

How I Met Your Mother — Season 2 Episode 18
Words & meanings
497 words
CEFR level
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
ana fikir
In scenesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
In scenedaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ara sıra olan
In scenebazen olan ama sık olmayan
We have occasional rain in summer
Yazın ara sıra yağmur yağar
ev
In sceneyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
düzen
In sceneşeylerin organize edilme veya düzenlenme şekli
I like your desk setup
Masa düzenini beğendim
yavaşça
In scenedüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
diş
In sceneçiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
dişler
ısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
aceleye getirmek
In scenebir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
masa
In sceneüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
masa
düz bir yüzeye sahip mobilya parçası
We need a new kitchen table
Yeni bir mutfak masasına ihtiyacımız var
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
onaylamak
In scenebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
sayı
In scenebir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
numara
In sceneniceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
telefon numarası
In scenetelefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
yaşasın
In scenesevinçten bağırma
Hurrah! We won the game
Yaşasın! Maçı kazandık
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
bitmek
In scenesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
toplanmak
In scenebelirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
miting
bir düşünceyi desteklemek için yapılan büyük halk toplantısı
They held a rally to protest the new law
Yeni yasayı protesto etmek için bir miting düzenlediler
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
birleşmek
birini veya bir şeyi desteklemek için bir araya gelmek
The team decided to rally behind their captain
Takım kaptanlarının arkasında birleşmeye karar verdi
bölüm
In scenebir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
gerçekten
In sceneçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçek
hakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
yağmur ormanı
In sceneçok yağış alan tropikal bölgelerdeki yoğun orman
The Amazon is a huge rainforest
Amazon devasa bir yağmur ormanıdır
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
keşfetmek
In scenebir yer hakkında bilgi edinmek için orayı gezmek veya incelemek
We want to explore the city
Şehri keşfetmek istiyoruz
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
We need to explore this idea further
Bu fikri daha fazla incelememiz gerekiyor
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için gezmek
They want to explore the island
Adayı keşfetmek istiyorlar
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için seyahat etmek
They want to explore the forest
Ormanı keşfetmek istiyorlar
tek
In scenesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
In sceneevli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
şaşkın
aptal veya saçma davranan kimse
Don't be such a ding dong
Bu kadar şaşkın olma
pipi
erkek cinsel organı için kullanılan argo kelime
He used the word ding dong
Ding dong kelimesini kullandı
tip
bir kişi için kullanılan kayıt dışı ifade
Who is that ding dong
Şu tip kim
ding dong
bir zilin çıkardığı ses
The bell went ding dong
Zil ding dong diye çaldı
ding dong sesi
bir zilin çıkardığı ses
I heard the ding dong of the bell
Zilin ding dong sesini duydum
banyo
In scenetuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
tuvalet
tuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yanında
In scenebiriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
mühimmat
In scenesilahlar için kullanılan mermiler ve benzeri malzemeler
We need more ammo
Daha fazla mühimmata ihtiyacımız var
etkileyici
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
etkileyici
hayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
yaşlı kadın
yaşça büyük kadın
She is a kind old lady
O nazik yaşlı bir kadındır
yaşlı kadın
yaşı ilerlemiş kadın
The old lady smiled at me
Yaşlı kadın bana gülümsedi
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
alay etmek
biriyle alay ederek gülmek
Don't make fun of him
Onunla alay etme
dalga geçmek
biriyle şakacı veya kaba bir şekilde eğlenmek
They make fun of my hair
Saçımla dalga geçiyorlar
tercih etmek
In scenebir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tekrar tekrar
birçok kez, defalarca
I read the book over and over again
Kitabı tekrar tekrar okudum
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
makyaj
In scenegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
pislikçe davranış
In scenekaba veya aptalca davranış
I am tired of his douchery
Onun bu pislikçe davranışlarından bıktım
doğru
In scenehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
dünya
In sceneüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
In sceneinsanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
kardeş
In sceneyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
In scenebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
zıplamak
In scenebacakları kullanarak yerden yükselmek
The cat likes to jump
Kedi zıplamayı sever
saldırmak
aniden fiziksel saldırıda bulunmak
The thief jumped the victim
Hırsız kurbana saldırdı
başlangıç
bir şeyin en başı
It was the jump of a new era
Yeni bir çağın başlangıcıydı
takviye
bitmiş bir aküyü başka bir aküyle çalıştırmak
I need a jump for my car
Arabam için takviyeye ihtiyacım var
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
desteklemek
In scenebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
gündem
In sceneyapılacak işlerin listesi
What is on the docket for today
Bugünkü gündemde ne var
mektup
In scenebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harf
alfabedeki bir yazı işareti
There are 26 letters
26 harf var
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
şarap
In sceneüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
on
In scene10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
el bombası
In sceneelle atılan küçük bomba
The soldier threw a grenade
Asker bir el bombası attı
yemek
In sceneyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
kaşıntı
In scenekaşıma isteği uyandıran deri hissi
I have an itch on my leg
Bacağımda bir kaşıntı var
güçlü istek
bir şeyi yapma konusundaki yoğun arzu
He has an itch to explore
Keşfetme isteği var
kaşınmak
vücutta oluşan rahatsız edici bir his nedeniyle cildi ovalama ihtiyacı hissetmek
My arm itches because of the mosquito bite
Sivrisinek ısırığından dolayı kolum kaşınıyor
yatak odası
In sceneuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
zafer
In scenebir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
zafer
bir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar