

Gilmore Girls — Season 1 Episode 11
Words & meanings
645 words
CEFR level
popo
In sceneüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his tush
Poposunun üzerine düştü
başına gelmek
In scenebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
edinmek
In scenebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
gizem
In sceneanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
görmek
In scenegözleri kullanarak bir şeye bakmak
I am seeing the mountains from here
Buradan dağları görüyorum
madem
bir durumu açıklamak için kullanılan ifade
Seeing that you are busy I will leave
Madem meşgulsün gideceğim
görüşmek
birisiyle vakit geçirmek
I am seeing my friend today
Bugün arkadaşımla görüşüyorum
takılı kalmış
In scenebir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
sıkışmış
zor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
kurtulmak
In scenebir yerden veya durumdan kaçıp özgürleşmek
The dog broke loose from its leash
Köpek tasmasından kurtuldu
kurtulmak
tutulmuş veya kontrol edilmiş bir durumdan kurtulmak
The dog broke loose from the leash
Köpek tasmasından kurtuldu
kötü bir şekilde
In sceneyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
çok
çok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
ödünç almak
In scenebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
vize
In sceneokul döneminin ortasında yapılan önemli sınav
I have a midterm tomorrow
Yarın vizem var
ara seçim
başkanlık döneminin ortasında yapılan seçim
The midterm elections are coming up
Ara seçimler yaklaşıyor
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
itibar
In sceneinsanların biri hakkında sahip olduğu düşünce
She has a good reputation in the company
Şirkette iyi bir itibarı var
itibar
insanların biri hakkındaki genel düşüncesi
He has a good reputation
Onun iyi bir itibarı var
duyarsızlaştırmak
In scenebirinin bir şeye karşı hassasiyetini azaltmak
He became desensitized to violence after watching many movies
Çok film izledikten sonra şiddete karşı duyarsızlaştı
terlik
In sceneev içinde giyilen yumuşak ayakkabı
Put on your slippers
Terliklerini giy
terlik
ev içinde giyilen rahat ayakkabı
My slippers are warm
Terliklerim sıcak
sürekli
In sceneher zaman olan
The world is constantly changing
Dünya sürekli değişiyor
oyun oynamak
In scenedürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
nüfuz
bir durum üzerinde güç veya etki sahibi olmak
He has a lot of pull in the company
Şirkette büyük bir nüfuzu var
incitmek
vücudun bir kısmını çok fazla gererek sakatlamak
I pulled a muscle in my leg
Bacağımdaki kası incittim
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the chair closer to the table
Sandalyeyi masaya doğru çek
oyun oynamak
birine şaka yapmak
He pulled a trick on his friend
Arkadaşına bir oyun oynadı
asılmak
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek için güç kullanmak
The dog pulled on the leash
Köpek tasmasına asıldı
önce
In sceneşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
savunmak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
Homeros
In scenedestanlarıyla ünlü eski Yunan şairi
Homer wrote famous epic poems
Homeros ünlü destanlar yazdı
home run
beyzbolda vuran kişinin tüm kaleleri dolaşarak sayı yapmasını sağlayan vuruş
He hit a homer in the ninth inning
Dokuzuncu devrede bir home run vurdu
boşanmak
In sceneevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanma
evliliğin yasal olarak sona ermesi
Their divorce was very difficult for the children
Boşanmaları çocuklar için çok zordu
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
fikrini belirtmek
In scenebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
In scenesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
güreş
In sceneiki kişinin birbirini yere sermeye çalıştığı bir spor
He loves wrestling
O güreşi sever
uğramak
In scenebirini veya bir yeri görmek için gitmek
I will go over to my friend's house later
Daha sonra arkadaşımın evine uğrayacağım
geçmek
başka bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
I will go over to the office
Ofise geçeceğim
yanına gitmek
belirli bir yere veya kişiye doğru hareket etmek
I will go over to the window
Pencerenin yanına gideceğim
kuyruk
In scenebir şeyin arka kısmı
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
hızlı gitmek
özellikle acele ederek süratle hareket etmek
He tailed it to the station
İstasyona hızlıca gitti
şu anda
In scenetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
ruhsal çöküntü
In scenekişinin normal hayatını sürdürmesini engelleyen ciddi psikolojik durum
The heavy workload led to a nervous breakdown
Ağır iş yükü ruhsal çöküntüye yol açtı
sinir krizi
zihinsel sağlığın aniden bozulması
He suffered a nervous breakdown due to stress
Stresten dolayı sinir krizi geçirdi
sinir krizi
aniden ortaya çıkan ruhsal sağlık bozukluğu
He had a nervous breakdown after the stressful event
Stresli olaydan sonra sinir krizi geçirdi
sonuçlanmak
In scenebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
In scenebir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
akşam yemeği
In scenegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
In scenegünün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
hak etmek
In scenebir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
bütün
In sceneeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
hoş
In scenemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
başarısız kişi
In scenebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
eğilimi olmak
In scenebelirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
bakmak
bir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
soy
In scenekişinin soyundan geldiği insanların dizisi
She has a royal lineage
Kraliyet soyundan geliyor
yeter
In sceneartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
In scenegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
uydurmak
In scenebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
çalışma masası
In sceneyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
payet
In scenekıyafetlere dikilen küçük parlak disk
Her dress is covered in sequins
Elbisesi payetlerle kaplı
öğrenci
In scenebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
en azından
In sceneolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
pepperoni
In scenepizzalarda kullanılan baharatlı kırmızı sosis
I love pepperoni pizza
Pepperoni'li pizzayı çok severim
pepperoni
pizza üzerinde kullanılan baharatlı kırmızı et
I like pepperoni on my pizza
Pizzamda pepperoni severim
hızlı
In sceneyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
cüzdan
In scenepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
etkinlik
In sceneyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
reçete yazmak
In scenedoktorun hastaya ilaç kullanmasını söylemesi
The doctor will prescribe medicine
Doktor ilaç yazacak
reçete yazmak
birinin hangi ilacı kullanması gerektiğini belirtmek
The doctor prescribed an antibiotic
Doktor bir antibiyotik yazdı
belirlemek
bir şeyin nasıl olması gerektiğini resmi olarak kararlaştırmak
The law prescribes the rules for driving
Yasa sürüş kurallarını belirler
reçete etmek
bir hastaya kullanması gereken ilacı söylemek
The doctor will prescribe medicine for the infection
Doktor enfeksiyon için ilaç reçete edecek
ebeveynler
In sceneçocuğu büyüten kişiler
Parents must be patient
Ebeveynler sabırlı olmalı
ebeveynler
In scenebir kişinin annesi veya babası
My parents are kind
Ebeveynlerim nazik
anne baba
birinin annesi ve babası
I live with my parents
Annem ve babamla yaşıyorum
aptal
In sceneaptal veya sinir bozucu kişi
Stop acting like a jackass
Aptal gibi davranmayı bırak
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop acting like a total jackass
Tam bir aptal gibi davranmayı bırak
yazar
In scenekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
olay
In scenegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
hayvanlar
In scenebitki olmayan canlılar
There are many animals in the forest
Ormanda birçok hayvan var
hayvanlar
bitki olmayan canlı varlık
I love animals
Hayvanları severim
hayvanlar
hareket edebilen ve hisleri olan canlılar
Animals can feel emotions
Hayvanlar duygu hissedebilir
hayvanlar
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
We saw many wild animals at the zoo
Hayvanat bahçesinde birçok vahşi hayvan gördük
ücret talep etmek
In scenebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
suçlamak
birini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
sağ kol
birine çok yardım eden ve çok güvenilen kişi
She is his right hand in the company
O şirkette onun sağ kolu
sağ el
vücudun sağ tarafında bulunan el
I hold the pen in my right hand
Kalemi sağ elimde tutuyorum
sağ taraf
kuzeye bakarken doğuda kalan yön
Turn to the right hand side
Sağ tarafa dönün
sağ kol
en güvenilir ve en önemli yardımcı
She is my right-hand assistant
O benim sağ kolumdur
sağ kol
birine çok yardımcı olan kişi
She is my right hand at work
O iş yerinde benim sağ kolumdur
sağ taraftaki
bir şeyin sağ tarafında bulunan
The right-hand door is open
Sağ taraftaki kapı açık
neyse
In sceneönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
ne olursa olsun
In scenesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
tasarlamak
In scenebir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered a new solution to the problem
Soruna yeni bir çözüm tasarladılar
mühendis
makineleri yapıları veya sistemleri tasarlayan veya inşa eden kişi
She works as a software engineer
O bir yazılım mühendisi olarak çalışıyor
tezgâhlamak
bir şeyi zekice veya gizlice planlayıp gerçekleştirmek
He engineered a way to finish the project early
Projeyi erken bitirmek için bir yol tezgâhladı
aşırı
In sceneçok büyük veya ciddi
The heat was extreme
Sıcaklık aşırıydı
deneme süresi
In scenebirinin iyi davranıp davranmadığını görmek için izlendiği süre
I am still on probation at my new job
Yeni işimde hâlâ deneme süresindeyim
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
bahçıvan
In scenebahçeyle ilgilenen kişi
The gardener waters the plants every day
Bahçıvan her gün bitkileri sular
bahçıvan
bahçe işleriyle uğraşan kimse
The gardener is watering the flowers
Bahçıvan çiçekleri suluyor
Bahçıvan
bahçede çalışan kişi
The gardener waters the flowers every day
Bahçıvan her gün çiçekleri sular
dürüstçe
In scenedoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
de
In sceneolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
yemin etmek
In sceneçok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
kapatıcı
In sceneciltteki kusurları gizlemek için kullanılan makyaj ürünü
She used a cover stick to hide her blemish
Sivilcesini gizlemek için kapatıcı kullandı
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
oturmak
In sceneağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
yer almak
bir kurul veya komisyonda görevli bulunmak
She sits on the jury
O jüride yer alıyor
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
palyaço
In sceneinsanları güldürmek için renkli giysiler ve makyaj giyen sanatçı
The clown made the children laugh
Palyaço çocukları güldürdü
soytarı
aptalca veya komik davranışlarda bulunan kimse
Stop acting like a clown
Bir soytarı gibi davranmayı bırak
palyaço
komik kıyafetler giyen ve insanları güldüren kişi
The clown made everyone laugh at the party
Palyaço partide herkesi güldürdü
üretmek
In sceneyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
maalesef
In sceneüzüntü veya pişmanlık belirtmek için kullanılır
Alas, it was too late
Maalesef, çok geçti
sarhoş
In scenealkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
edebiyat
In sceneroman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
yakmak
ateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
aydınlanmış
ışık ile parlak hale getirilmiş
The room was lit by lamps
Oda lambalarla aydınlatılmıştı
yaktı
bir şeyi ateşleyerek tutuşturdu
He lit the campfire last night
O kamp ateşini dün gece yaktı
mesaj
In scenebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
ima etmek
In scenebir şeyi doğrudan söylemeden hissettirmek
He insinuated that I was lying
Yalan söylediğimi ima etti
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeden dolaylı yoldan belirtmek
Are you insinuating that I lied?
Yalan söylediğimi mi ima ediyorsun?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeden hissettirmek
He insinuated that I was lying
Yalan söylediğimi ima etti
tıkıştırmak
In scenebir şeyi küçük bir alana zorla sığdırmak
He crammed all his clothes into the suitcase
Tüm kıyafetlerini valize tıkıştırdı
sınava yoğun çalışmak
kısa sürede çok miktarda konuyu öğrenmeye çalışmak
I had to cram for my history exam
Tarih sınavım için yoğun çalışmam gerekiyordu
tıkıştırmak
bir şeyi zorla dar bir alana sokmak
He crammed his clothes into the suitcase
Kıyafetlerini valize tıkıştırdı
atmak
In scenebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum