak
He was falsely accused of theft
Hırsızlıkla yanlış bir şekilde suçlandı
kaka yapmak
In scenevücuttaki katı atıkları dışarı atmak
The baby pooped
Bebek kaka yaptı
kaka
vücuttan atılan katı atık
There is dog poop on the grass
Çimlerin üzerinde köpek kakası var
kaka
vücuttan atılan katı atık
The dog made poop on the grass
Köpek çimlerin üzerine kaka yaptı
dışkı
insan veya hayvanlardan gelen katı atık
Clean up the animal poop in the garden
Bahçedeki hayvan dışkısını temizleyin
uyanık
In sceneuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
kalp krizi
aniden meydana gelen ciddi bir kalp sorunu
He had a heart attack
Kalp krizi geçirdi
tepe
In scenebir şeyin en yüksek noktası
He is at the top of the mountain
Dağın tepesinde
üzerine eklemek
bir şeyin üst yüzeyine bir şey koymak
Top the cake with cream
Pastanın üzerine krema ekle
üst giysi
kıyafetin üst kısmı
I like your new top
Yeni üstünü sevdim
aşmak
daha iyi olmak veya geçmek
No one can top this record
Kimse bu rekoru aşamaz
artık söz konusu değil
artık mümkün olmayan veya değerlendirmeye alınmayan
The offer is off the table
Teklif artık söz konusu değil
iyi geceler
ayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
ilaç
In scenehastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
He takes medication every day
Her gün ilaç kullanıyor
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
sertçe çekmek
In scenebir şeyi kısa ve güçlü bir hareketle çekmek
He gave the rope a tug
Halatı sertçe çekti
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
ağır
In sceneağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
şiddetli
etkisi veya derecesi çok yüksek olan
We are expecting heavy rain today
Bugün şiddetli yağmur bekliyoruz
ağır
bir durumda katı veya zor olan kimse
Our boss is a heavy person to deal with
Patronumuz başa çıkması zor ağır biridir
uyanmak
In sceneuykudan uyanmak
I wake up at 7 AM
Sabah 7'de uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Please wake me up early
Lütfen beni erken uyandır
belki
In scenebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
buzdolabı
In sceneyiyecekleri saklamak için kullanılan soğutucu cihaz
Put the milk in the fridge
Sütü buzdolabına koy
başa çıkmak
In scenebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
eş
In sceneevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
ayrıntılı açıklamak
anlamayı kolaylaştırmak için parçalara ayırmak
Please break it down for me
Lütfen bunu benim için ayrıntılı açıkla
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
inanılmaz
In sceneçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
ayaklar
In scenevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir