Game Of Thrones — Season 6 Episode 4
Words & meanings
588 words
CEFR level
kabullenmek
bir şeyi dert etmeyi bırakıp onu kabullenmek
I finally made peace with my past
Sonunda geçmişimle barıştım
ile barışmak
birisiyle kavga etmeyi veya tartışmayı bırakmak
He decided to make peace with his brother
Kardeşiyle barışmaya karar verdi
barışmak
geçmişte yaşanan bir olay hakkında kızgın veya üzgün hissetmeyi bırakmak
You need to make peace with your past
Geçmişinle barışmalısın
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
saldırmak
birine aniden ve şiddetli bir biçimde hücum etmek
A group of thieves set upon the man
Bir grup hırsız adama saldırdı
yolcular
In scenebir araçta seyahat eden kişi
The bus had many riders
Otobüste birçok yolcu vardı
bisikletçiler
bisiklet veya motosiklet kullanan kimseler
The riders are training today
Bisikletçiler bugün antrenman yapıyor
biniciler
bir hayvanı veya aracı binen kimse
The skilled riders prepared their horses
Yetenekli biniciler atlarını hazırladılar
motosiklet sürücüleri
motosiklet kullanan kişiler
The riders wore helmets
Sürücüler kask takıyordu
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
idare etmek
bir şeyi kullanabilmek veya onunla başa çıkabilmek
I can work with this budget
Bu bütçeyle idare edebilirim
birlikte çalışmak
bir işi bir başkasıyla beraber yapmak
I work with my sister
Kız kardeşimle birlikte çalışıyorum
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
saygı
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
tazmin etmek
In scenebir hizmetin veya kaybın maddi bedelini ödemek
The company will compensate you for the delay
Şirket gecikme için sizi tazmin edecek
telafi etmek
bir eksikliği veya kaybı gidermek
He tried to compensate for his mistake
Hatasını telafi etmeye çalıştı
hediye
In scenebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
pişman olmak
In sceneyapılan bir hatadan dolayı üzüntü duyup onu düzeltmek istemek
She repented for her past mistakes
Geçmişteki hataları için pişman oldu
kısa
In sceneboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
diz üstünde biten pantolon
I wear shorts in summer
Yazın şort giyerim
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az zaman alan
The meeting was very short
Toplantı çok kısaydı
pozisyon
In sceneücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
izin vermek
In scenebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
fark etmek
In scenebirini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
yer
belirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
fanatik
In scenebir şeye karşı aşırı ilgisi olan kişi
He is a fitness fanatic
O bir fitness fanatiğidir
fanatik
In sceneaşırı ve mantıksız inançlara sahip kimse
He is a religious fanatic
O dini bir fanatik
ihanet etmek
In scenegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
zeki
In sceneçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
sağlamak
In sceneihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
sağlamak
birinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
soylu
In scenesoylu bir aileden gelen
She was a highborn lady
O soylu bir hanımefendiydi
körfez
In scenedenizin karanın içine doğru girdiği bölüm
The boat is in the bay
Tekne körfezde
bölüm
tıbbi tedavi için kullanılan alan
He was moved to the trauma bay
Travma bölümüne alındı
girinti
bir binada kısmen çevrili olan alan
The car is parked in the loading bay
Araba yükleme alanına park edildi
ulumak
köpek gibi uzun ve derin ses çıkarmak
The dog bayed at the moon
Köpek aya karşı uludu
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
özellikle
In scenebelirli bir amaç için
This room was expressly designed for meetings
Bu oda özellikle toplantılar için tasarlandı
teklif
In scenebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
incitmek
In scenebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
incinmiş
fiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
içinde
In scenebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
kalmak
In scenevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kurul
In scenebir kurum için karar alan insanlar grubu
The student council organized the event
Öğrenci kurulu etkinliği organize etti
konsey
karar veren kişilerden oluşan grup
The city council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
belediye meclisi
bir şehri veya kasabayı yöneten insanlar grubu
The city council approved the budget
Belediye meclisi bütçeyi onayladı
yabani
In scenefantastik hikayelerde vahşi doğada yaşayan karakter
The wildling scouted the forest
Yabani ormanı gözledi
vahşi
In scenedoğada yaşayan veya medeni olmayan kimse
He behaves like a wildling in civilization
Medeniyet içinde vahşi gibi davranıyor
gece boyunca
In scenegece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
bir gecede
çok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
ertesi güne göndermek
bir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
soğan
In scenekatmanları olan yuvarlak bir sebze
I chop the onion
Soğanı doğruyorum
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
Let's head to the park
Hadi parka gidelim
karalamak
In scenebirisi hakkında kötü sözler söylemek
He maligned his rival in the newspaper
Rakibini gazetede karaladı
silahsız
In sceneüzerinde silah taşımayan
The suspect was unarmed
Şüpheli silahsızdı
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
koruma
In scenebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
korkutmak
In scenebirini korkutmak veya gergin hissettirmek
Don't let them intimidate you
Onların seni korkutmasına izin verme
parfüm
In scenevücuda sürülen güzel kokulu sıvı
She is wearing a nice perfume
Güzel bir parfüm sıkmış
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
In scenegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
köle sahibi
In sceneköleleri olan kişi
He was a ruthless slaver
O acımasız bir köle sahibiydi
köle tüccarı
In sceneköle alıp satan kimse
The slaver made a profit
Köle tüccarı kâr elde etti
esir satıcısı
insan ticareti yapan kimse
The slaver captured people
Esir satıcısı insanları yakaladı
salya akıtmak
ağızdan salya gelmesi
The hungry dog began to slaver
Aç köpek salya akıtmaya başladı
canlı
In scenehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
hafife alarak
In scenebir durumu ciddiye almadan veya önemsemeden
He took the warning lightly
Uyarıyı hafife aldı
hafifçe
yumuşak veya nazik bir şekilde
Touch it lightly
Ona hafifçe dokun
şımartmak
In scenebirini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
bozmak
iyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
sürekli
In sceneher zaman olan veya durmayan
The noise was constant
Gürültü süreklidir
sabit
bilimsel bir denklemde değişmeyen sayı
The value of pi is a constant
Pi sayısı bir sabittir
fiziksel sabit
doğa yasalarında değeri değişmeyen nicelik
The speed of light is a physical constant
Işık hızı bir fiziksel sabittir
riske atmak
In scenebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
borçlu olmak
In scenebirine para veya bir şey ödemek zorunda olmak
I owe you ten dollars
Sana on dolar borcum var
borçlu olmak
In scenebirine geri ödeme yapma gerekliliği
I owe him five dollars
Ona beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
tavsiye
In scenene yapılması gerektiğine dair öneriler
I need your counsel
Tavsiyene ihtiyacım var
öğüt vermek
birine yol göstermek veya tavsiyede bulunmak
The teacher counseled the student
Öğretmen öğrenciye öğüt verdi
avukat
hukuki konularda tavsiye veren ve mahkemede temsil eden kişi
The defendant spoke with his counsel
Sanık avukatı ile konuştu
güzelce
In sceneiyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
güncel
In sceneşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
hadım
In scenehadım edilmiş erkek
He was a palace eunuch
O bir saray hadımıydı
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
çocuklar
In scenebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
kalite
In scenebir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
vasıf
bir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
sadakat
In scenebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
yükselmek
In scenebir yerden yukarı doğru hareket etmek
The balloon started to ascend into the sky
Balon gökyüzüne doğru yükselmeye başladı
tırmanmak
eller ve ayakları kullanarak yukarı doğru hareket etmek
He began to ascend the mountain
Dağa tırmanmaya başladı
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
alıcı
In scenemal satın alan kişi
The buyer paid for the car
Alıcı arabanın ödemesini yaptı
maalesef
In sceneüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
duruşma
In scenebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
yargılama
birinin suçlu olup olmadığına karar verilen resmi mahkeme
The trial lasted for two weeks
Yargılama iki hafta sürdü
sistem
In scenebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
risk altında
kötü bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The project is at risk
Proje risk altında
tehlikede
zarar görme veya sorun yaşama tehlikesi olan
Many children are at risk
Birçok çocuk tehlikede
risk altında
zarar görme ihtimali olan bir durumda
These animals are at risk
Bu hayvanlar risk altında
ne olursa olsun
her ne yaşanırsa yaşansın
I will help you no matter what
Ne olursa olsun sana yardım edeceğim
ne olursa olsun
her durumda veya koşulda
I will help you no matter what
Sana ne olursa olsun yardım edeceğim
söyledi
In scenebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi