Game Of Thrones — Season 6 Episode 3
Words & meanings
440 words
CEFR level
sevgili
In scenesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
In scenemektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
kibirli
In scenekendini çok üstün gören
He is very arrogant
O çok kibirlidir
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
taç
In scenekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
tepe
bir şeyin en yüksek kısmı
The crown of the hill is rocky
Tepenin zirvesi kayalıktır
birinci ilan etmek
bir yarışın kazananı olarak seçilmek
The athlete was crowned the winner of the race
Atlet yarışın kazananı ilan edildi
suç
In sceneyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
tehdit etmek
In scenebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
isyan
In scenebir hükümete veya lidere karşı başlatılan savaş veya başkaldırı
The rebellion lasted for three years
İsyan üç yıl sürdü
attı
In scenebir şeyi kuvvetle havaya fırlattı
He threw the ball
Topu attı
attı
istenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
He threw the broken chair away
Kırık sandalyeyi attı
fırlattı
bir şeyi güç kullanarak havaya savurmak
He threw the ball to me
Topu bana fırlattı
hak etmek
In scenebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
yol göstermek
In sceneyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
yağmacı
In scenebaskın düzenleyip bir şeyleri çalan kimse
The raiders broke into the shop
Yağmacılar dükkana girdi
kızıl saçlı
In scenekızıl saçlı kişi
She is a redhead
O kızıl saçlıdır
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
uygulamak
In scenebir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
idam etmek
birini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
birkaç
In sceneikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
düzeltme
In scenebir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
I made a correction to the text
Metinde bir düzeltme yaptım
militan
In scenebir dava uğruna agresif eylem yapan kişi
The militants organized a protest
Militanlar bir protesto düzenledi
savaşkan
savaşmaya veya güç kullanmaya istekli
He has a militant attitude
Savaşkan bir tavrı var
şu an
tam şu anda
I am busy just now
Şu an meşgulüm
az önce
çok kısa bir süre önce
I finished my homework just now
Ödevimi az önce bitirdim
kusmak
In scenemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby vomited
Bebek kustu
kusmuk
hasta olunduğunda ağızdan çıkan sıvı
There is vomit on the floor
Yerde kusmuk var
ikiz
In sceneaynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
ikiz kardeş
aynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
tarih
In scenegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
usta
In scenebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
sahip
In scenebaşkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
yemin etmek
In sceneciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
mümkün
In sceneyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
herif
In scenebir kişiyi tanımlayan kaba bir söz
He is a lucky fucker
O şanslı herifin teki
sinir bozucu tip
sinir bozucu bir kişiyi tanımlayan argo söz
Get out of here you fucker
Defol git buradan seni sinir bozucu herif
pislik
sevmediğiniz birini tanımlayan çok kaba bir söz
I hate that fucker
O pislikten nefret ediyorum
aşağılık herif
hoşlanmadığınız birini tanımlayan çok kaba bir söz
That fucker lied to me
O aşağılık herif bana yalan söyledi
başkomutan
bir grubun veya görevin başındaki yetkili kişi
The lord commander gave orders to the troops
Başkomutan birliklere emirleri verdi
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
sürü
In sceneçok büyük insan grubu
A horde of tourists arrived
Bir turist sürüsü geldi
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
bıçaklamak
In scenekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
saplamak
keskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
yabani
In scenefantastik hikayelerde vahşi doğada yaşayan karakter
The wildling scouted the forest
Yabani ormanı gözledi
vahşi
In scenedoğada yaşayan veya medeni olmayan kimse
He behaves like a wildling in civilization
Medeniyet içinde vahşi gibi davranıyor
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
benzer
In sceneneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
geçmek
In scenebir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
In sceneşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
duruşma
In scenebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
yargılama
birinin suçlu olup olmadığına karar verilen resmi mahkeme
The trial lasted for two weeks
Yargılama iki hafta sürdü
gerçekten
In scenesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
yürümek
In sceneDüzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
Mart
Yılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
ilerlemek
düzenli adımlarla ileriye doğru gitmek
The troops march across the field
Birlikler tarladan geçerek ilerliyor
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
hatırlamak
In scenebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
kılıç
In scenesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
ara sıra
In scenezaman zaman veya bazen
I occasionally visit my grandparents
Ara sıra büyükanne ve büyükbabamı ziyaret ederim
bot
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
suda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
Kara Kale
kuzeydeki müstahkem askeri üs
Jon Snow serves at Castle Black
Jon Snow Kara Kalede görev yapar
tamamen
In sceneher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
çene
In sceneyüzün dişleri tutan alt kısmı
He broke his jaw in the accident
Kazada çenesini kırdı
çene
dişleri tutan kemik
He has a strong jaw
Güçlü bir çenesi var
boş konuşmak
uzun süre genellikle kızgın veya sıkıcı bir şekilde konuşmak
Stop jawing and start working
Boş konuşmayı bırak ve çalışmaya başla
gemi
In sceneinsan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
sütun
In scenedestek veya dekorasyon amacıyla kullanılan uzun dikey yapı
The building has large stone pillars
Binanın büyük taş sütunları var
direk
bir grubun önemli ve güvenilir üyesi
He is a pillar of the community
O, toplumun önemli bir direğidir
katil
In scenebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
heyecanlandırmak
In sceneçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
insafsız
In sceneçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
pislik
birine hakaret etmek için kullanılan kaba bir söz
That bastard stole my money
O pislik paramı çaldı
dedi
In scenesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
hazretleri
dük veya düşes gibi soylu kişilere hitap etmek için kullanılan saygılı unvan
Your Grace the carriage is waiting
Hazretleri araba sizi bekliyor
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
dalga geçmek
biriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
kararsız
In scenesık sık değişen
The weather is fickle in spring
Baharda hava değişkendir
şans
In scenehayattaki talih veya şans
He had the good fortune to win
Kazanma şansına sahipti
fal
gelecekte neler olacağı
She read my fortune
Falıma baktı
servet
çok büyük miktarda para
He made a fortune in oil
Petrolle büyük bir servet yaptı
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yeter
In sceneartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
hiçbiri
In sceneiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
diz çökmek
In scenedizlerinin üzerine çökmek
He knelt down to pray
Dua etmek için diz çöktü
diz üstü durmak
In scenedizlerin üzerinde durma eylemi
She knelt on the floor
Yerde diz üstü durdu
diz çökmek
ibadet etmek için dizlerin üzerine gelmek
He knelt to pray
Dua etmek için diz çöktü
diz çökmek
bir veya iki dizin üzerine yere inmek
He knelt to pick up the toy
Oyuncağı almak için diz çöktü
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
In scenebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
fethetmek
In scenebir yeri veya birini zorla ele geçirmek
The army conquered the city
Ordu şehri fethetti
hapis
In scenebirinin bir yerde zorla alıkonulması durumu
He faced ten years of imprisonment
On yıl hapis cezası ile karşı karşıya kaldı
gelenek
In sceneuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem