

Gossip Girl — Season 1 Episode 13
Words & meanings
524 words
CEFR level
seçmek
In sceneseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
yeniden planlamak
In scenebir şey için yeni bir zaman belirlemek
I need to reschedule the meeting
Toplantıyı yeniden planlamam gerekiyor
üretmek
In sceneyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
hayranlık
In scenebir şeye duyulan güçlü ilgi veya büyülenme hissi
He has a fascination with old cars
Eski arabalara karşı bir hayranlığı var
büyülenme
bir şeye karşı duyulan çok güçlü ilgi
She has a fascination with space
Uzaya karşı büyük bir ilgisi var
bir parçası
In scenebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
mesele
In scenekişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
gizli ilişki
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
dilsiz
In scenekonuşamayan veya ses çıkaramayan
He was born mute
O dilsiz doğdu
sessiz
ses çıkarmayan
The phone is on mute
Telefon sessizde
yumuşatmak
bir şeyin parlaklığını veya etkisini azaltmak
The designer decided to mute the bright colors
Tasarımcı parlak renkleri yumuşatmaya karar verdi
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hizmet etmek
In scenebir masadaki kişilere yiyecek ve içecek getirmek
He waits on customers in the cafe
Kafede müşterilere hizmet ediyor
beklemek
bir olayın veya kişinin gelmesini beklemek
I will wait on the final report
Nihai raporu bekleyeceğim
beklemede kalmak
birinin gelmesini ya da bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait on the bus to arrive
Lütfen otobüsün gelmesini bekle
şişlik
In scenebir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
artış
miktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
çıkarmak
birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak
They bumped him from the team
Onu takımdan çıkardılar
stres
In scenezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
ikna etmek
In scenebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
olup olmadığı
In sceneiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
her seferinde
In scenebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
temiz bir sayfa
In scenegeçmişteki sorunları geride bırakıp yeniden başlama fırsatı
I want a clean slate in my new job
Yeni işimde temiz bir sayfa açmak istiyorum
yeni bir sayfa
geçmişi bırakıp her şeye yeniden başlamak
We decided to start with a clean slate
Her şeye yeni bir sayfa açmaya karar verdik
hiç kimse
In scenehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
barışmak
In sceneayrıldıktan sonra yeniden bir ilişkiye başlamak
They decided to get back together
Tekrar barışmaya karar verdiler
barışmak
bir ayrılıktan sonra birisiyle tekrar görüşmeye başlamak
They decided to get back together
Tekrar barışmaya karar verdiler
barışmak
ayrıldıktan sonra yeniden sevgili olmak
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
arayı düzeltmek
bir problemden sonra ilişkiyi onarmak
We should get back together after that fight
O kavgadan sonra aramızı düzeltmeliyiz
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
In sceneBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
ziyaret etmek
In scenebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
In scenebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
çok sevmek
In scenebir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
dürüstçe
In scenedoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
üstünlük taslama
In scenekendini başkalarından daha üstün görme tutumu
Get off your high horse
Üstünlük taslamayı bırak
kibirli tutum
başkalarından üstün olduğunu düşünme hali
You should get off your high horse and talk to us
O kibirli tavrını bir kenara bırakıp bizimle konuşmalısın
işlemek
In scenebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
dikkat dağıtıcı
In scenedikkati başka yöne çeken şey
The noise was a distraction
Gürültü dikkat dağıtıcıydı
dikkat dağıtıcı
odaklanmanızı engelleyen herhangi bir şey
Loud music is a major distraction
Yüksek sesli müzik büyük bir dikkat dağıtıcı
eğitmek
In scenebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
tren
In sceneraylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
tavsiye etmek
In scenebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
paniklemek
In sceneaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
kulaklık
In scenesesi duymak için kulaklara takılan cihaz
I bought new headphones
Yeni bir kulaklık aldım
kaldırmak
In scenebir şeyi olması gereken yere koymak
Put away your toys
Oyuncaklarını kaldır
bastırmak
bir duyguyu gizlemek veya göstermeyi bırakmak
She put away her anger
Öfkesini bastırdı
hapse atmak
birini hapishaneye göndermek
They put him away for ten years
Onu on yıl hapse attılar
mideye indirmek
bir şeyi büyük miktarda yemek veya içmek
He can put away a whole pizza
Bütün bir pizzayı mideye indirebilir
çok aç
In sceneçok şiddetli yemek yeme isteği duymak
I am starving
Çok açım
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
rağmen
In scenebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
eziyet
In scenebir gruba yeni katılanlara yapılan aşağılayıcı veya zorlayıcı eylemler
The fraternity was accused of hazing new members
Kardeşlik örgütü yeni üyelerine eziyet etmekle suçlandı
özel
In scenesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
muhteşem
In sceneçok iyi veya etkileyici
You look fabulous today
Bugün muhteşem görünüyorsun
muhteşem
çok iyi veya güzel olan
You look absolutely fabulous today
Bugün kesinlikle muhteşem görünüyorsun
uzatır
In scenebir şeyi elden ele iletmek
He gives the salt to his friend
Tuzu arkadaşına uzatır
yol açar
bir şeyin ortaya çıkmasına sebep olmak
The noise gives me a headache
Gürültü bende baş ağrısına yol açar
anlam kazandırmak
bir şeye amaç veya önem yüklemek
This job gives my life meaning
Bu iş hayatıma anlam kazandırıyor
yenilmek
In scenebir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I am going down to the office
Ofise gidiyorum
ihlal etmek
In sceneistenmeyen bir şekilde birinin alanına girmek
Please do not invade my personal space
Lütfen kişisel alanımı ihlal etme
istila etmek
askeri güçle bir yere zorla girmek
The army plans to invade the country
Ordu ülkeyi istila etmeyi planlıyor
yapardı
In scenegeçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
aldatmak
In sceneromantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his wife
Karısını aldattı
aldatmak
ilişkide olduğu kişiye sadakatsizlik etmek
He cheated on his wife
Karısını aldattı
aldatmak
ilişkisi varken başkasıyla romantik veya cinsel ilişki yaşamak
He cheated on his girlfriend
Kız arkadaşını aldattı
-medikçe
In scenebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
canı istemek
In scenebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
paket
bir restorandan alıp başka yerde yemek için
Two coffees to go please
İki kahve paket olsun lütfen
kalan
yapılması veya tamamlanması gereken şey
There are two weeks to go before the exam
Sınava iki hafta kaldı
yöneltmek
In scenebirine doğru çok miktarda soru veya şey göndermek
The reporter threw many questions at the politician
Muhabir politikacıya çok soru yöneltti
atmak
bir şeyi birinin yönüne doğru fırlatmak
He threw a stone at me
Bana taş attı
dikkat etmek
In scenedikkatli olmak
Take care on the road
Yolda dikkatli ol
ilgilenmek
In scenebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
He takes care of his little sister
O kız kardeşiyle ilgileniyor
ilgilenmek
birine veya bir şeye bakmak
She takes care of her sister
Kız kardeşine bakıyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
I will take care of the baby
Bebeğe ben bakacağım
biriyle yatmak
In scenebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
In scenebaşka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
öpüşmek
In sceneromantik bir şekilde öpüşmek
They started to make out
Öpüşmeye başladılar
yapmak
bir şeyi bir maddeden üretmek veya oluşturmak
The desk is made out of oak
Masa meşe ağacından yapılmış
göstermek
birini olduğundan farklı veya belirli bir şekilde yansıtmak
They made him out to be a hero
Onu bir kahraman olarak gösterdiler
çözmek
bir şeyin ne olduğunu veya ne anlama geldiğini anlamak
I cannot make out the sign
Tabelayı çözemiyorum
düzenlemek
bir belgeyi veya çeki alacaklı adına göre doldurmak
Please make out the check to the landlord
Lütfen çeki ev sahibine düzenleyin
anlamak
bir şeyi güçlükle görmek duymak veya kavramak
I cannot make out the words on this page
Bu sayfadaki kelimeleri anlayamıyorum
sevişmek
biriyle romantik şekilde öpüşmek ve yakınlaşmak
They were making out in the park
Parkta sevişiyorlardı
başarmak
bir durumla uğraşmak veya hayatta ilerlemek
How did you make out on your exam
Sınavında nasıl bir başarı gösterdin
niyetlenmek
bir şeyi yapmaya kararlı olmak
He made out to finish the task
Görevi bitirmeye niyetlendi
idare etmek
bir durumda nasıl performans sergilediğini belirtmek
How did you make out at the interview
Görüşmede nasıl idare ettin
ilerlemek
bir işin gidişatında gelişme göstermek
We are making out better than expected
Beklediğimizden daha iyi ilerliyoruz
başarılı olmak
bir durumda olumlu bir sonuç elde etmek
He made out well in the competition
Yarışmada başarılı oldu
iddia etmek
bir şeyi kanıt olmaksızın doğru olarak öne sürmek
He made out that he was rich
Zengin olduğunu iddia etti
güçlükle seçmek
bir şeyi zorlanarak görmek veya duymak
I could barely make out the ship
Gemiyi zar zor seçebildim
ayırt etmek
bir şeyi diğerlerinden zorlukla ayırmak
I cannot make out the letters on this page
Bu sayfadaki harfleri ayırt edemiyorum
doldurmak
bir formun veya belgenin bilgilerini yazmak
You need to make out the application form
Başvuru formunu doldurman gerekiyor
öpüşmek
biriyle romantik ve cinsel biçimde öpüşmek
They were making out in the car
Arabada öpüşüyorlardı
fark etmek
bir şeyi zor da olsa algılamak
We made out a figure in the fog
Siste bir silüet fark ettik
tanımak
bir şeyi zorlukla da olsa ne olduğunu anlamak
I could not make out his voice
Sesini tanıyamadım
seçmek
bir şeyi zorlukla görmek veya anlamak
I could barely make out the sign in the fog
Siste tabelayı zorlukla seçebildim
geçmiş
In scenezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
bir yer
In scenebelirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
bir yer
belirsiz bir yer
Let's go someplace quiet
Sessiz bir yere gidelim
olmadan idare etmek
In scenebir şey olmadan yaşamaya veya çalışmaya devam etmek
I can do without coffee today
Bugün kahve olmadan idare edebilirim
-siz idare etmek
bir şey olmadan yaşamak veya çalışmakta başarılı olmak
I can do without coffee today
Bugün kahvesiz idare edebilirim
habersiz
In scenebir durumun farkında olmayan
He was unaware of the danger
Tehlikeden habersizdi
korkutmak
In scenebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
In sceneani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
zorunda olmak
In scenebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
zorunda
bir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
Soru sormak
In scenebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
kitap
In sceneyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
In scenebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
ajanda
planlanan etkinliklerin veya randevuların yazıldığı liste
I wrote the appointment in my book
Randevuyu ajandama yazdım
cep telefonu
In scenearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
geri dönmek
In scenebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
endişelenmek
In scenebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
eğlenmek
In scenesevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
eğlenmek
keyifli vakit geçirmek
We had fun at the party
Partide eğlendik
hissetti
In scenedokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
baştan başlamak
In sceneen baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
yeniden başlamak
bir işi en başından tekrar yapmaya başlamak
I had to start over after the mistake
Hatadan sonra yeniden başlamak zorunda kaldım
-den beri
In scenegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
şok
In sceneani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
bozulmamış
In scenedokunulmamış veya değiştirilmemiş
The snow remained untouched
Kar bozulmamış halde kaldı
el değmemiş
insanlar tarafından değiştirilmemiş veya zarar görmemiş
This forest is completely untouched
Bu orman tamamen el değmemiş durumda
dışarı çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
rol yapmak
In scenegerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
mış gibi yapmak
bir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
In scenebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
habersiz
In sceneönemli bir bilgiye sahip olmamak
They kept me in the dark
Beni habersiz bıraktılar
habersiz
bir durum hakkında bilgisi olmamak
I was in the dark about the plans
Planlar hakkında hiçbir bilgim yoktu
teşekkür ederim
In sceneminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim