

House of Cards — Season 1 Episode 12
Words & meanings
660 words
CEFR level
bahsetmek
In scenebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
araştırmak
In scenebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
ortaya çıkarmak
In scenebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
bir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
detay
In sceneküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
ekmek
In sceneplanlanan bir buluşmaya veya işe gitmemek
He blew off our meeting
Buluşmamızı ekti
görmezden gelmek
birini görmezden gelmek veya ondan kaçınmak
He blew off his friend
Arkadaşını görmezden geldi
boşlamak
yapılması gereken bir şeyi yapmamak
I blew off my homework
Ödevimi boşladım
stres atmak
stres veya gerginliği gidermek
He needs to blow off some steam
Biraz stres atması gerekiyor
ekmek
bir randevuyu veya etkinliği iptal etmek
She blew off the meeting
Toplantıyı ekti
uçup gitmek
şiddetli bir etkiyle yerinden çıkıp savrulmak
The hat blew off in the wind
Şapka rüzgarda uçup gitti
ihmal etmek
yapılması beklenen bir görevi yerine getirmemek
She decided to blow off her responsibilities
Sorumluluklarını ihmal etmeye karar verdi
başarısız olmak
bir şeyi çok kötü yapmak veya başaramamak
He blew off his presentation
Sunumunda başarısız oldu
uçurmak
patlama sonucu bir şeyin yerinden kopması
The explosion blew off the door
Patlama kapıyı uçurdu
uçurmak
rüzgarın bir şeyi yerinden çıkarması
The wind blew off my hat
Rüzgar şapkamı uçurdu
mülakat
In scenesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
resmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
sonra
In scenebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yaşam tarzı
In scenebir kişinin yaşayış biçimi
He has a healthy lifestyle
Onun sağlıklı bir yaşam tarzı var
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
tek
In sceneyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
memnun
In scenemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
üstün yetenekli
In scenebir şeyi iyi yapmak için doğal bir yeteneğe sahip olan
She is a gifted musician
O, üstün yetenekli bir müzisyen
hediye etmek
birine bir şeyi armağan olarak vermek
She gifted me this watch
Bana bu saati hediye etti
yetenekli
bir şeyi çok iyi yapma konusunda doğal yeteneği olan
The gifted student learns very fast
Yetenekli öğrenci çok hızlı öğrenir
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
şahsen
In scenekişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
In scenebaşkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
şahsen
kendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
intihar etmek
In scenekendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
duş
In scenesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
son derece
In sceneçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
arka bahçe
In scenegenellikle çimlerin olduğu, evin arkasındaki alan
The kids are playing in the backyard
Çocuklar arka bahçede oynuyorlar
Yatırımcı
In scenebir işe para sağlayan kişi
The investor backed the new company
Yatırımcı yeni şirketi destekledi
yatırımcı
bir işe veya projeye kar elde etmek amacıyla para yatıran kişi
The investor decided to fund the new startup
Yatırımcı yeni girişimi finanse etmeye karar verdi
Finansör
kar elde etmek için bir işe sermaye yatıran kişi
The financier expects a high return
Finansör yüksek getiri bekliyor
yatırımcı
bir işe para yatıran kişi
The investor gave money to the company
Yatırımcı şirkete para yatırdı
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
fikrini belirtmek
In scenebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
In scenesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
In sceneiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
baskı yapmak
In scenebirine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı
taleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
paranoyak
In scenebaşkalarının kendisine zarar vereceği yönünde aşırı şüphe duyan
He is feeling paranoid
Paranoyak hissediyor
orta
In scenemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
feshetmek
In scenebir kuruluşu resmen sona erdirmek
They decided to dissolve the group
Grubu feshetmeye karar verdiler
çözünmek
bir sıvının içinde dağılıp yok olmak
Salt dissolves in water
Tuz suda çözünür
çözünmek
bir sıvı içinde karışıp kaybolmak
Sugar will dissolve in water
Şeker suda çözünür
feshetmek
bir kuruluşu veya anlaşmayı resmi olarak sona erdirmek
They decided to dissolve the club
Kulübü feshetmeye karar verdiler
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
iş adamı
In sceneticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
iş adamı
ticaretle uğraşan kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
önce
In sceneşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
kategori
In scenebenzer özelliklere sahip şeylerin oluşturduğu grup
Which category does this book belong to?
Bu kitap hangi kategoriye giriyor?
uymak
In scenebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
izlemek
In scenebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
sekiz
In scenesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
birisi
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
işten çıkarma
In scenebirinin görevine son verme durumu
The manager is firing him
Müdür onu işten çıkarıyor
ateş etme
bir silahtan mermi atma eylemi
He is firing a rifle
O bir tüfekle ateş ediyor
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
oluşturmak
In sceneyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
boy
In scenebir kişinin vücudunun yerden yüksekliği
She is a woman of small stature
O kısa boylu bir kadındır
tamamen
In sceneçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
zeki
In sceneçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
çalışmak
In scenebir işte maaş karşılığı görev almak
I work at a shop
Bir dükkanda çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
çalışmak
bir işte uğraşmak veya görev yapmak
She works at a hospital
O bir hastanede çalışıyor
mantıksız
In scenemantıklı olmayan veya sağduyuya aykırı
He has an irrational fear of spiders
Örümceklere karşı mantıksız bir korkusu var
irrasyonel
basit bir kesir olarak yazılamayan
Pi is an irrational number
Pi irrasyonel bir sayıdır
minnettar
In sceneşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
bağlantı
In scenebir grup veya kuruluşla olan bağ veya ilişki
He has no political affiliation
Onun herhangi bir siyasi bağlantısı yok
ayırmak
In scenebir amaç için kaynak veya zamanı paylaştırmak
We are allocating more money to the project
Proje için daha fazla para ayırıyoruz
kontrol altına almak
In scenebir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
içermek
bir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
doldurmak
In scenebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
In scenebirine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
intihar
In scenekişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
intihar
In scenekişinin kendi hayatına kasten son vermesi
He committed suicide
O intihar etti
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
her ne zaman
In sceneherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
zor
In sceneyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
In sceneinsanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
makale
In scenegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
He has faith in the future
Geleceğe dair inancı var
üzerinde durmak
In scenebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerinde oturmak
vücudunun bir yüzey üzerinde desteklenmesi
They sit on the grass
Onlar çimlerin üzerinde oturuyorlar
her iki durumda da
In sceneiki seçenekten hangisi olursa olsun
It will rain either way so take an umbrella
Her iki durumda da yağmur yağacak bu yüzden bir şemsiye al
her iki durumda da
hangi seçenek olursa olsun
Either way, we will be late
Her iki durumda da geç kalacağız
özerklik
In scenekendi kararlarını alma ve kendi hayatını yönetme yetisi
Students need autonomy to learn effectively
Öğrencilerin etkili bir şekilde öğrenmeleri için özerkliğe ihtiyaçları vardır
üçüncü
In scenebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçte bir
In scenebir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
kağıt
In sceneyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
makale
In sceneokul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
Bayan
In sceneevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
varsayım
In scenekanıt olmadan doğru olduğu düşünülen şey
Your assumption is wrong
Varsayımın yanlış
aday gösterme
In scenebir kişiyi bir makam veya ödül için önerme eylemi
She accepted the nomination for the award
Ödül için aday gösterilmeyi kabul etti
başarılı
In sceneistenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
başarılı
iyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonucu elde eden
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
sav veya argüman
In scenebir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
tartışma
insanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
tek tek
In scenebirer birer veya ayrı ayrı
Please wrap the gifts individually
Lütfen hediyeleri tek tek paketleyin
izin
In sceneişten veya okuldan uzak kalmaya izin verilen dönem
He took a leave of absence for personal reasons
Kişisel nedenlerden dolayı izin aldı
izin
işten veya görevden belirli bir süre uzak kalma izni
He took a leave of absence
İzin aldı
izin
bir kişinin işten veya okuldan bir süre uzak kalma durumu
She is on a leave of absence
O şu anda izinli
eş zamanlı
In sceneaynı anda gerçekleşen
The two events were simultaneous
İki olay eş zamanlıydı
kez
In scenebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
katıldı
In scenebir etkinlikte veya yerde hazır bulunmak
He attended the meeting
O toplantıya katıldı
ünlü
In scenebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
ücretsiz
In scenebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
ilginç
In scenemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
In scenedikkatleri üzerinde tutan
It was an interesting conversation
İlgi çekici bir konuşmaydı
toplantı
In sceneplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
randevu
belirli bir zamanda biriyle görüşmek için yapılan plan
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
güvenmemek
In scenebirine veya bir şeye karşı şüphe duymak
I mistrust his intentions
Onun niyetlerine güvenmiyorum
bitmek
In scenesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
meslektaş
In scenebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım