Game Of Thrones — Season 7 Episode 4
Words & meanings
429 words
CEFR level
ancak
In scenebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sadece
In scenesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
kuyruk
In scenebir hayvanın vücudunun arka ucundaki uzantı
The dog wags its tail
Köpek kuyruğunu sallar
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
hanımım
soylu kadınlara karşı kullanılan saygılı bir seslenme sözü
My lady the carriage awaits you
Hanımım fayton sizi bekliyor
akrep
In scenesekiz bacağı ve iğneli bir kuyruğu olan küçük bir hayvan
The scorpion is dangerous
Akrep tehlikelidir
akrep
ok fırlatmak için kullanılan eski bir kuşatma silahı
Soldiers used the scorpion to defend the walls
Askerler surları savunmak için akrebi kullandı
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
In sceneiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
ücret aldı
In sceneemeğinin karşılığını almak
They were paid for the work
İş için ücret aldılar
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
ödedi
bir şey için para vermek
He paid the bill
Faturayı ödedi
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
hazretleri
dük veya düşes gibi soylu kişilere hitap etmek için kullanılan saygılı unvan
Your Grace the carriage is waiting
Hazretleri araba sizi bekliyor
taahhüt
In sceneciddi bir söz veya anlaşma
He made a pledge to help
Yardım edeceğine dair söz verdi
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
yakışmak
In scenebirine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
gerçekten
In scenebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
toplamak
In sceneşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
çiftçi
In scenetarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
ekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
yetenek
In scenedoğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenekli insanlar
özel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
katılmamak
kibarca farklı bir görüşe sahip olduğunu belirtmek
I beg to differ on that point
Bu noktada size katılmıyorum
oldukça
In sceneorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
genişletmek
In scenebir şeyi daha büyük veya daha ayrıntılı hale getirmek
We need to expand the house
Evi genişletmemiz gerekiyor
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
ejderhalar
In sceneefsanelerde geçen kanatlı dev kertenkele
Children love stories about dragons
Çocuklar ejderhalar hakkındaki hikayeleri sever
penis
In sceneerkek cinsel organı
He felt pain in his cock
Penisinde ağrı hissetti
eğmek
bir şeyi belli bir açıyla yan tutmak
He cocked his head in confusion
Kafasını şaşkınlıkla yana eğdi
horoz
erkek tavuk
The cock crowed loudly
Horoz yüksek sesle öttü
kurmak
ateşli silahı atışa hazır hale getirmek
He cocked the rifle
Tüfeği kurdu
yeter
In sceneartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
müsait
In scenekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
konuşmak
In scenebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
çekmek
In scenebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
Altın Birlik
Buz ve Ateşin Şarkısı evrenindeki kiralık asker topluluğu
The Golden Company is famous for never breaking a contract
Altın Birlik asla sözleşme bozmamalarıyla ünlüdür
rağmen
In scenebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
miktar
In scenebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
on
In scene10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
görünmek
In scenebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
kırbaçlamak
In scenebirini ceza olarak kırbaçla dövmek
They flogged the prisoner
Mahkumu kırbaçladılar
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I will come back to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
nasıl olursa olsun
In scenehangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
ancak
zıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
ancak
iki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
eskiden
In scenegeçmişte, şimdiden önce
This building was formerly a school
Bu bina eskiden bir okuldu
lafı açılmışken
bahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
adamak
In scenekendisini tamamen bir şeye vermek
He committed his life to science
Hayatını bilime adadı
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
taşımak
In scenebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
yaşamını sürdürmek
In sceneyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
okçular
In sceneyay ve ok ile atış yapan kimse
The archers hit the target
Okçular hedefi vurdu
yelken açmak
In scenebir tekne veya gemiyle su üzerinde ilerlemek
We want to sail around the world
Dünyayı yelkenle gezmek istiyoruz
yelken
rüzgarı yakalayarak teknenin hareket etmesini sağlayan büyük kumaş
The boat has a large sail
Teknenin büyük bir yelkeni var
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
gitmek
bir yere doğru ilerlemek
They made their way home after the party
Partiden sonra eve doğru gittiler
olmak
In scenebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
bölüm
In scenebir serinin parçası olan kısım
This is the second installment of the movie
Bu, filmin ikinci bölümü
piyade
In sceneyaya olarak savaşan asker
The infantryman marched for many miles
Piyade kilometrelerce yürüdü
korumak
In scenegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
In scenebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
geri almak
daha önce söylenen bir sözü geri çekmek
I take it back
Sözümü geri alıyorum
geri döndürmek
bir konuya veya noktaya tekrar dönmek
Please take it back to the beginning
Lütfen konuyu tekrar en başa döndürün
iniş
In sceneuçuş sonrası yere inme eylemi
The landing was smooth
İniş yumuşaktı
iniş yeri
uçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
kara
dünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
arazi
birinin sahip olduğu toprak parçası
This is his private landing
Burası onun özel arazisi
daha az miktarda
In scenedaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
katkıda bulunmak
In scenebir amaca veya duruma yardımcı olmak için bir şey vermek
Everyone should contribute to the project
Herkes projeye katkıda bulunmalı
katkıda bulunmak
bir gruba veya etkinliğe yardımcı olmak için bir şeyler vermek
I want to contribute to the project
Projeye katkıda bulunmak istiyorum
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
yenilmek
In scenebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
faiz
In sceneödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
ilgi
bir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
savaşmak
In scenebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
kızıl saçlı
In scenekızıl saçlı kişi
She is a redhead
O kızıl saçlıdır
çağirtmak
birinin bir yere gelmesini istemek
He sent for a doctor
Doktoru çağırttı
ereksiyon
penisin sertleşmiş olma durumu
He has a hard on
Penisi sertleşmiş durumda
saplantı
bir şeye karşı duyulan aşırı ve mantıksız ilgi
He has a hard on for that new game
O yeni oyuna karşı aşırı bir saplantısı var
sert davranmak
birine karşı çok katı veya acımasız olmak
Do not be so hard on him
Ona bu kadar sert davranma
yeniden tanımlamak
In scenebir şeyin anlamını veya sınırlarını değiştirmek
The internet helped to redefine communication
İnternet iletişimi yeniden tanımlamaya yardımcı oldu
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
görkemli
In sceneçok güzel veya etkileyici olan
The sunset was glorious
Gün batımı görkemliydi
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
kaçmak
In scenetehlikeden kurtulmak için uzaklaşmak
They had to flee the city
Şehirden kaçmak zorunda kaldılar
kaçmak
tehlikeden kurtulmak için bir yerden hızla uzaklaşmak
They had to flee the burning building
Yanan binadan kaçmak zorunda kaldılar
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
acı çekmek
In sceneacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
yenmek
In scenebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi