

How I Met Your Mother — Season 5 Episode 4
Words & meanings
564 words
CEFR level
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
etkinlik
In sceneplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
suçluluk duygusu
In scenekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
problem
In scenezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
tüvit
In scenepürüzlü bir yünlü kumaş
He wore a tweed jacket
Tüvit bir ceket giydi
sol
In scenesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
In scenebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
şık
In scenestil sahibi ve yüksek kaliteli
She looks very classy in that dress
O elbisenin içinde çok şık görünüyor
iri göğüslü
In scenegöğüsleri büyük olan
She is a busty woman
O, iri göğüslü bir kadın
tıklatmak
In scenebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
partner
In scenebir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
fark etmek
In scenebirini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
yer
belirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
moo shu domuz eti
didilmiş et ve sebzelerle yapılan bir Çin yemeği
I want to try moo shu pork
Moo shu domuz etini denemek istiyorum
metro
In sceneyer altından giden tren hattı
I go to work by subway
İşe metro ile giderim
metro
yer altından giden tren sistemi
I took the subway to work
İşe gitmek için metroya bindim
berbat
In sceneçok kötü veya kalitesiz
This is a crappy movie
Bu berbat bir film
berbat
çok düşük kalitede olan
The service at that restaurant was crappy
O restorandaki servis berbattı
uygulama
In scenetelefon veya bilgisayarda kullanılan program
I downloaded a new app
Yeni bir uygulama indirdim
uygulama
telefon veya bilgisayarda kullanılan bir program
I downloaded a new app
Yeni bir uygulama indirdim
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
belki
In scenemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
tüm gün
günün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
sistem
In scenebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
cinsiyetsiz
In scenecinsel aktivitesi veya arzusu olmayan
They have a sexless marriage
Cinsel yaşamı olmayan bir evlilikleri var
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
halka açık
In sceneherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
çift gibi
In scenebir çift arasındaki sevgiyi gösteren
They are being so coupley today
Bugün çok çift gibi davranıyorlar
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
ücretsiz
In scenebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
In scenekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
flört etmek
In sceneRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
randevulaşma
Romantik amaçla insanlarla tanışma etkinliği
Online dating is very popular now
Çevrimiçi randevulaşma artık çok popüler
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
gaz lambası
In scenegaz yakan lamba
The old house had a gaslight
Eski evde bir gaz lambası vardı
manipüle etmek
birinin kendi hafızasından veya algısından şüphe etmesini sağlamak
He tried to gaslight her
Onu manipüle etmeye çalıştı
çift randevusu
iki çiftin birlikte çıktığı randevu
We are going on a double date tonight
Bu gece çift randevusuna çıkıyoruz
çift randevusu
iki çiftin birlikte katıldığı sosyal etkinlik
They planned a double date for Friday
Cuma günü için bir çift randevusu planladılar
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
canını yakmak
In scenebirine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
tekstil
In sceneipliklerin dokunmasıyla oluşturulan malzeme
The city is famous for its textile industry
Şehir tekstil endüstrisiyle ünlüdür
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yemek
In sceneYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
In sceneBesinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
termal iç çamaşırı
soğuk havalarda kıyafetlerin altına giyilen sıcak tutan iç çamaşırı
He wore long johns under his pants
Pantolonunun altına termal iç çamaşırı giydi
krem brûle
sert karamel tabakalı tatlı bir krema
I love crème brûlée
Krem brûleyi çok severim
siyah
In sceneen koyu renk
I have a black cat
Siyah bir kedim var
telefon
In sceneuzaktaki biriyle konuşmak için kullanılan cihaz
I have a new telephone
Yeni bir telefonum var
atla çekilen
atlar tarafından çekilen
They rode in a horse-drawn carriage
Atla çekilen bir arabaya bindiler
zar zor
In sceneçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
geçici olarak kalmak
In scenegeçici olarak bir yerde uyumak
Can I crash at your place
Sende kalabilir miyim
davetsiz katılmak
davet edilmeden bir etkinliğe gitmek
I decided to crash the party
Partiye davetsiz gitmeye karar verdim
çarpmak
bir şeye sertçe çarpmak
The car crashed into a tree
Araba bir ağaca çarptı
gürültü çıkarmak
aniden yüksek bir ses çıkarmak
The plates crashed to the floor
Tabaklar gürültüyle yere düştü
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
görmezden gelmek
In scenebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
bu yüzden
In scenebu sebeple
Thus, we stayed home
Bu yüzden evde kaldık
kırık
In scenehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
miyavlamak
In scenekedi sesi çıkarmak
The cat began to meow
Kedi miyavlamaya başladı
miyav
kedinin çıkardığı ses
I heard a soft meow
Hafif bir miyav duydum
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
özellikle
In scenediğerlerinden daha fazla veya çok
I love fruit, especially apples
Meyveleri severim, özellikle elmaları
farklı
In sceneaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
oturmak
bir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
uzaylı
In scenebaşka bir gezegenden gelen varlık
The alien comes from Mars
Uzaylı Mars'tan geliyor
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
gelincik
In sceneavcılık için kullanılan küçük evcil bir hayvan
The ferret is very playful
Gelincik çok oyuncudur
gelincik
uzun gövdeli ve kısa bacaklı küçük bir hayvan türü
She keeps a pet ferret in a cage
Kafesinde evcil bir gelincik besliyor
bot
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
suda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
mahvetmek
In scenebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
sıcak
In sceneyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
In sceneşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
soğukkanlı
acıma veya merhamet göstermeyen
He committed a cold blooded crime
Soğukkanlı bir suç işledi
duygusuz
hiçbir duygu veya acıma göstermeyen
She is cold blooded
O duygusuzdur
acımasız
acıma duygusu olmayan
He is a cold blooded killer
O acımasız bir katil
soğukkanlı
vücut ısısı çevresine göre değişen
Snakes are cold blooded animals
Yılanlar soğukkanlı hayvanlardır
mantıklı
In scenemakul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
hissetmek
zihin veya duygularla bir şeyi fark etmek
I can sense the danger
Tehlikeyi hissedebiliyorum
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissiyat
güçlü bir duygu
He had a sense of relief
Bir rahatlama hissi vardı
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet