Game Of Thrones — Season 6 Episode 7
Words & meanings
558 words
CEFR level
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
doğa
In scenebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
fiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
ilerleme
In sceneileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
çözmek
bir kimsenin veya durumun gerçek niteliğini değerlendirmek
It took me a while to get the measure of him
Onu çözmem biraz zaman aldı
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
pozisyon
In sceneücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
dua
In scenetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
In scenetanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
tiksinti
In scenegüçlü bir hoşnutsuzluk veya tiksinme hissi
He looked at the insect with disgust
Böceğe tiksintiyle baktı
ilgi
In scenebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
asker
In sceneorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
sözünü kesmeden dinlemek
birinin konuşmasını bitirene kadar onu dinlemek
Please hear me out
Lütfen sözümü kesmeden dinle
sonuna kadar dinlemek
birinin anlatacaklarının tamamını dinlemek
I will hear you out
Seni sonuna kadar dinleyeceğim
dinleyip bitirmek
bir kişi konuşmasını bitirene dek dinlemek
She didn't even hear me out
Beni sonuna kadar dinlemedi bile
sonuna kadar dinlemek
birini konuşması bitene kadar dinlemek
Please hear me out before you decide
Karar vermeden önce lütfen beni sonuna kadar dinle
yüklemek
In scenebir şeyi bir makineye veya araca yerleştirmek
Load the luggage into the car
Bagajları arabaya yükle
yığın
bir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
servet
sahip olunan çok miktarda para
He has a load of money
Onun çok parası var
sevinç
In scenebüyük bir mutluluk duygusu
Her face was full of joy
Yüzü sevinç doluydu
yeğen
In scenekardeşin kızı
She has a little niece
Onun küçük bir yeğeni var
kız yeğen
In sceneerkek veya kız kardeşinizin kızı
My niece is five years old
Kız yeğenim beş yaşında
kız yeğen
erkek veya kız kardeşinizin kızı
My niece is coming over today
Kız yeğenim bugün bize geliyor
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
yabancı
In scenebaşka bir ülkeye ait olan
I want to learn a foreign language
Yabancı bir dil öğrenmek istiyorum
yabancı
başka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
yabancı
kendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
başarısızlığa mahkum
In sceneçok kötü bir sonuçla karşılaşacağı kesin olan
The project is doomed to fail
Proje başarısızlığa mahkum
mahkum
başarısız olacağı veya yok edileceği kesin olan
The project was doomed from the start
Proje en başından beri başarısızlığa mahkumdu
kötü yazgılı
kötü bir geleceğe sahip olması kaçınılmaz olan
Their marriage was doomed from the start
Evlilikleri en başından kötü yazgılıydı
felakete mahkum
kötü veya başarısız bir sonuca uğrayacağı kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından itibaren felakete mahkumdu
anlaşma
In scenekişiler veya gruplar arasında yapılan resmi anlaşma
The two countries signed a peace pact
İki ülke bir barış anlaşması imzaladı
ihanet etmek
In scenegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
kulübe
In sceneküçük ve basit bir ev
They stayed in a log cabin
Kütük bir kulübede kaldılar
kabin
uçaklarda yolcuların oturduğu kapalı bölüm
The flight attendant is in the cabin
Uçuş görevlisi kabinde
kulübe
genellikle kırsal bir bölgede yer alan küçük ve basit ev
They stayed in a small wooden cabin
Küçük bir ahşap kulübede kaldılar
dere
In sceneküçük bir nehir
The stream is very clear
Dere çok berrak
akış
bir şeyin sürekli ve hareketli şekilde gelmesi
A stream of people entered the store
Mağazaya bir insan akını girdi
yayın
internet üzerinden iletilen canlı veya kayıtlı ses veya görüntü
I am watching a live stream
Canlı bir yayın izliyorum
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
komuta etmek
In scenebirisi veya bir şey üzerinde güce sahip olmak
He commands the army
Orduyu komuta ediyor
emir
In scenebirinin bir şey yapmasını isteyen sözlü talimat
He gave the command to start
Başlama emrini o verdi
emir
bir şeyi yapma yönündeki talimat
He gave a clear command
Net bir emir verdi
sabır
In scenesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
özür
In sceneüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
canlı
In scenehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
hazırlamak
In scenekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
hazırlamak
yiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
feragat etmek
In sceneresmi bir haktan veya unvandan vazgeçmek
He decided to renounce his claim to the throne
Tahttaki hakkından feragat etmeye karar verdi
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
In sceneyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
izinsiz girmek
In scenebirinin arazisine izinsiz olarak girmek
Do not trespass on this property
Bu mülke izinsiz girmeyin
bahsetmek
In scenebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
yemin bozan
In sceneyeminini veya sözünü tutmayan kişi
He was called an oathbreaker by his friends
Arkadaşları tarafından yemin bozan olarak adlandırıldı
madıkça
In scenebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
grup
In scenebenzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
In sceneçadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
kamp
insanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
koruma
In scenebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
kız torun
In sceneoğlunuzun veya kızınızın kızı
She is my granddaughter
O benim kız torunum
kız torun
çocuğun kızı
She has a granddaughter
Onun bir kız torunu var
kız torun
birinin oğlu veya kızından olan kız çocuk
Her granddaughter looks like her
Kız torunu ona benziyor
pazarlık etmek
In scenebir anlaşmanın şartlarını tartışmak
We had to bargain for the price
Fiyat için pazarlık etmek zorunda kaldık
anlaşma
iki kişi veya grup arasındaki uzlaşma
We made a bargain
Bir anlaşma yaptık
kelepir
normal fiyatından daha ucuza alınan şey
This car was a real bargain
Bu araba tam bir kelepir
ummak
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
He got more than he bargained for
Beklediğinden fazlasını elde etti
varis
In scenebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
servis yapmak
In scenebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
In scenebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
yüzyıllar
In sceneyüz yıllık dönemler
This tradition lasted for centuries
Bu gelenek yüzyıllarca sürdü
elde etmek
In scenebir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
güvenli
tehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
hastalık
In scenebir sağlık sorunu veya rahatsızlık
Heart disease is dangerous
Kalp hastalığı tehlikelidir
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
yapamamak
In scenebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
patika
In sceneyürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
bir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
çiftçi
In sceneekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
tarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
hendek
In sceneyerde kazılmış uzun ve dar çukur
They dug a deep trench
Derin bir hendek kazdılar
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
sertçe vurmak
In scenebir şeye çok güçlü bir şekilde vurmak
He bashed the door open
Kapıyı sertçe vurarak açtı
sertçe eleştirmek
birini veya bir şeyi çok sert bir şekilde eleştirmek
The critics bash the new movie
Eleştirmenler yeni filmi sertçe eleştiriyor
büyük parti
büyük ve gürültülü bir kutlama veya etkinlik
They are throwing a huge birthday bash
Kocaman bir doğum günü partisi veriyorlar
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
In scenebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
sanmak
In scenebir konuda fikri olmak veya inanmak
I reckon it will rain tomorrow
Yarın yağmur yağacağını sanıyorum
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
azim
In scenegüçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çevre
In scenebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
kokusunu almak
In scenebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kuşatma
In scenebir yerin kontrolünü ele geçirmek için ordunun orayı çevrelemesi
The city was under siege for months
Şehir aylarca kuşatma altındaydı
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tanrılar
In scenedünyayı kontrol ettiğine inanılan güçlü varlıklar
Ancient Greeks believed in many gods
Antik Yunanlılar birçok tanrıya inanırdı
tanrılar
insanlar ve doğa üzerinde gücü olduğuna inanılan varlıklar
Ancient people worshipped many gods
Eski insanlar birçok tanrıya taparlardı
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
dua etmek
In sceneTanrı'ya yakarmak veya Onunla konuşmak
I pray every morning
Her sabah dua ederim
öldürmek
In scenebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
çelişkili
In scenebirbiriyle uyuşmayan veya farklı olan
They gave conflicting reports about the accident
Kaza hakkında çelişkili raporlar verdiler
çelişkili
farklı olan veya birbiriyle uyuşmayan
The witnesses gave conflicting statements
Tanıklar çelişkili ifadeler verdi
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
dikkat et
tehlikeye karşı dikkatli olmak
Look out! There is a car
Dikkat et! Bir araba var
iyileştirmek
In scenebir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
iyileştirmek
hasta birini sağlıklı hale getirmek
The doctor cured the patient
Doktor hastayı iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular