

Person Of Interest — Season 1 Episode 6
Words & meanings
658 words
CEFR level
faili meçhul dava
In sceneçözülememiş bir suç soruşturması
The police reopened the cold case after finding new evidence
Polis yeni kanıtlar bulduktan sonra faili meçhul dosyayı tekrar açtı
kariyer
In scenezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
üst yönetim
In scenebir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler grubu
Senior management made a final decision
Üst yönetim nihai bir karar verdi
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
sohbet
In scenekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
In scenebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
durum
bir şey olma ihtimaline karşı hazırlık
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağması ihtimaline karşı bir şemsiye al
beklemek
In scenekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
kadın garson
In scenerestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
garson
restoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought our food
Garson yemeğimizi getirdi
dayanmak
In scenezor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
geciktirmek
birinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
anlamak
In scenebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
azarlanmak
başı dertte olmak ve ceza almak üzere olmak
You will get it when your father comes home
Baban eve geldiğinde azarlanacaksın
kilit
In scenekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
tehdit
In scenezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
uzak durmak
In scenebir yerden veya bir durumdan uzak durmak
Please stay out of my room
Lütfen odama girme
denetlemek
In scenebir işin veya grubun yürütülmesini kontrol etmek
She will oversee the new project
Yeni projeyi denetleyecek
denetlemek
bir işin yürütülmesini gözetmek ve yönetmek
She will oversee the project
Projeyi o denetleyecek
niyet
In sceneyapmak veya başarmak istenen şey
My intention is to learn English
Niyetim İngilizce öğrenmek
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
bir şey
In scenetek bir neden veya örnek vermek için kullanılır
One thing I like about this house is the garden
Bu evle ilgili sevdiğim bir şey bahçesidir
ikram etmek
In scenebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
yıllar
In sceneçok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yıl
12 ay veya 365 gün süren zaman birimi
They have been working here for two years
Burada iki yıldır çalışıyorlar
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
zaman
bir zaman uzunluğu
It took many years
Çok yıllar aldı
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
insancıl
In scenebaşkalarına karşı nazik ve şefkatli davranan
They wanted a more humane way to treat prisoners
Mahkumlara daha insancıl bir şekilde davranmak istediler
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
orijinal
In scenebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
asıl
bir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
durma
In scenebir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
tutuklamak
birini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
tam burada
In scenetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
benzemek
In scenebir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
cehennem
In sceneöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
In scenebir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
rica etmek
bir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
başı dertte
In scenekötü veya tehlikeli bir durumda olma
The boy is in trouble for breaking the window
Çocuk pencereyi kırdığı için başı dertte
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
tahmin etmek
In scenekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
izini sürüp bulmak
In scenebirini veya bir şeyi arayarak bulmak
I finally tracked down the book
Sonunda kitabın izini sürüp buldum
izini bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
The police tracked down the thief
Polis hırsızın izini buldu
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
-e kadar
In scenebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
-e bağlı
birinin seçimi veya sorumluluğunda olmak
It is up to you
Bu sana bağlı
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
bir işle meşgul
bir şey ile ilgilenmek veya yapmak
You are up to something
Bir şeyler karıştırıyorsun
kadar
bir yöne veya noktaya doğru
The cat ran up to the door
Kedi kapıya kadar koştu
kararına kalmış
birinin kararına bağlı olma durumu
It is up to you to decide
Karar vermek sana kalmış
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
iyileştirmek
In scenebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
iyileşmek
tekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
migren
In scenebaşta hissedilen çok şiddetli ağrı
I have a migraine
Migrenim var
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
veri
In sceneanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
müdavim
In scenebir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
normal
alışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
sıradan
her zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
normal
her zamanki gibi olan veya standart
He has a regular job
Onun normal bir işi var
varış noktası
In scenebirinin gittiği yer
We reached our destination
Varış noktamıza ulaştık
varış noktası
birinin veya bir şeyin gitmekte olduğu yer
Our final destination is Paris
Son varış noktamız Paris
dosya
In scenebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
niyetlenmek
In scenebir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
pusu kurmak
In scenebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
gerekli
In sceneyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
siyasetçi
In scenehükümette çalışan kişi
He is a famous politician
O ünlü bir siyasetçidir
erişim
In scenebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
resmen
In sceneresmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
durum
In scenebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
milyon
In scenebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
vakit
In scenebir işin yapıldığı an
We had good times together
Birlikte iyi vakit geçirdik
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
gazete
düzenli olarak yayımlanan haber bülteni
I read the local times every morning
Her sabah yerel gazeteyi okurum
çarpı
matematiksel çarpma işleminde kullanılan ifade
Two times two is four
İki çarpı iki dörttür
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
zor
In sceneyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
In sceneçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
hasta
In scenekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
duymak
In scenebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
parça
In scenebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
zar zor
In sceneçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
In sceneiki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
telefon görüşmesi
In scenetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
çok
In scenebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
fotoğraf
In scenekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
ağ
In scenebirbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
yayın ağı
programları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
sonunda
In sceneuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
sağlıklı
In scenegüçlü ve başarılı durumda olan
The business is healthy
İşletme sağlıklı durumda
sağlığa yararlı
fiziksel sağlığa faydalı olan
Eat healthy food to stay fit
Formda kalmak için sağlıklı yiyecekler ye
sağlıklı
iyi bir sağlık durumuna sahip olma
She is a healthy person
O sağlıklı bir insan
sağlıklı
sağlığa yararlı
Eating fruit is a healthy choice
Meyve yemek sağlıklı bir seçimdir
sağlıklı
bedensel olarak güçlü ve zinde
Eating vegetables makes you healthy
Sebze yemek sizi sağlıklı yapar
daire
In scenedaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
In scenedaha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
biliyorsun
In scenedinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
In scenekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
versiyon
In scenebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
seçenek
In sceneyapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
olasılık
gerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
yemeğe çıkarmak
In scenebirini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
dışarı çıkarmak
birini sosyal bir amaçla veya randevuya götürmek
He wants to take out his girlfriend tonight
O bu gece kız arkadaşını dışarı çıkarmak istiyor
kredi çekmek
bankadan geri ödenmesi gereken borç para almak
I had to take out a loan for college
Üniversite için kredi çekmek zorunda kaldım
hemen
In scenebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
problem
In scenezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
kelepçelemek
In scenebirini kelepçe takarak bağlamak
The police had to cuff the suspect
Polis şüpheliyi kelepçelemek zorunda kaldı
tokatlamak
açık elle hafifçe vurmak
He cuffed the boy
Çocuğa tokat attı
kelepçe
bileğe takılan kısıtlayıcı bant
The police used cuffs
Polis kelepçe kullandı
manşet
kol ucunun bileği saran kısmı
My cuff is torn
Manşetim yırtık
tuvalet
In scenetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta