

How I Met Your Mother — Season 1 Episode 22
Words & meanings
485 words
CEFR level
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
bir nevi
In scenebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çeşit
benzer özelliklere sahip grup
This is a new sort of fruit
Bu yeni bir çeşit meyve
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
What sort of music do you like
Ne tür müzik seversin
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
yapıştırmak
yapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
şakalaşma
In sceneşakacı ve dostça sohbet
They enjoyed some friendly banter
Dostça şakalaşmaktan keyif aldılar
sonsuza kadar
In scenetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
kız çocuk
In scenegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
In scenedişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
varmak
In scenebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
boğazını temizlemek
In scenekonuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
yerine getirmek
In scenebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
yaşamak
In scenehayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
insanlar
yaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
hayatlar
insanların veya canlıların yaşam süreci
These doctors have saved many lives
Bu doktorlar birçok hayat kurtardı
yaşar
bir yerde oturmak
He lives in a big city
O büyük bir şehirde yaşar
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
She lives in London
O Londra'da yaşıyor
hayatlar
doğum ile ölüm arasındaki süreler
They have happy lives
Mutlu hayatları var
deneyimlemek
bir durumu tecrübe etmek
She lives through many challenges
O birçok zorluğu deneyimliyor
tarih
In sceneayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
In scenebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
daha önce
In scenegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
şimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
söküp çıkarmak
In scenebir şeyi çekerek veya yırtarak zorla çıkarmak
He ripped out a page from the notebook
Defterden bir sayfa söküp çıkardı
söküp çıkarmak
bir şeyi yerinden zorla ayırıp almak
He ripped out the broken part
Kırılan parçayı söküp çıkardı
yırtıp çıkarmak
bir şeyi sertçe çekerek koparmak
She ripped out the page
Sayfayı yırtıp çıkardı
ne
In sceneöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
söz vermek
birine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz vermek
bir şeyi kesinlikle yapacağını söylemek
I promise to call you later
Seni sonra arayacağıma söz veriyorum
işaret etmek
bir şeyin olacağına dair belirtiler göstermek
Dark clouds promise rain
Kara bulutlar yağmura işaret ediyor
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
yemin etmek
bir şeyi kesinlikle yapacağına dair ant içmek
I promise to keep your secret
Sırrını saklamaya yemin ederim
beyaz
In scenekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
In scenebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
sekiz
In scenesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
film
In scenehareketli görüntülerden oluşan sinema yapıtı
I watched a great film
Harika bir film izledim
filme çekmek
kamera ile hareketli görüntüleri kaydetmek
They are filming a movie
Bir film çekiyorlar
film
fotoğraf çekmek için kullanılan ışığa duyarlı maddeyle kaplı ince esnek şerit
I need to buy a new roll of film
Yeni bir rulo film almam gerekiyor
tabaka
bir yüzey üzerindeki çok ince madde kaplaması
There was a thin film of oil on the water
Suyun üzerinde ince bir yağ tabakası vardı
hesap
In scenekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
şişman
In scenevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
gıdalarda bulunan doğal yağlı madde
This milk contains fat
Bu süt yağ içerir
fazlalık
bir şeyin ihtiyaç duyulmayan gereksiz bölümü
We need to cut the fat from this plan
Bu plandaki fazlalıkları atmamız gerekiyor
yağ
vücuttaki yumuşak ve yağlı doku
He wants to lose some body fat
Vücudundaki yağlardan biraz vermek istiyor
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
kalın
iki tarafı arasındaki mesafe büyük olan
That is a very fat book
O çok kalın bir kitap
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
gökyüzü
In scenebulutların ve güneşin görüldüğü yer
The sky is blue
Gökyüzü mavidir
gevezelik etmek
In scenehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
hızlıca konuşmak
ara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
vın
In scenehızla hareket eden bir şeyin çıkardığı ses
The car went whoosh past me
Araba yanımızdan vın diye geçti
vınlayarak geçmek
hızlı bir ses çıkararak hareket etmek
The car whooshed past us
Araba yanımızdan vınlayarak geçti
an
In scenebir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
ana fikir
savunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
başka bir sefer
In scenebir daveti nazikçe daha sonraya bırakmak
Can I take a rain check
Başka bir sefere bırakabilir miyiz
ertelemek
bir planı daha sonraki bir tarihe kaydırmak
I will take a rain check on the game
Maçı başka bir zamana erteleyeceğim
başka zamana erteleme
bir şeyi şimdi değil daha sonra yapma sözü
I cannot join you today so I will take a rain check
Bugün size katılamam bu yüzden başka bir zamana erteleyelim
geri dönmek
In scenebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I will come back to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
hatırlamak
bir şeyi tekrar anımsamak
The answer came back to me
Cevap aklıma geldi
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back to this place
Buraya geri döneceğim
araba
In scenedört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
basmak
In sceneayağını bir şeyin içine koymak
He stepped in the mud
Çamura bastı
müdahale etmek
bir duruma yardım etmek veya kontrolü sağlamak için karışmak
I had to step in and solve the conflict
Sorunu çözmek için müdahale etmem gerekti
yerine geçmek
birinin görevini geçici bir süreliğine üstlenmek
I will step in for my sick colleague
Hasta arkadaşımın yerine ben geçeceğim
pot kırmak
birini kazara üzecek bir şey söylemek veya yapmak
You stepped in it when you mentioned his ex
Eski sevgilisinden bahsettiğinde pot kırdın
müdahale etmek
bir duruma karışarak dahil olmak
The police had to step in
Polis müdahale etmek zorunda kaldı
devreye girmek
birinin yerine geçmek veya bir sorunu çözmek için dahil olmak
She had to step in to help us
Bize yardım etmek için devreye girmek zorunda kaldı
içine basmak
ayağını bir yerin içine koymak
Do not step in the mud
Çamurun içine basma
ressam
In sceneboya ile resim yapan kişi
He is a famous painter
O ünlü bir ressamdır
boyacı
binaları veya yüzeyleri boyayan kişi
The painter is working on the wall
Boyacı duvarda çalışıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
başlamak
bir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
yaklaşıyor olmak
belirli bir yaşa gelmek üzere olmak
She is going on twenty
Yirmi yaşına yaklaşıyor
harcanmak
para veya zamanın bir şey için kullanılması
Most of my money goes on rent
Paramın çoğu kiraya harcanıyor
dırdır etmek
bir şey hakkında rahatsız edici şekilde uzun süre konuşmak
He keeps going on about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
flört etmek
biriyle romantik bir şekilde buluşmaya gitmek
They have been going on dates lately
Son zamanlarda flört ediyorlar
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
yer almak
bir faaliyetin parçası olmak
Many people went on the protest
Protestoda birçok kişi yer aldı
sahneye çıkmak
bir gösteri veya etkinlikte görünmek
The band will go on at nine
Grup saat dokuzda sahneye çıkacak
kullanmaya başlamak
düzenli olarak ilaç almaya başlamak
The doctor told me to go on this medication
Doktor bu ilacı kullanmaya başlamamı söyledi
dahil olmak
bir aktiviteye veya geziye katılmak
We decided to go on the trip together
Geziye birlikte dahil olmaya karar verdik
iştirak etmek
bir organizasyon veya etkinliğe katılmak
She will go on the marathon next week
Gelecek hafta maratona iştirak edecek
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
devamlı konuşmak
hiç durmadan uzun süre konuşmaya devam etmek
She went on for an hour about the movie
Film hakkında bir saat devamlı konuştu
tekrar tekrar anlatmak
bir şeyi sürekli yineleyerek konuşmak
He went on about his childhood again
Çocukluğunu tekrar tekrar anlattı
devam etmek
bir işi veya etkinliği sürdürmek
We must go on with our work
İşimizi devam ettirmeliyiz
kabine
In sceneküçük ve kapalı bir alan veya oda
He stepped into the voting booth
Oy kabinine girdi
yerli
In scenebir yere başlangıçtan beri ait olan
He is a native of this city
O, bu şehrin yerlisi
boyamak
In scenebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
boya
yüzeyleri süslemek için kullanılan renkli sıvı
We bought red paint for the walls
Duvarlar için kırmızı boya aldık
renklendirici
yüzeylere renk katmak için kullanılan sıvı madde
This liquid paint dries quickly
Bu sıvı renklendirici çabuk kurur
aptal
In sceneaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
kıç
vücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans etmek
müzikle uyumlu şekilde vücudu hareket ettirmek
Everyone started to dance
Herkes dans etmeye başladı
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek
He said hello
Merhaba dedi
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
çikolata
In scenekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
asılmak
In scenebirine romantik ilgi göstermek
He tried to hit on her at the party
Partide ona asılmaya çalıştı
keşfetmek
aniden iyi bir fikir bulmak veya bir çözüm keşfetmek
I hit on a new plan
Yeni bir plan keşfettim
yazılmak
birine romantik veya cinsel amaçla yaklaşmak
He tried to hit on her at the party
Partide ona yazılmaya çalıştı
asılmak
birini etkilemeye veya tavlamaya çalışmak
Some strangers started to hit on her
Bazı yabancılar ona asılmaya başladı
yol göstermek
In sceneyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
planlamak
In scenebir şeyi dikkatlice ve tamamen planlamak
We need to plan out the project
Projeyi detaylıca planlamamız gerekiyor
planlamak
bir şeyin nasıl gerçekleşeceğine dair ayrıntılı karar vermek
I need to plan out my schedule
Programımı planlamam gerekiyor
rock müzik
In scenegüçlü ritimli popüler müzik tarzı
I love rock music
Rock müziği severim
harika olmak
çok iyi veya etkileyici olmak
You rock
Harikasın
sallamak
bir şeyi yavaşça ileri geri hareket ettirmek
She rocked the baby
Bebeği salladı
kaya
sert ve katı mineral madde
The rock is heavy
Kaya ağır
gülmek
In scenebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
eğlenceli biri
çok komik veya keyifli olan kişi
He is a real laugh
O çok eğlenceli biri
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
karides
In scenekavisli vücutlu, yiyecek olarak tüketilen küçük deniz hayvanı
I love eating shrimp
Karides yemeyi severim
karides avlamak
karides yakalama işi veya faaliyeti
They go out to shrimp every summer
Her yaz karides avlamaya çıkarlar
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
yanmak
In sceneateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
gibi gelmek
In scenebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
çok değer vermek
In scenebir şeye çok önem vermek ve onu korumak
I treasure our friendship
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
hazine
çok özel ve sevilen kimse
You are a real treasure to us
Sen bizim için gerçek bir hazinesin
hazine
çok değerli olan şey
They found the pirate's hidden treasure
Korsanın gizli hazinesini buldular
hazine
çok değerli veya önemli olan bir şey
They found a chest of gold treasure
Bir sandık dolusu altın hazine buldular
vurmak
In scenebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
kapıyı çalmak
birinin dikkatini çekmek veya içeri girmek için kapıya vurmak
Please knock before you come in
İçeri girmeden önce lütfen kapıyı çalın
peşinden koşmak
In scenebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
peşine düşmek
birine zarar vermeye veya onu yakalamaya çalışmak
The police are going after the thief
Polis hırsızın peşine düşüyor
seçim
In sceneseçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
bir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
iki kez
In sceneiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
geleneksel
In scenegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
aşağı inmek
In scenedaha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
coşkuyla dans etmek
enerjik bir şekilde dans etmek veya eğlenmek
Let's get down on the dance floor
Hadi dans pistinde coşalım
çömelmek
vücudu daha alçak bir konuma getirmek
Please get down so I can see
Görebilmem için lütfen çömel
üzmek
birini depresif veya cesaretsiz hissettirmek
This bad weather gets me down
Bu kötü hava beni üzüyor
yazmak
bilgiyi kağıda geçirmek
Get down everything the teacher says
Öğretmenin söylediği her şeyi yaz
moralini bozmak
birinin kendisini üzgün hissetmesine neden olmak
This bad weather gets me down
Bu kötü hava moralimi bozuyor
kavramak
bir şeyi öğrenmeyi ve akılda tutmayı başarmak
It is hard to get down the rules of this game
Bu oyunun kurallarını kavramak zor
not etmek
bir şeyi kağıt üzerine yazmak
She tried to get down all the details of the meeting
Toplantıdaki tüm detayları not etmeye çalıştı
dans
bir tür dans veya eğlence
The party had a real get-down
Partide gerçekten harika bir dans vardı
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
olmak
bir şey haline gelmeye başlamak
She wants to become a teacher
O öğretmen olmak istiyor
haline gelmek
yeni bir duruma bürünmek
The weather will become cold
Hava soğuk bir hal alacak
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
He became angry
O öfkeye girdi
halini almak
bir durumun içine geçmek
The sky became dark
Gökyüzü karanlık halini aldı
başlamak
bir durumun başlangıcında olmak
It became sunny
Hava güneşli olmaya başladı
evrilmek
başka bir şekle dönüşmek
The situation has become worse
Durum daha kötüye evrildi
pislik
In scenekötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
adi herif
sevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
belki
In scenemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
bütün
In scenetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
hatırlatmak
In scenebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
parça
In scenebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
gerçekten
In scenesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
-sa da
bir durumun gerçekleşmesine karşın
Though it was raining we walked
Yağmur yağsa da yürüdük
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
homurtu
In scenebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
homurdanmak
düşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kavga
In sceneiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
gerçek
In scenevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
gerçek
aslında var olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
karar
In scenedüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi