

How I Met Your Mother — Season 8 Episode 7
Words & meanings
584 words
CEFR level
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
dâhilik
In sceneüstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dâhi
üstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
dahi
olağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
asalet
In sceneşık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
In scenebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
iş
In scenepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
borç
In sceneödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
meme
In scenekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
kolay kanayan kişi
In scenekolayca kanayan kimse
He is a bleeder
O kolay kanayan biridir
kanayan yer
kanayan bölge veya parça
The nurse found the bleeder
Hemşire kanayan yeri buldu
yedi fit
yedi fitlik uzunluk
The wall is seven foot high
Duvar yedi fit yüksekliğinde
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kadro azaltmak
In sceneişten çıkarmalar yoluyla bir şirketi küçültmek
The company decided to downsize
Şirket kadro azaltmaya karar verdi
küçültmek
bir şeyi boyut veya miktar olarak daha az hale getirmek
The company decided to downsize its staff
Şirket personelini küçültmeye karar verdi
küçülme
bir şeyi daha küçük hale getirme eylemi
The company announced a major downsize
Şirket büyük bir küçülme duyurdu
garanti etmek
In scenebir şeyin gerçekleşeceğine dair söz vermek
I guarantee you will love this movie
Bu filmi seveceğinizi garanti ederim
kürk
In scenebir hayvanın derisini kaplayan yumuşak tüy
The cat has soft fur
Kedinin yumuşak kürkü var
karışım
In scenefarklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karıştırmak
In scenefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
dünya
In sceneüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
öncelikle
her şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
astrolog
In sceneyıldızları ve gezegenleri inceleyen kişi
She is a professional astrologist
O profesyonel bir astrologdur
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
patlamış mısır
In sceneısıtılmış mısır tanelerinin patlamasıyla oluşan yiyecek
I love eating popcorn
Patlamış mısır yemeyi severim
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
depresyon
In sceneçok mutsuz hissetme hali
I feel depresh today
Bugün kendimi depresif hissediyorum
eleman
In scenebir erkek veya erkek çocuk için kullanılan gayriresmi kelime
He is a funny fella
O komik bir eleman
adam
bir erkek için kullanılan gayriresmi kelime
That fella is my boss
Şu adam benim patronum
ertesi gün
mevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
son
In scenebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
In scenebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
cep
In sceneeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
eş
In sceneevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
kostüm
In scenebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
displazi
In scenehücrelerin veya dokuların anormal gelişimi
The doctor found dysplasia in the tissue
Doktor dokuda displazi tespit etti
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
blöf yapmak
In sceneolduğundan daha güçlü veya kendinden emin görünmeye çalışmak
He is just bluffing
O sadece blöf yapıyor
uçurum
deniz veya nehir kenarındaki dik yamaç
The path goes along the edge of the bluff
Yol uçurumun kenarı boyunca ilerliyor
blöf yapmak
kandırmak için yalan söylemek
He is just bluffing about his cards
Elindeki kartlar hakkında sadece blöf yapıyor
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
beton
In sceneçimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
beton
bina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
somut
belirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
etrafı yoklamak
gizlice bilgi aramaya çalışmak
He started to sniff around for more information
Daha fazla bilgi için etrafı yoklamaya başladı
acımak
birinin yaşadığı zorluklar karşısında üzüntü duymak
He took pity on the poor man
Zavallı adama acıdı
penis
In sceneerkek üreme organı
The penis is part of the reproductive system
Penis, üreme sisteminin bir parçasıdır
penis
erkek cinsel organı
The doctor examined the penis
Doktor penisi muayene etti
penis
erkek cinsel organı
The penis is a male reproductive organ
Penis bir erkek üreme organıdır
her nerede
In sceneherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
her nereye
herhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
mahvetmek
In scenebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
kulüp
In sceneortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
her şey
In sceneher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
ulus
In scenetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
sapık
In scenegarip cinsel davranışları olan kişi için kullanılan argo bir sözcük
He is such a perv
O tam bir sapık
sapık
cinsel açıdan uygunsuz davranan kimse
He acts like a total perv
Tam bir sapık gibi davranıyor
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
yer
In scenebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
geri adım atmak
In scenebir görüşten veya karardan vazgeçmek
He started to backpedal after the criticism
Eleştirilerden sonra geri adım atmaya başladı
karşıya
In scenebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
ödül
In sceneiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
meydan okumak
In scenebirini yarışmaya veya mücadeleye davet etmek
I challenge you to a race
Sana meydan okuyorum
zorluk
yapılması çaba gerektiren zor iş
Learning a language is a challenge
Dil öğrenmek bir zorluktur
ayağını vurmak
In sceneayağını sertçe yere basmak
He stamped his foot
Ayağını yere vurdu
damga
In scenebir deseni basmak için kullanılan araç veya iz
He put a stamp on the paper
Kağıda bir damga bastı
pul
In sceneposta ücretini ödemek için kullanılan küçük kağıt
I need a stamp for the letter
Mektup için bir pula ihtiyacım var
damgalamak
bir yüzeye işaret veya şekil basmak
She stamped the document with the official seal
Belgeyi resmi mühürle damgaladı
tutunmak
bir şeyi elle kavramak veya tutmak
Hold on to the rail
Korkuluğa tutun
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
muhafaza etmek
elden çıkarmamak
She needs to hold on to her position
Pozisyonunu muhafaza etmesi gerekiyor
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
güvenilmez
In scenegüvenilmeyen veya tutarsız olan
He is very flaky
O çok güvenilmezdir
testisler
In sceneerkek vücudundaki iki yuvarlak organ
He was hit in the balls
Testislerine darbe aldı
cesaret
cesaret veya özgüven
He has the balls to do it
Bunu yapacak cesareti var
toplar
yuvarlak nesneler
The kids are playing with balls
Çocuklar toplarla oynuyor
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
minnettarlık
In sceneteşekkür etme duygusu
I want to express my gratitude
Minnettarlığımı ifade etmek istiyorum
kaban
In scenediğer kıyafetlerin üzerine giyilen uzun dış giysi
This coat is very long
Bu kaban çok uzun
palto
sıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
kaban
soğuk havalarda vücudu sıcak tutmak için giyilen üst giysi
Put on your coat before going outside
Dışarı çıkmadan önce kabanını giy
tozunu attırmak
birini yenmek veya çok başarılı olmak
Our team is going to kick ass tonight
Takımımız bu gece tozunu attıracak
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That new movie was kick ass
Şu yeni film müthişti
ezip geçmek
bir yarışmada veya kavgada rakibi yenmek
We are going to kick ass in the match
Maçta rakiplerimizi ezip geçeceğiz
müthiş
çok etkileyici veya harika olan
That is a kick ass guitar
Bu müthiş bir gitar
yaşlı biri
In sceneyaşlı kişi
He is a bit of an oldie
O biraz yaşlı biri
Eski popüler şarkı
Geçmişten gelen popüler bir şarkı
They played an oldie on the radio
Radyoda eski bir şarkı çaldılar
kanun
In scenehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın