

Gossip Girl — Season 1 Episode 3
Words & meanings
651 words
CEFR level
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
dudak
In sceneağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
şaşırtmak
In scenebirini kararsız veya şaşkın hissettirmek
The loud noise did not phase her
Yüksek ses onu şaşırtmadı
aşama
bir sürecin belirli bir dönemi veya adımı
This is the first phase of the project
Bu, projenin ilk aşamasıdır
inmek
In sceneaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
In scenebir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I am going down to the office
Ofise gidiyorum
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
kıkırdamak
In scenesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
In scenesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
bip sesi
In scenekısa ve tiz bir ses
I heard a loud beep
Yüksek bir bip sesi duydum
çağrı göndermek
birinin çağrı cihazına veya telefonuna sinyal göndermek
He beeped me yesterday
Dün bana çağrı gönderdi
biplemek
kısa ve tiz bir ses çıkarmak
The machine started to beep
Makine biplemeye başladı
tamir etmek
In scenebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
geri çekilmek
In scenebir durumdan uzaklaşmak veya müdahale etmeyi bırakmak
Please back off now
Lütfen şimdi geri çekil
hız kesmek
bir şeyin miktarını veya yoğunluğunu azaltmak
You should back off on your work
İş temponu biraz düşürmelisin
uzaklaşmak
birinden uzaklaşmak veya rahatsız edici davranışı bırakmak
He told the bully to back off
Zorbalık yapan kişiye uzaklaşmasını söyledi
geri çekilmek
birini tehdit etmeyi veya ona yaklaşmayı bırakmak
He told the aggressive man to back off
Agresif adama geri çekilmesini söyledi
geri ödemek
In scenebirine ödünç alınan parayı veya şeyi geri vermek
I will repay the money I borrowed
Ödünç aldığım parayı geri ödeyeceğim
geri ödemek
birine borç alınan parayı geri vermek
I will repay the loan next month
Krediyi gelecek ay geri ödeyeceğim
karşılığını vermek
yapılan bir iyiliğe veya kötülüğe cevap vermek
She repaid his kindness with a gift
Onun nezaketinin karşılığını bir hediye ile verdi
ikram etmek
In scenebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
toplumsal
In sceneinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
sosyal
insanlarla etkileşim kurmakla ilgili
He is a very social person
O çok sosyal bir insan
uzak
In scenemesafe veya zaman bakımından çok uzak olan
The mountains are far off
Dağlar çok uzakta
tam zamanında
In sceneihtiyaç duyulan son anda
We arrived just in time for the show
Gösteri için tam zamanında vardık
etkilemek
In scenebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
rağmen
In scenebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
kazık atmak
In scenebirine haksızlık etmek veya zarar vermek
He screwed me over when he stole my idea
Fikrimi çaldığında beni kazıkladı
kazıklamak
birine haksızlık yapmak veya onu aldatmak
He really screwed me over
Beni gerçekten kazıkladı
ateşkes
In scenesavaşmayı durdurma anlaşması
The two armies declared a truce
İki ordu ateşkes ilan etti
günlük giyinmek
In sceneresmi olmayan kıyafetler giymek
He decided to dress down for the party
Parti için günlük giyinmeye karar verdi
azarlamak
birine yaptığı yanlış bir şey için kızmak
The boss dressed down the employee for being late
Patron geç kaldığı için çalışanı azarladı
yatılı okul
In sceneöğrencilerin dönem boyunca okulda kaldığı eğitim kurumu
He attends a boarding school
O bir yatılı okula gidiyor
yatılı okul
öğrencilerin eğitim yılı boyunca kaldığı okul
He goes to a boarding school
Yatılı bir okula gidiyor
özel yatılı okul
öğrencilerin konakladığı ücretli eğitim kurumu
They enrolled him in a private boarding school
Onu özel bir yatılı okula kaydettirdiler
yatılı okul
öğrencilerin dönem boyunca okulda kaldığı eğitim kurumu
He sends his son to a boarding school
Oğlunu yatılı okula gönderiyor
belki
In scenebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
spot ışığı
In scenebelirli bir kişiyi veya yeri aydınlatan güçlü ışık demeti
The actor stood in the spotlight
Oyuncu spot ışığının altında durdu
ilgi odağı
In scenebir kişinin üzerine çekilen yoğun dikkat
She enjoys being in the spotlight
İlgi odağı olmaktan hoşlanıyor
sahne ışığı
bir sanatçının veya konuşmacının üzerine odaklanan güçlü ışık
The spotlight focused on the singer
Sahne ışığı şarkıcıya odaklandı
ilgi odağı
halkın dikkatinin odak noktası
The scandal put him in the spotlight
Skandal onu ilgi odağı haline getirdi
öf
In scenerahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
telaşlı
In sceneçok endişeli veya gergin hissetme durumu
She felt panicky before the test
Testten önce telaşlı hissetti
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
köklü
çok uzun süredir var olan veya devam eden
They have a long-standing friendship
Onların köklü bir arkadaşlıkları var
köklü
uzun zamandır var olan veya devam eden
They have a long-standing disagreement
Onların köklü bir anlaşmazlığı var
kurum
In scenetoplumdaki önemli bir organizasyon veya sistem
The university is a famous institution
Üniversite ünlü bir kurumdur
en azından
In scenebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
In scenebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
taze hava
In scenetemiz ve ferah hava
I need some fresh air
Biraz taze havaya ihtiyacım var
her gün
In sceneher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
şaka yapmak
In scenegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
notlandırmak
In scenebir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
sınıf
okuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
not vermek
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher will grade our essays
Öğretmen makalelerimize not verecek
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
In sceneiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
rahatsız
In sceneendişeli veya huzursuz hissetme
He felt disturbed by the news
Haberlerden dolayı huzursuz hissetti
rahatsız
üzgün veya endişeli hissetme durumu
He felt disturbed by the bad news
Kötü haberlerden dolayı rahatsız oldu
geri dönmek
In scenebir yere tekrar gelmek
I will be back soon
Yakında geri döneceğim
yani
In scenesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
gizlice gitmek
In scenekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
ortaya çıkmak
In scenebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
acil servis
In scenehastanelerde acil tıbbi bakım sağlanan bölüm
He is in the emergency room
O acil serviste
acil servis
hastanelerin ani ve ciddi yaralanmaları veya hastalıkları tedavi eden bölümü
He was taken to the emergency room
O acil servise kaldırıldı
acil servis
hastanede acil tıbbi bakımın yapıldığı bölüm
He was taken to the emergency room
O acil servise götürüldü
tesis
In scenebelirli bir faaliyet için kullanılan yer
This is a great sports facility
Bu harika bir spor tesisi
ergen
In sceneçocukluk ile yetişkinlik arasındaki dönemde olan
He is a teenage boy
O, ergen bir erkek çocuk
beklenmedik
In scenebeklenmeyen veya tahmin edilmeyen
He received an unexpected gift
Beklenmedik bir hediye aldı
ped
In scenekonfor veya destek için kullanılan yumuşak ve düz nesne
Use a shoulder pad
Omuz pedi kullan
mekan
birinin yaşadığı yer, genellikle gayriresmi kullanılır
Let's go back to my pad
Benim mekana geri dönelim
not defteri
yazmak için kullanılan bir grup kağıt sayfası
I wrote it on a pad
Onu bir not defterine yazdım
şişirmek
bir şeyin miktarını fazladan ekleyerek artırmak
He tried to pad the invoice
Faturayı şişirmeye çalıştı
sünger
temizlik yapmak için kullanılan küçük kalın parça
Use this pad to clean the pan
Tavayı temizlemek için bu süngeri kullan
not defteri
bir kenarından birleştirilmiş boş kağıtlar bütünü
I wrote the note on a pad
Notu bir not defterine yazdım
sessizce yürümek
hafif ve duyulmayacak şekilde adım atmak
The cat started to pad across the room
Kedi odanın içinde sessizce yürümeye başladı
sonuç
In scenebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
ağaç öğütücü
In sceneağaç dallarını küçük parçalara ayıran makine
We used the wood chipper to clean up the garden
Bahçeyi temizlemek için ağaç öğütücü kullandık
hariç
In scenebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
üniversite
In sceneliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
fiziksel
In scenevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
fiziksel
vücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
porsiyon
In scenetek bir kişiye verilen yiyecek miktarı
One serving of cake is not enough
Bir porsiyon kek yeterli değil
servis
yiyecek veya içecek sunma
They are serving the meal now
Şu anda yemeği servis ediyorlar
hizmet etme
bir görevde veya rolde bulunma
She is serving in the army
O orduda hizmet ediyor
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
sır
In scenebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
kankalar
In sceneyakın erkek arkadaşlar
He is hanging out with his bros
Kankalarıyla takılıyor
kardeşler
erkek kardeşler
He has two bros
Onun iki erkek kardeşi var
dostlar
yakın erkek arkadaş veya kardeş
We are bros
Biz kardeş gibiyiz
beyler
erkekler için kullanılan gayriresmi hitap
What's up bros
Naber beyler
yol
In scenebir yere gitmek veya bağlanmak için kullanılan iz veya yol
The garden has a stone pathway
Bahçede taş bir yol var
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
numara çevirmek
In scenebir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
ayarlamak
bir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
kocaman
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
seçkin
In sceneen iyi veya en yetenekli kişilerden oluşan grup
The elite team won the championship
Seçkin takım şampiyonluğu kazandı
seçkin
en yetenekli veya başarılı olan insan grubu
They are part of an elite team
Onlar seçkin bir takımın parçası
anneye ait
In sceneanneyle ilgili olan
She has a strong maternal instinct
Güçlü bir annelik içgüdüsü var
ironik
In scenebeklentilerin aksine olan
It is ironic that the fire station burned down
İtfaiye istasyonunun yanması ironik
ironik
beklenenin tam tersi şekilde gerçekleşen
It is ironic that it rained during our picnic
Piknik sırasında yağmur yağması ironik
formsuz
In scenefiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
yumuşak
sert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
yumuşak
dokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
mezun olunan okul
In scenekişinin mezun olduğu okul veya üniversite
I visited my alma mater last month
Geçen ay mezun olduğum okulu ziyaret ettim
yalanlamak
In scenebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
reklam
In scenebir ürün veya hizmeti tanıtmak için yayınlanan ücretli ilan
I saw a commercial on TV
Televizyonda bir reklam gördüm
ticari
alım ve satımla ilgili olan
This is a commercial building
Bu ticari bir bina
biricik
In scenetürünün tek örneği olan
You are my one and only
Sen benim biriciğimsin
tek
türünün tek örneği olan
She is the one and only winner
Kazanan tek kişi o
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tercih
In scenediğerlerinden daha çok beğenilen şey
What is your preference?
Tercihiniz nedir?
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
In scenebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
zehirlenme
In scenezararlı maddelerin neden olduğu rahatsızlık
He suffered from food poisoning
Gıda zehirlenmesi yaşadı
zehirleme
birine zehirli bir madde verme eylemi
Poisoning the water is a crime
Suyu zehirlemek bir suçtur
zehir
hastalık veya ölüme neden olabilen madde
This plant contains a strong poison
Bu bitki güçlü bir zehir içerir
bağımlı
In scenebir şeyi yapmaktan veya kullanmaktan kendini alamayan
He is addicted to video games
O video oyunlarına bağımlı
bağımlı
bir şeyi yapmayı bırakamayan
He is addicted to coffee
O, kahveye bağımlı
bağımlı
bir şeyi yapmaktan kendini alamayan kimse
He is addicted to his phone
O telefonuna bağımlı