

Gossip Girl — Season 1 Episode 6
Words & meanings
606 words
CEFR level
kıskanç
In scenebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
yuva
In sceneyasa dışı faaliyetlerin yapıldığı gizli yer
The police raided the gambling den
Polis kumar yuvasına baskın düzenledi
çalışma odası
evde dinlenmek veya çalışmak için kullanılan oda
He is reading in the den
Çalışma odasında kitap okuyor
in
vahşi bir hayvanın yaşadığı veya saklandığı yer
The bear slept in its den
Ayı ininde uyudu
durdurmak
In scenebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
fikrini belirtmek
In scenebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
In scenesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
görmek
In scenebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
utanç verici
In scenekabul edilen davranış biçimlerine aykırı ve şok edici
His behavior was scandalous
Onun davranışı utanç vericiydi
utanç verici
kamuoyunda öfke veya ahlaki şok yaratan
It was a scandalous decision
Bu utanç verici bir karardı
sabırsızlanmak
In scenebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
In scenekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
In scenebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
burada
In scenekonuşmacının bulunduğu yer
Come up here and sit with me
Benimle buraya gel ve otur
tavan arası
In sceneçatının altındaki üst oda veya alan
We store old boxes in the loft
Eski kutuları tavan arasında saklıyoruz
aldatmak
In scenebirinin yanlış bir şeye inanmasını sağlamak
He tried to deceive me
Beni aldatmaya çalıştı
planlamak
In scenebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
In scenebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
kaybetmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
arka kapı
In scenebir sisteme veya yere gizlice girmek için kullanılan yöntem
Hackers found a back door to access the system
Hackerlar sisteme erişmek için bir arka kapı buldu
arka kapı
bir binanın arkasında bulunan kapı
Please use the back door
Lütfen arka kapıyı kullanın
endişelenmek
In scenebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
hayır
In scenehayır demek veya karşı çıkmak için kullanılır
"Do you want more?" "Unh unh."
"Daha ister misin?" "I-ıh."
ı-ıh
In scenehayır demek için çıkarılan ses
Unh unh you cannot go
I-ıh gidemezsin
ı-ıh
hayır anlamında çıkarılan ses
He made an unh unh sound
I-ıh şeklinde bir ses çıkardı
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
saklambaç
In scenebir kişinin saklandığı ve diğerlerinin onu aradığı bir çocuk oyunu
Let's play hide and seek
Hadi saklambaç oynayalım
saklambaç
saklanıp ebe tarafından bulunmaya çalışılan bir çocuk oyunu
We played hide and seek in the park
Parkta saklambaç oynadık
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
çalar
In scenetelefon veya zil sesi çıkarmak
The phone rings loudly
Telefon yüksek sesle çalar
yüzük
parmağa takılan dairesel takı
She wears a gold ring
Altın bir yüzük takıyor
şarap
In sceneüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
-sa bile
In scenebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
güven fonu
In scenebelirli bir amaç için biriktirilen para havuzu
He received money from his trust fund
Güven fonundan para aldı
güven fonu
bir yararlanıcı adına varlıkları saklamak için oluşturulan fon
She received money from her trust fund
Güven fonundan para aldı
vakıf fonu
üçüncü bir tarafça yararlanıcı adına tutulan para
He lives off his trust fund
O vakıf fonuyla geçiniyor
geç
In scenebeklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
görünüş
In scenebirinin veya bir şeyin dıştan nasıl göründüğü
They care too much about appearances
Dış görünüşe çok fazla önem veriyorlar
gerektirmek
In scenebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
sus
In scenekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
üst
In scenedaha yüksek bir konumda olan
The upper shelf is too high
Üst raf çok yüksek
benziyor
In scenebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
devrilmek
In sceneyere düşmek
The chair fell over
Sandalye devrildi
uzun
In sceneortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
aramak
In scenetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
ertesi gün
In scenemevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
ortaya çıkmak
In scenebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
anlaşma
In scenekişiler veya gruplar arasında yapılan resmi anlaşma
The two countries signed a peace pact
İki ülke bir barış anlaşması imzaladı
ticaret
In scenemal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
cesur
In scenerisk almaya veya güçlü bir şekilde hareket etmeye istekli
He is a bold leader
O cesur bir liderdir
kalın
kalın ve koyu bir metin stili
Use bold text for the title
Başlık için kalın metin kullanın
belirgin
güçlü veya göze çarpan niteliğe sahip
He used a bold font for the title
Başlık için belirgin bir yazı tipi kullandı
rock yıldızı
In sceneözellikle eğlence dünyasında çok ünlü kişi
He is a famous rock star
O ünlü bir rock yıldızı
rock yıldızı
ünlü ve başarılı rock müzik sanatçısı
She wants to be a rock star
O bir rock yıldızı olmak istiyor
talip
In sceneromantik bir ilişki veya evlilik isteyen kişi
He was her most persistent suitor
O, onun en ısrarcı talibiydi
olmak
In scenebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
bir canlının fiziksel veya zihinsel olgunluğa ulaşması
Children grow up very fast
Çocuklar çok hızlı büyür
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
fiziksel olarak boyutunun genişlemesi veya gelişmesi
Children grow very quickly
Çocuklar çok hızlı büyür
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
In sceneBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
üvey kız kardeş
In scenebir ebeveynin başka bir evlilikten olan kızı
My stepsister is coming to visit today
Üvey kız kardeşim bugün ziyarete geliyor
aşk hikayesi
In sceneaşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
romantizm
derin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
kur yapmak
birinin size aşık olmasını sağlamaya çalışmak
He tried to romance her with flowers
Ona çiçeklerle kur yapmaya çalıştı
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
In scenebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
yalnız
In scenearkadaşı veya yanında kimsesi olmadığı için üzgün olma durumu
I feel lonely when I am at home alone
Evde tek başımayken kendimi yalnız hissediyorum
ıssız
diğer insanlardan veya yerlerden çok uzak
The cabin was in a lonely place
Kulübe ıssız bir yerdeydi
fermuar
In scenekıyafetleri kapatmak için kullanılan dişli düzenek
My zipper is broken
Fermuarım bozuldu
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
çözmek
In scenebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
mağaza
In sceneürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
hakkında yalan söylemek
In scenebir konu hakkında doğru olmayan şeyler söylemek
He lied about his age
Yaşı hakkında yalan söyledi
tahmin etmek
In sceneemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
bot
In sceneayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
kovmak
birini işinden veya görevinden zorla uzaklaştırmak
They had to boot him from his job
Onu işinden kovmak zorunda kaldılar
şehvet düşkünü
In sceneaşırı cinsel istek duyan
He gave her a lecherous look
Ona şehvetli bir bakış attı
özür dilemek
In scenebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
beceri
In scenepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
geri almak
In scenedaha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
nargile
In scenetütün içmek için kullanılan dumanın sudan geçmesini sağlayan düzenek
They sat together and smoked hookah
Birlikte oturdular ve nargile içtiler
sıkıcı kişi
In sceneilginç veya heyecan verici olmayan insan
He is such a bore
O çok sıkıcı biridir
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
doğurmak
bir bebek dünyaya getirmek
She bore a baby boy
Bir erkek bebek doğurdu
rahat bırakmak
In scenebirini eleştirmeyi veya rahatsız etmeyi bırakmak
Please lay off your sister for a while
Lütfen bir süre kız kardeşini rahat bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The company had to lay off ten workers
Şirket on işçiyi işten çıkarmak zorunda kaldı
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The company had to lay off many workers
Şirket birçok işçiyi işten çıkarmak zorunda kaldı
normal
In scenealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
cep telefonu
In scenearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
nedime
In scenekraliçeye veya prensese hizmet eden soylu kadın
The lady in waiting attended to the queen at the ceremony
Nedime törende kraliçeye eşlik etti
en son
In sceneçok kısa süre önce gerçekleşen
This is the latest news
Bu en son haber
en son
en yeni veya güncel olan
This is the latest news
Bu en son haber
en geç
bir zaman diliminin sonuna yakın
Please finish the work by Friday at the latest
İşi en geç cuma gününe kadar bitirin
gecikmiş
zamanında olmayan
The latest arrival was not good
Gecikmiş varış iyi değildi
tahriş etmek
In scenesürtünme yoluyla cildi tahriş etmek
The collar of the shirt chafes my neck
Gömleğin yakası boynumu tahriş ediyor
tahriş etmek
sürtünme nedeniyle cildi zedelemek
The tight boots began to chafe his feet
Dar botlar ayaklarını tahriş etmeye başladı
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
resmen
In sceneresmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
akşam
In sceneöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
aptal
In sceneaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
biraz
In sceneaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
beyin yıkamayı bozmak
In scenebirini aşırı veya yanlış inançlardan vazgeçirmek
They tried to deprogram the cult member
Tarikat üyesinin beyin yıkamasını çözmeye çalıştılar
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
tanımak
In scenedaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
saklamak
In scenebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
eyaletin kuzeyi
In scenebir eyaletin kuzey kısmında veya kuzeyine doğru
I live upstate
Eyaletin kuzeyinde yaşıyorum