Game Of Thrones — Season 7 Episode 3
Words & meanings
810 words
CEFR level
gözetmek
In scenebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
olay
In scenegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
etkinlik
planlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
ezmek
In sceneüzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
varsaymak
In scenekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
ak yürüyen
Game of Thrones dizisindeki ölümsüz bir yaratık
The white walker has blue eyes
Ak yürüyenin mavi gözleri var
kuzeyli
In scenekuzey bölgesinde yaşayan veya oradan gelen kişi
He is a proud northerner
O gururlu bir kuzeylidir
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
varmak
In scenebir yere ulaşmak
The train arrives at ten
Tren saat onda varıyor
varmak
In scenebir yere gelmek
When did you arrive
Ne zaman vardın
ulaşmak
bir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
varmak
yolculuk sonunda hedefe ulaşmak
They arrived in London
Londra'ya vardılar
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
In sceneolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
zorlamak
In scenebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
kuvvet
In scenepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
pahalı
In sceneçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
varlık
In scenebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
çalışma odası
In sceneokuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
çalışmak
bir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konu hakkında bilgi edinmek için yapılan dikkatli inceleme
This study shows interesting results
Bu araştırma ilginç sonuçlar gösteriyor
verimli
In sceneçok sonuç elde eden
I had a productive day
Verimli bir gün geçirdim
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
yedek
birinin yerine geçen kişi
I need a stand-in for the show
Gösteri için bir yedeğe ihtiyacım var
engel olmak
bir ilerlemeyi durdurmak veya mani oluşturmak
Nothing will stand in his way
Hiçbir şey onun yoluna engel olmayacak
durmak
belirli bir yerde bulunmak
Please stand in this area
Lütfen bu alanda dur
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
yok
In sceneartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
parça
In scenebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
zincir
In scenebirbirine bağlı metal halkalar serisi
The bicycle chain is broken
Bisiklet zinciri kopmuş
zincirlemek
In scenebir zincirle bağlamak veya tutmak
They chain the dog to the fence
Köpeği çite zincirliyorlar
zincir
In scenebirbirine bağlı benzer şeyler dizisi
This store is part of a large chain
Bu mağaza büyük bir zincirin parçası
zincir
aynı şirkete ait işletmeler grubu
This coffee shop is part of a large chain
Bu kahve dükkanı büyük bir zincirin parçası
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uzun gece
karanlık ve tehlikeli geçen uzun bir dönem
It was a long night as we waited for news
Haber beklerken çok uzun bir geceydi
sürgün etmek
In scenebirini zorla ülkesinden veya yaşadığı yerden göndermek
The king decided to exile the prince
Kral, prensi sürgün etmeye karar verdi
taze
In scenebayatlamamış, temiz ve hoş
The bread is fresh
Ekmek taze
yeni
yeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
tarif edilemez
In scenebetimlenemeyecek kadar büyük veya aşırı
She felt unspeakable joy
Tarif edilemez bir mutluluk hissetti
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
In scenebir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
mükemmel
In scenebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
çatışmalar
In scenegruplar arasındaki savaş veya çatışma durumu
The hostilities ended after the treaty was signed
Antlaşma imzalandıktan sonra çatışmalar sona erdi
yok etmek
In scenebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
mecazi ifade
gerçek anlamı dışında kullanılan söz
It is just a figure of speech
Bu sadece mecazi bir ifade
lanet
In sceneöfke ifade etmek için kullanılan kaba bir söz
I hate this fucking job
Bu lanet işten nefret ediyorum
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
birini veya bir şeyi tarif ederken kullanılan çok rahatsız edici anlamında kelime
This fucking machine is broken
Bu lanet makine bozuk
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
sırt çevirmek
birine yardım etmeyi veya desteklemeyi reddetmek
Don't turn your back on your friends
Arkadaşlarına sırt çevirme
Bana inan
birinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
resmî
In sceneönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
eksik
In sceneorada olmayan veya mevcut olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
kayıp
ortadan kaybolan ve bulunamayan kişi
The police are searching for the missing person
Polis kayıp kişiyi arıyor
yemin etmek
In sceneciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
kiler
In scenegıdaların saklandığı serin oda
The meat is in the larder
Et kilerde
tahıl
In scenegıda olarak kullanılan bitkilerin küçük sert tohumu
Rice is a type of grain
Pirinç bir tahıl türüdür
doku
ahşaptaki liflerin yönü veya bir malzemedeki desen
Cut the wood with the grain
Ahşabı damarları yönünde kesin
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
kısa süre
In sceneaz bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
merhem
In scenecildi iyileştirmek veya rahatlatmak için sürülen yumuşak madde
He applied the unguent to his wound
Yarasına merhemi sürdü
çağırmak
In scenebir şeyi ortaya çıkarmak veya gerçekleşmesini sağlamak
The wizard summoned a ghost
Sihirbaz bir hayalet çağırdı
çağırmak
insanlara bir yere gelmelerini emretmek
The king summoned his advisors
Kral danışmanlarını çağırdı
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
mahkum
In scenetutuklu veya hapsedilmiş kişi
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden kaçtı
çaba
In scenebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
hayal gücü
In scenezihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
çimen
In sceneyeri kaplayan yeşil bir bitki
The grass is green
Çimenler yeşildir
ispiyonlamak
birinin yasa dışı işlerini yetkililere bildirmek
He decided to grass on his partner
Ortağını ispiyonlamaya karar verdi
zor durumda
kötü veya tehlikeli bir durum
He is in the grass because of his mistake
Hatası yüzünden zor durumda
altta yatan
In scenegörünür olmayan ancak var olan
The underlying cause of the problem is stress
Sorunun altında yatan neden strestir
arayış
In scenebir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışma eylemi
The pursuit of happiness is important
Mutluluk arayışı önemlidir
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
In scenebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
başkomutan
bir grubun veya görevin başındaki yetkili kişi
The lord commander gave orders to the troops
Başkomutan birliklere emirleri verdi
sona ermek
bir sürecin veya olayın bitmesi
The concert will come to an end at ten
Konser saat onda sona erecek
gücenme
In scenebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
kağıt
In sceneyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
makale
özellikle akademik yazılmış çalışmalar
He wrote a research paper
Bir araştırma makalesi yazdı
gazete
günlük haber yayını
I read the morning paper
Sabah gazetesini okudum
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
durum
In scenebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
alay etmek
In scenebirini dalga geçerek kışkırtmak
He taunted his opponent
Rakibiyle alay etti
obsidyen
In scenekoyu renkli parlak volkanik cam
The arrowhead was made of obsidian
Ok ucu obsidyenden yapılmıştı
kılıç
In scenesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
kaçmak
bir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
derinlemesine düşünmek
In scenebir şey üzerinde dikkatle ve uzun süre düşünmek
He contemplated his decision for hours
Kararı üzerinde saatlerce düşündü
üzerine düşünmek
bir konu hakkında dikkatlice düşünmek
I need time to contemplate my decision
Kararım üzerinde düşünmek için zamana ihtiyacım var
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
ön
In sceneileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
liderlik etmek
In scenebir grubun veya projenin başında yer almak
He will front the team
Takıma o liderlik edecek
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
ejderha
In scenehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejderha
In sceneUzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
kafatası
In scenebaşı oluşturan kemik
The skull protects the brain
Kafatası beyni korur
erzak
In scenegelecekte kullanmak üzere saklanan malzeme
They have enough provisions for the trip
Gezi için yeterli erzakları var