

How I Met Your Mother — Season 1 Episode 20
Words & meanings
483 words
CEFR level
hafifletmek
bir şeyin şiddetini veya yoğunluğunu azaltmak
The music took the edge off the stress
Müzik stresi hafifletti
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
davulcu
In scenedavul çalan kişi
He is a great drummer
O harika bir davulcu
deneyim
In sceneyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to experience new things
Yeni şeyler deneyimlemek istiyorum
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
yaşamak
bir durumu hissetmek veya bir şeyin etkisinde kalmak
I experienced great happiness today
Bugün büyük bir mutluluk yaşadım
değer
In sceneyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
In scenemaddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
kalça
In sceneüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
dayamak
bir nesneyi başka bir nesneye yaslamak
He butted the chair against the wall
Sandalyeyi duvara dayadı
-e kadar
In scenebelirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
kadar
belirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
yolda
bir yerden başka bir yere giderken
I am on the way home
Eve gidiyorum
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
gülmek
In scenebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
başarmak
In scenebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
savunmak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
yetişmek
In scenebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kız arkadaş
In sceneromantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
hanımlar
In scenekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hanımefendi
yetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
mesaj
In scenebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
endişelenmek
In scenebir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
terlemek
ciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
korkunç
In sceneçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
web sitesi
In sceneinternette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
web sitesi
internette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
web sitesi
internette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
örtmek
In scenebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
In scenebir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
yazılı
In sceneyazı ile oluşturulmuş
The rules are written here
Kurallar burada yazılı
yazılı
metin veya kelimelerden oluşturulmuş
This is a written document
Bu yazılı bir belgedir
yazılmış
bir yüzey üzerine harf veya kelimelerle işlenmiş
Her name is written on the note
Adı notun üzerine yazılmış
yavaş
In scenedüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
hızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
bir seferde
her bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
hareket
In scenehareket etme veya konum değiştirme eylemi
The car is in motion
Araba hareket halinde
önerge
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
He made a motion to end the meeting
Toplantıyı bitirmek için bir önerge verdi
önerge
mahkemede sunulan resmi teklif
The lawyer filed a motion
Avukat bir önerge sundu
elbise
In scenekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
In scenekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
öksürük
In sceneakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
hiç
In sceneçok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
uzaktan
uzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
bitkin düşürmek
birini çok yormak
The long walk tuckered him out
Uzun yürüyüş onu bitkin düşürdü
zor
In scenekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
kaba
nazik olmayan; zorlayıcı
He is too rough during the game
Oyun sırasında çok kaba davranıyor
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
evsiz
evi veya yatacak yeri olmayan
He slept rough on the streets
Sokaklarda evsiz yattı
eski
In scenedaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
konforlu
In scenerahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
rahat
endişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
bohem
In sceneözgür ve sanatsal bir yaşam tarzını benimseyen
She leads a bohemian lifestyle
Bohem bir yaşam tarzı sürüyor
acil durum
In scenebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
dönerek hareket etmek
In sceneburularak veya dönerek hareket etmek
The leaves swirl in the wind
Yapraklar rüzgarda dönerek hareket ediyor
sarmal
dondurma içindeki farklı aromaların burgu şeklinde dağılması
I ordered the strawberry swirl
Çilekli sarmal dondurma istedim
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
beyaz
In scenekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
kemer
In scenebel çevresine takılan şerit şeklindeki aksesuar
He wore a black belt
Siyah bir kemer taktı
kuşak
belirli bir özelliğe sahip olan bölge
The region is part of the corn belt
Bölge mısır kuşağının bir parçasıdır
daha az miktarda
In scenedaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
üzerine yürümek
birine tehditkar bir şekilde yaklaşmak
He came at me angrily
Öfkeyle üzerime yürüdü
üzerine gelmek
bir şeye veya birine doğru hareket etmek
The dog came at me
Köpek üzerime geldi
varmak
bir yere veya sonuca ulaşmak
How did you come at this conclusion
Bu sonuca nasıl vardın
varmak
bir yere veya zamana ulaşmak
He came at the right time
O doğru zamanda geldi
kurumsal
In scenebüyük bir şirketle ilgili olan
He works in a corporate office
Kurumsal bir ofiste çalışıyor
kızgın
In sceneöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
an
In scenebir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
ana fikir
savunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
baskı
In scenetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
dokuz
In scene9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
beklenmek
In scenebir şeyi yapmasının beklendiği veya gerektiği durum
I am supposed to finish this today
Bunu bugün bitirmem gerekiyor
varsayılan
kanıt olmaksızın doğru olduğu düşünülen
He is the supposed owner of the house
O evin varsayılan sahibi odur
gereken
yapılması zorunlu veya beklenilen
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
yapması beklenmek
bir şeyin yapılması zorunlu veya beklenir durum olması
You are supposed to arrive at eight
Saat sekizde gelmen bekleniyor
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
In scenebirini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
tuval
In sceneresim yapmak için kullanılan bez
She painted a landscape on the canvas
Tuvale bir manzara resmi yaptı
ring zemini
boks veya güreş ringindeki minder veya zemin
The boxer fell to the canvas
Boksör ring zeminine düştü
anket yapmak
insanlardan bilgi toplamak için soru sormak
The campaign team will canvas the voters
Kampanya ekibi seçmenlere anket yapacak
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
tat
In scenebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
In scenebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
In scenetadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
grup
In scenebirlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
bant
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyenler topluluğu
They started a band in college
Üniversitede bir müzik grubu kurdular
birleşmek
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
inlemek
In sceneacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
acı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
nota kağıdı
müzik eserlerinin kağıda dökülmüş hali
I bought some sheet music
Bazı nota kağıtları satın aldım
mimari
In scenebinaların tasarımıyla ilgili olan
The city has beautiful architectural features
Şehrin güzel mimari özellikleri var
banyo
In scenetuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
tuvalet
tuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
arkadaşlar
In scenetanıdığınız ve sevdiğiniz kişiler
I have many friends
Çok fazla arkadaşım var
arkadaş
sevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
dinozor
In sceneçok uzun zaman önce yaşamış büyük bir hayvan
The dinosaur is huge
Dinozor devasadır
dinozor
eski zamanlarda yaşamış nesli tükenmiş bir sürüngen
He loves dinosaurs
Dinozorları sever
dinozor
çok eski ve artık işe yaramayan şey
This old computer is a dinosaur
Bu eski bilgisayar bir dinozor
kardeş
In sceneyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
bir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et