

House of Cards — Season 1 Episode 4
Words & meanings
587 words
CEFR level
özellikle
In sceneaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
muhabir
In scenehaber yazan kişi
He is a foreign correspondent
O bir dış haberler muhabiridir
muhabir
haber yazan veya ileten kişi
He is a foreign correspondent
O bir dış haber muhabiri
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yetki
In sceneemir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
otorite
belirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
bin
In scene1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
onaylamak
In scenebir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
onaylamak
bir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
gelmek
In scenebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
kabul edilemez
In sceneizin verilmeyen veya onaylanmayan
This behavior is unacceptable
Bu davranış kabul edilemez
kabul edilemez
kabul edilemeyecek kadar kötü veya yetersiz
His behavior was unacceptable
Onun davranışı kabul edilemezdi
üzerinde durmak
In scenebir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
üzüntü
In sceneyaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
çıkmak
In scenebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
filtrasyon
In scenesıvıdan istenmeyen maddelerin uzaklaştırılması işlemi
Water filtration is important for health
Su filtrasyonu sağlık için önemlidir
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
In scenebir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
işten çıkarmak
In scenebirinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
bırakmak
tutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
esnek
In scenekolayca değişebilen veya uyum sağlayabilen
My schedule is flexible
Programım esnek
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalmak
In scenebir yerde geçici olarak durmak
I will stay at a hotel
Bir otelde kalacağım
açık kalmak
In scenebir yerin açık durumda kalmaya devam etmesi
The store stays open until night
Mağaza geceye kadar açık kalır
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
gün
In scene24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
salata
In sceneçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
neyse
In scenekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
seçmek
In scenebirini bir rol veya pozisyon için seçmek
They will elect a new leader
Yeni bir lider seçecekler
seçilmiş
bir görev için belirlenen
The elected member joined the meeting
Seçilmiş üye toplantıya katıldı
şarap
In sceneüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
eklemek
In scenedaha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
çok net
In sceneanlaşılması çok kolay olan
The instructions were crystal clear
Talimatlar çok netti
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
He is proving the theory
Teoriyi kanıtlıyor
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
platform
In scenedüz ve yüksek bir alan veya yapı
The speaker stood on the platform
Konuşmacı platformun üzerinde durdu
program
bir siyasi grubun resmi inanç ve hedefleri
The party announced its new platform.
Parti yeni programını açıkladı.
dile getirmek
In scenesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
neredeyse
In scenetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
hiçbir yer
In sceneherhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
hiçbir yer
hiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
bilgilendirmek
In scenebirine önemli bilgileri vermek
The boss briefed the team
Patron ekibi bilgilendirdi
kısa
kısa süren
It was a brief meeting
Kısa bir toplantıydı
özet
kısa yazılı rapor veya özet
I read the brief before the meeting
Toplantıdan önce özeti okudum
külot
dar kesim erkek iç çamaşırı
He bought a new pair of briefs
Yeni bir külot aldı
huş ağacı
In scenepürüzsüz beyaz kabuklu bir ağaç
The birch tree has white bark
Huş ağacının beyaz kabuğu vardır
gerginlik
In scenesinirlilik veya heyecan hissi
The tension in the room was high
Odadaki gerginlik çok yüksekti
gerginlik
sinirlilik veya baskı hissi
There is a lot of tension in the room
Odada büyük bir gerginlik var
gerginlik
bir şeyin gerilme veya çekilme hali
The tension in the rope is high
İpteki gerginlik çok yüksek
istikrarsız
In scenebaşarılı olma veya sürme ihtimali düşük olan
The company's future looks shaky
Şirketin geleceği istikrarsız görünüyor
titrek
titreyen veya dengesiz
His hands were shaky
Elleri titrekti
izin vermek
In scenebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
PS Vita
In sceneSony tarafından üretilen bir el oyun konsolu
I play video games on my PS Vita
PS Vita'mda video oyunları oynuyorum
gizlice anlaşmak
In scenekötü bir amaçla gizlice iş birliği yapmak
The two companies colluded to fix prices
İki şirket fiyatları sabitlemek için gizlice anlaştı
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
öğleden sonra
In scenegünün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
öğleden sonra
öğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
hatırlamak
In scenebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
geçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
acı verici
In sceneacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
çok
In scenebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
In scenebirçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
In scenebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
teslim etmek
In scenebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
yerine getirmek
In scenevaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
ölmek
In sceneyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ikram etmek
In scenebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
fotoğraf
In scenekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
önleyici
In scenekötü bir şeyin olmasını engellemeyi amaçlayan
Taking vitamins is a preventative measure for health
Vitamin almak sağlık için önleyici bir tedbirdir
etkilemek
In scenebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
mesaj
In scenebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
kısa mesaj
In scenetelefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
randevu
In sceneönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
başlatmak
In scenebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
toplu pazarlık karşıtlığı
In sceneişçilerin işverenle toplu görüşme yapmasına karşı çıkma durumu
The company implemented anti-collective bargaining policies
Şirket toplu pazarlık karşıtı politikalar uyguladı
kuvvet
In scenepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
kuvvet
In scenefiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
saygıyla
In scenesaygı gösteren bir şekilde
He spoke respectfully to his teacher
Öğretmeniyle saygılı bir şekilde konuştu
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
çözüm yolu bulmak
In scenebir sorun veya zorlukla başa çıkmanın bir yolunu bulmak
We found a way to work around this problem
Bu soruna bir çözüm yolu bulduk
geçici çözüm
asıl yöntem çalışmadığında başvurulan alternatif yöntem
We need a work around for this issue
Bu sorun için bir geçici çözüme ihtiyacımız var
seçim
In scenebir lideri seçmek veya bir karar almak için yapılan resmi oylama süreci
The country held an election yesterday
Ülke dün bir seçim yaptı
seçim
oy vererek birini seçme süreci
The election is tomorrow
Seçim yarın
seçim
oylama yoluyla birini seçme süreci
People vote in the election
İnsanlar seçimde oy kullanır
seçim
kamu görevine gelecek kişiyi oylama yoluyla belirleme süreci
The election is next month
Seçim gelecek ay
eyer
In sceneat binicileri için kullanılan koltuk
He put the saddle on the horse
Eyeri atın üzerine koydu
yüklemek
birine zor bir sorumluluk vermek
They saddled him with extra work
Ona fazladan iş yüklediler
oy
In scenebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
döngü
In sceneaynı sırayla tekrar tekrar gerçekleşen olaylar dizisi
The water cycle is important for nature
Su döngüsü doğa için önemlidir
bisiklet sürmek
bisiklete binip kullanmak
He likes to cycle in the park
Parkta bisiklet sürmeyi sever
bisiklet
iki tekerleği ve pedalları olan taşıt
I ride my cycle to school
Okula bisikletimle gidiyorum
dışarı çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
alt kat
In scenebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
birinci sınıf öğrencileri
In scenelise veya üniversitenin ilk yılındaki öğrenciler
The freshmen are attending their first class
Birinci sınıf öğrencileri ilk derslerine katılıyor.
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
dil
konuşurken kullanılan kelimeler
He speaks a foreign language
O yabancı bir dil konuşuyor
risk almak
In scenebaşarısız olma ihtimali olsa bile bir şeyi denemek
I will take a chance and apply for the job
Risk alacağım ve işe başvuracağım
mücadele etmek
In sceneresmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
In scenezor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
sözleşme
In sceneresmi yazılı anlaşma
She signed the contract
Sözleşmeyi imzaladı
yakalanmak
bir hastalığa yakalanmak
He contracted a virus
Bir virüse yakalandı
büzülmek
bir maddenin hacminin küçülmesi
Metals contract when they cool down
Metaller soğuyunca büzülür
servis
In sceneyiyecek veya içecek sunma
They are serving the meal now
Şu anda yemeği servis ediyorlar
porsiyon
tek bir kişiye verilen yiyecek miktarı
One serving of cake is not enough
Bir porsiyon kek yeterli değil
hizmet etme
bir görevde veya rolde bulunma
She is serving in the army
O orduda hizmet ediyor
başarmak
In scenezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
etrafa sormak
In scenebilgi edinmek için birçok kişiye sormak
I will ask around to find a good doctor
İyi bir doktor bulmak için etrafa soracağım
yeniden doldurma
In scenebir içeceğin tekrar doldurulması
Can I get a refill
Bir kez daha doldurabilir misiniz
yeniden doldurmak
bir şeyi tekrar doldurmak
I need to refill the bottle
Şişeyi yeniden doldurmam gerekiyor
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
işe almak
In scenebirine çalışması için para ödemek
The store employs many people
Mağaza çok sayıda kişiyi işe alıyor