

How I Met Your Mother — Season 3 Episode 16
Words & meanings
464 words
CEFR level
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
fahişe
In scenepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
fahişe
para karşılığı cinsel ilişki kuran kişi
She is a whore
O bir fahişe
fahişe
para karşılığında cinsel ilişkiye giren kimse
She worked as a whore
O fahişe olarak çalışıyordu
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
tişört
kısa kollu, gündelik bir üst giysi
I am wearing a white t-shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik gömlek
He bought a new t-shirt
Yeni bir tişört satın aldı
tişört
gündelik, kısa kollu bir gömlek
Do you have a blue t-shirt?
Mavi bir tişörtün var mı?
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik bir üst
This t-shirt is too big
Bu tişört çok büyük
tişört
yakasız ve kısa kollu günlük üst giysisi
I am wearing a white t shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
yemek
In sceneYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
harika olmak
In sceneçok iyi veya etkileyici olmak
You rock
Harikasın
sallamak
bir şeyi yavaşça ileri geri hareket ettirmek
She rocked the baby
Bebeği salladı
rock müzik
güçlü ritimli popüler müzik tarzı
I love rock music
Rock müziği severim
kaya
sert ve katı mineral madde
The rock is heavy
Kaya ağır
saçma
In sceneinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
yetersiz
ikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
kafe
In scenekahve ve hafif yemekler sunan küçük restoran
Let's go to the cafe
Kafeye gidelim
tek başına
In scenebaşka kimse olmadan
He traveled solo
Tek başına seyahat etti
gidiş
In scenebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
devam etmek
bir şeyi yapmaya ısrarla devam etmek
Keep the momentum going
Momentumun devam etmesini sağla
gerçekleşmek
ilerlemek veya meydana gelmek
How is the project going
Proje nasıl gidiyor
haline gelmek
bir durum veya koşul içine girmeye başlamak
He is going bald
O kel hale geliyor
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
bank
In sceneiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
tur
In scenebir etkinliğin veya aktivitenin bölümü veya aşaması
He reached the final round
Final turuna ulaştı
yuvarlak
daire şeklinde olan
The table is round
Masa yuvarlak
etrafında
dairesel bir yolda veya yönde
She walked round the park
Parkın etrafında yürüdü
tur
bir grup insan için alınan içkiler
It is my round
Bu tur benden
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
tanıştın mı
biriyle ilk kez bir araya gelmek
Have you met my brother?
Kardeşimle tanıştın mı?
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
yeniden düzenlemek
In scenebir şeyi tekrar düzenlemek
I need to reedit the video
Videoyu yeniden düzenlemem gerekiyor
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
oturmak
bir yerde bulunmak ve orada kalmak
He likes to sit in the sun
Güneşte oturmayı sever
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
ballad
In sceneyavaş veya romantik bir şarkı veya şiir
He sang a beautiful ballad
Güzel bir ballad söyledi
video
In scenehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
psikoloji
In scenezihin ve davranışların bilimsel olarak incelenmesi
She is studying psychology at university
Üniversitede psikoloji okuyor
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
davul
In sceneçubuklarla veya ellerle vurularak çalınan yuvarlak müzik aleti
He plays the drum
O davul çalıyor
varil
sıvıları saklamak için kullanılan büyük yuvarlak metal kap
The oil is in the drum
Yağ varilin içinde
kulak zarı
duymamızı sağlayan kulak içindeki zar
Loud music can damage your ear drum
Yüksek ses kulak zarınıza zarar verebilir
davul çalmak
müzik yapmak için davula vurmak
He likes to drum in his band
O grubunda davul çalmayı sever
kasaba
In sceneinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
davranışsal
In scenebir kişinin veya hayvanın davranışlarıyla ilgili olan
This is a behavioral issue
Bu davranışsal bir sorundur
geçici iş
In scenegeçici bir iş veya performans
He got a gig as a DJ
DJ olarak geçici bir iş buldu
sahne almak
özellikle ücretli bir iş olarak müzik performansı sergilemek
The band is going to gig at the club tonight
Grup bu gece kulüpte sahne alacak
konser
canlı müzik gösterisi
Did you enjoy the rock gig last night
Dün geceki rock konserini beğendin mi
ev
In sceneyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
gömlek
In scenevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
tepe
In scenebir şeyin en yüksek noktası
He is at the top of the mountain
Dağın tepesinde
üzerine eklemek
bir şeyin üst yüzeyine bir şey koymak
Top the cake with cream
Pastanın üzerine krema ekle
üst giysi
kıyafetin üst kısmı
I like your new top
Yeni üstünü sevdim
aşmak
daha iyi olmak veya geçmek
No one can top this record
Kimse bu rekoru aşamaz
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
çabalamak
In scenehızlı ve enerjik bir şekilde çalışmak
You have to hustle to succeed
Başarmak için çabalaman gerekir
hustle dansı
yetmişlerde popüler olan hızlı bir disko dansı
She learned the hustle at the club
Kulüpte hustle dansını öğrendi
dolandırmak
hile yoluyla birinden para almak
He tried to hustle the stranger
Yabancıyı dolandırmaya çalıştı
acele ettirmek
birini iterek veya hızlandırarak bir yere gitmeye zorlamak
The police hustled the suspect into the car
Polis şüpheliyi hızla arabaya bindirdi
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
Temmuz
In sceneYılın on iki ayından biri
July is a hot month
Temmuz sıcak bir aydır
evcilleştirmek
In scenevahşi bir hayvanı uysal ve güvenli hale getirmek
It is hard to tame a wild tiger
Vahşi bir kaplanı evcilleştirmek zordur
evcil
vahşi veya tehlikeli olmayan
That lion is surprisingly tame
O aslan şaşırtıcı derecede evcil
uzun
In scenesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
versiyon
In scenebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
içeri girmek
bir yerin içine girmek
Step into the room
Odaya gir
okul
In sceneçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
park
In sceneağaçların ve çimlerin olduğu kamusal alan
I go to the park
Parka giderim
park etmek
bir aracı bir yere bırakmak
Park the car here
Arabayı buraya park et
kurulmak
bir yere rahatça yerleşip oturmak
You can park yourself on the couch
Koltuğa kurulabilirsin
çok
In scenebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
bant
In sceneyapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
kaydetmek
In sceneses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaset
ses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
haber spikeri
In scenebir TV veya radyo programının ana sunucusu olmak
He anchors the evening news
Akşam haberlerini o sunuyor
çıpa
gemiyi sabit tutan ağır nesne
The ship dropped its anchor
Gemi çıpasını attı
sabitlemek
bir şeyi bulunduğu yere sıkıca bağlamak
The heavy shelf is anchored to the wall
Ağır raf duvara sabitlenmiş
dayanak
istikrar ve duygusal destek sağlayan kişi
She was my anchor during hard times
Zor zamanlarımda o benim dayanağımdı
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
yıldız
In sceneözellikle eğlence dünyasında tanınmış kişi
She is a movie star
O bir film yıldızı
başrol oynamak
In scenebir performansta başrol üstlenmek
He stars in the new play
Yeni oyunda başrol oynuyor
yıldızım
sizin için çok değerli olan kişi
You are my star
Sen benim yıldızımsın
yıldız
gökyüzünde ışık noktası şeklinde görünen devasa gaz kütlesi
The stars are bright tonight
Yıldızlar bu gece çok parlak
tez
In sceneüniversite derecesi için yazılan uzun akademik çalışma
She is writing her dissertation
Tezini yazıyor
sinirsel
In scenesinir sistemiyle ilgili
The neural network is complex
Sinir ağı karmaşıktır
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
tren
In sceneraylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
eğitmek
bir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
gitti
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
gitti
belirli bir şekilde gelişmek veya sonuçlanmak
The meeting went well
Toplantı iyi gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
parça
In scenebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
her ne zaman
In sceneherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
ustalıkla yapılmış
büyük bir beceriyle yapılmış
The chair is well crafted
Sandalye ustalıkla yapılmış
titizlikle yapılmış
büyük bir beceri ve özenle yapılmış
This is a well crafted story
Bu titizlikle hazırlanmış bir hikaye
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
sevmek
In scenebir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
kazmak
toprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
delicesine
In sceneçok güçlü veya aşırı bir şekilde
They are madly in love
Birbirlerine delicesine aşıklar
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
bulmak
bir fikir veya çözüm üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
fıkra
In scenesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?