

Person Of Interest — Season 1 Episode 1
Words & meanings
694 words
CEFR level
sır
In scenebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
yapman lazım
In scenebir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
yapman lazım
bir şeyi yapmanın zorunlu olması
You gotta see this movie
Bu filmi görmen lazım
temsil etmek
In scenebir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
temsil etmek
biri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
hırdavat
In scenebir şeyleri yapmak veya onarmak için kullanılan araç gereçler
I bought some hardware at the store
Mağazadan bazı hırdavat malzemeleri aldım
peşinden koşmak
In scenebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
devasa
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
kutu
In scenedüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
zorlamak
In scenebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
kaçmak
In scenetehlikeden kurtulmak için koşarak uzaklaşmak
Run for your life
Canını kurtarmak için kaç
yetişmeye çalışmak
koşarak bir şeye yetişmek
Run for the bus
Otobüse yetişmek için koş
aday olmak
siyasi bir göreve seçilmeye çalışmak
She decided to run for mayor
Belediye başkanlığına aday olmaya karar verdi
koşmak
bir şeye ulaşmak veya yakalamak için o yöne doğru hızla gitmek
I had to run for the bus
Otobüse yetişmek için koşmam gerekti
aday olmak
siyasi bir pozisyon için seçimde yarışmak
She decided to run for office
Göreve aday olmaya karar verdi
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
In sceneinsanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
In scenebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
niyet etmek
In scenebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
araştırmak
In scenebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
ciddi
In scenedikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
mafya
In sceneorganize suç işleyen bir grup insan
He was involved with the mob
Mafya ile bağlantısı vardı
kalabalık
büyük bir insan grubu
The mob gathered in the street
Kalabalık sokakta toplandı
Mafya
organize olmuş suçlular grubu
The mob controls the illegal businesses in the city
Mafya şehirdeki yasa dışı işleri kontrol ediyor
çözmek
In scenedüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
sıyrılmak
In scenebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
kaytarmak
bir görevden veya sorumluluktan kaçınmak
He tried to get out of doing his homework
Ödevini yapmaktan kaytarmaya çalıştı
faydalanmak
bir deneyimden değer veya bilgi elde etmek
What did you get out of the meeting
Toplantıdan ne faydalandın
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dışarıya gitmek
He tried to get out of the car
Arabadan çıkmaya çalıştı
zor durumda kalmak
başa çıkılamayacak bir duruma düşmek
I think I am getting out of my depth
Sanırım boyumu aşan bir duruma düşüyorum
sadık
In scenebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
yer
In scenebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
sürmek
In scenebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
hak edilmiş
genellikle ceza olarak kazanılmış olan şey
He had it coming
Bunu hak etmişti
koruma
In scenebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
sosyal güvenlik
In sceneemekli engelli veya işsiz vatandaşlara mali destek sunan devlet programı
Social security helps people in their retirement
Sosyal güvenlik insanlara emeklilik dönemlerinde yardımcı olur
sosyal güvence
devletin ihtiyaç sahiplerine sağladığı mali yardım sistemi
The government provides social security for the unemployed
Devlet işsizler için sosyal güvence sağlar
yoğun bir şekilde
In scenebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
elde etmeye çalışmak
In scenebir şeyi kazanmak için çaba göstermek
He is trying for a promotion
O bir terfi almak için çabalıyor
çabalamak
bir şeyi elde etmek veya başarmak için gayret göstermek
He will try for the gold medal
O altın madalya için çabalayacak
yargılamak
birini bir suç nedeniyle mahkemede hakim karşısına çıkarmak
They will try him for the robbery
Onu soygun suçundan dolayı yargılayacaklar
çıkmak
In scenebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
dikkat et
In scenetehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the car
Arabaya dikkat et
göz kulak olmak
birinin veya bir şeyin güvende olduğundan emin olmak için dikkat etmek
Please watch out for the kids
Lütfen çocuklara göz kulak ol
bir tür
In scenebenzer özelliklere sahip bir grup
This is some kind of plant
Bu bir tür bitki
dışarı
In sceneiçinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den yapılmış
bir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
yazlık
In scenetatillerde kullanılan ev
We go to our summer house every July
Her temmuz ayında yazlığımıza gideriz
yıllık
In sceneyılda bir kez olan
We have an annual meeting
Yıllık bir toplantımız var
sorunlu
In scenesorun veya sıkıntı yaratan
This situation is quite problematic
Bu durum oldukça sorunlu
parça
In scenebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
ülke çapında
In scenetüm ülkeyi kapsayan
There is a nationwide search for the missing child
Kayıp çocuk için ülke çapında bir arama var
mülakat yapmak
In sceneresmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
soru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
sorgulama
In scenebirine resmi olarak soru sorma eylemi
The police continued their questioning for hours
Polis saatlerce sorgulamaya devam etti
kuşku duyma
bir şeyin doğruluğundan şüphe etme
He is questioning the results of the test
Testin sonuçları hakkında kuşku duyuyor
soru sorma
bilgi edinmek amacıyla soru sorma eylemi
Her constant questioning was becoming annoying
Sürekli soru sorması can sıkıcı olmaya başladı
sorgu
bilgi almak için yapılan resmi görüşme
The police started the questioning of the witness
Polis tanığın sorgusuna başladı
borç
In sceneödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
dahil
In scenebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
telefon
In sceneuzaktaki biriyle konuşmak için kullanılan cihaz
I have a new telephone
Yeni bir telefonum var
suçu üstlenmek
In scenebir suçun veya hatanın sorumluluğunu üzerine almak
He decided to take the fall for his friend
Arkadaşı için suçu üstlenmeye karar verdi
suçu üstlenmek
Başkası yerine cezayı kabul etmek
He decided to take the fall for his friend
Arkadaşı için suçu üstlenmeye karar verdi
sakat bırakmak
In scenebirini normal şekilde hareket edemez veya işlev göremez hale getirmek
The injury could cripple him for life
Yaralanma onu ömür boyu sakat bırakabilir
dosya
In scenebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
stresli
In sceneendişeli veya baskı altında hissetmek
I feel stressed about my exams
Sınavlarım hakkında stresli hissediyorum
stresli
endişe veya baskı hissi
He feels very stressed at work
İş yerinde çok stresli hissediyor
stresli
zor durumlardan kaynaklanan endişe veya zihinsel gerginlik
She feels stressed because of her exams
Sınavları yüzünden kendini stresli hissediyor
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
haber vermek
In scenebirine bilgi göndermek veya bildirmek
Please get word to him as soon as possible
Lütfen ona mümkün olan en kısa sürede haber verin
tam burada
In scenetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
shot
In sceneküçük bir bardakta sunulan sert içki
He ordered a tequila shooter
Bir tekila shot istedi
ateş eden kişi
silahla ateş eden kimse
The police caught the shooter
Polis, ateş eden kişiyi yakaladı
atıcı
bir şeyi fırlatan mekanizma
This toy is a ball shooter
Bu oyuncak bir top atıcıdır
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
saymak
In scenebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
In scenebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
istiridye
In scenesert kabuklu ve yenilebilen bir deniz hayvanı
I love eating oysters
İstiridye yemeyi severim
düşünür
In scenebir konu hakkında görüş sahibi olmak
He thinks this is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor
düşünmek
bir şeyin doğru olduğuna dair görüşe sahip olmak
He thinks the test is easy
O testin kolay olduğunu düşünüyor
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
hükümet
In scenebir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
yönetim
In scenebir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
üzerinde yaşamak
In scenebir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
yaşamaya devam etmek
bir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
geçinmek
hayatta kalmak için belirli bir yiyecek veya para miktarıyla yaşamak
They live on bread and water
Onlar ekmek ve suyla geçiniyorlar
canlı yayın
internet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
adres
In scenebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
geçen yıl
In sceneiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
özellikle
In sceneaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
hafta sonu tatili
In sceneCuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hafta sonu
cumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
kolay
In sceneyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
sonuçta
In sceneher şey göz önüne alındığında
At the end of the day we are all friends
Sonuçta hepimiz arkadaşız
elde etmek
In scenebir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
kısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
ilgili olmak
In scenebelirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
In scenesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
önce
In sceneşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
aramak
In scenebir şeyi veya birini bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
çok
In scenebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
baş aşağı
üst kısmı alt kısma gelecek şekilde döndürülmüş
The painting is upside down
Tablo baş aşağı duruyor
değerinden fazla borçlu
bir malın piyasa değerinden daha fazla borca sahip olma durumu
They are upside-down on their home loan
Ev kredilerinde değerinden fazla borçları var
kiralık katil
In scenebirini öldürmesi için para ödenen kimse
The police arrested the hit man
Polis kiralık katili tutukladı
kayıp
In scenebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
kariyer
In scenezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
var olmak
In scenegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
beklemek
In scenekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
In scenebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı