

Person Of Interest — Season 1 Episode 10
Words & meanings
590 words
CEFR level
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
In scenebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
yelek
In scenegömlek üzerine giyilen kolsuz giysi
He wore a black vest
Siyah bir yelek giydi
yetki vermek
birine resmi bir güç veya hak tanımak
The power is vested in the president
Yetki başkana verilmiştir
park etmek
In scenebir taşıtı belirli bir yere bırakmak
I am parking the car
Arabayı park ediyorum
otopark
araçların geçici olarak bırakıldığı yer
Is there a parking nearby
Yakınlarda bir otopark var mı
otopark
araçların bırakıldığı yer
This parking is full
Bu otopark dolu
aktarmak
In scenebir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
I need to transfer the files to my laptop
Dosyaları dizüstü bilgisayarıma aktarmam gerekiyor
aktarma bileti
otobüs değiştirmenize izin veren belge
I used my transfer to change buses
Otobüs değiştirmek için aktarma biletimi kullandım
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
-medikçe
In scenebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
ateşli silah
In scenemermi atan silah
He owns a firearm
Onun bir ateşli silahı var
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
pervasız
In scenetehlikeleri veya sonuçları önemsemeyen
He is a reckless driver
O pervasız bir sürücüdür
alan
In scenebir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
alan
bir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
çekmek
In scenebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
yakın
uzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
rağmen
In scenebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
sonunda varmak
In scenenihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
sonunda varmak
sonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
adi herif
In scenesevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
pislik
kötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
In scenebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
dahil olmak
In scenebir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
girmek
bir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
miras kalmak
birinin vefatıyla mal veya paranın birine geçmesi
She came into a fortune after her grandfather died
Dedesi öldükten sonra ona büyük bir servet miras kaldı
miras kalmak
bir şeye beklenmedik şekilde sahip olmak
She came into a large fortune
Ona büyük bir servet kaldı
girmek
bir duruma geçmeye başlamak
The flowers came into bloom in spring
Çiçekler ilkbaharda açmaya başladı
memnun
In scenememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
milyon
In scenebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
göğüs
In sceneboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
işaret
In scenebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
ait olmak
In scenebirinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
üye olmak
bir gruba veya topluluğa dahil olmak
She belongs to a sports club
O bir spor kulübüne üye
ait olmak
bir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
söyledi
In scenebir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
In scenedaha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
koşarak yaklaşmak
In scenebir yere hızla hareket etmek
The child ran up to his mother
Çocuk annesine doğru koştu
borç biriktirmek
bir borcun veya faturanın artmasına neden olmak
He ran up a huge bill at the hotel
Otelde yüklü bir fatura biriktirdi
hızlanma koşusu
bir atlama veya atıştan önce hız kazanmak için yapılan kısa koşu
The athlete took a short run up before the jump
Atlet atlamadan önce kısa bir hızlanma koşusu yaptı
hazırlık dönemi
önemli bir olaydan önceki hazırlık süresi
There is excitement in the run up to the election
Seçim öncesindeki hazırlık döneminde büyük bir heyecan var
hazırlık dönemi
bir olaydan önceki zaman dilimi
He was busy in the run-up to the concert
Konser öncesindeki hazırlık döneminde meşguldü
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
düzine
In sceneon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
örmek
In sceneyün ve şiş kullanarak bir şey yapmak
My grandmother likes to knit
Büyükannem örmeyi sever
en iyi arkadaş
In sceneen çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
çok yakın bir dost
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en yakın arkadaş
diğer herkesten daha çok sevdiğiniz kişi
She is my best friend
O benim en yakın arkadaşım
silahlandırmak
In scenebirini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
birine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
fırlatmak
In scenebir silahtan mermi veya nesne göndermek
The archer will shoot the arrow
Okçu oku fırlatacak
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
tüh
şaşkınlık veya hayal kırıklığı ifade eden hafif bir kelime
Oh shoot I forgot my keys
Tüh anahtarlarımı unuttum
plaka
In scenearaçların üzerine takılan ve kimliğini belirten numaralı metal levha
The license plate is new
Plaka yeni
de
In sceneolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
In sceneolumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
yol
In scenehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
Wall Street
In sceneNew York şehrinin finans merkezi
The stock market is based on Wall Street
Borsa Wall Street'te yer alıyor
mevcut olmak
In scenebelirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
içeri girmek
In scenebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
girmek
bir binaya veya odaya dışarıdan içeriye doğru ilerlemek
Please come in and sit down
Lütfen içeri girin ve oturun
devreye girmek
birinin veya bir şeyin yerine geçmek
A new manager will come in next month
Gelecek ay yeni bir müdür devreye girecek
moda olmak
bir şeyin aniden popüler hale gelmesi
Long skirts are coming in again
Uzun etekler tekrar moda oluyor
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
göre
In scenebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
göre
birinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
göre
birinden veya kaynaktan alınan bilgiye dayanarak
According to the news it will rain
Haberlere göre yağmur yağacak
kendi isteğine göre
birinin kendi tercihine bağlı olarak
He worked according to his own choice
Kendi isteğine göre çalıştı
içerik akışı
In scenesürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
hayvanlar için verilen yiyecek
The farmer gave some feed to the cows
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
beslemek
bir canlıyı düzenli olarak yedirmek
It is time to feed the cat
Kediyi besleme zamanı
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
showroom
In sceneürünlerin sergilendiği geniş oda
They have a large showroom
Büyük bir showroomları var
bomba
In scenepatlayan bir silah
The bomb exploded
Bomba patladı
harika
çok iyi veya etkileyici
This new song is the bomb
Bu yeni şarkı harika
bomba haber
şaşırtıcı bir bilgi
She dropped a bomb
Bomba bir haber verdi
harika
çok iyi veya etkileyici olan
The party was bomb
Parti harikaydı
bir şekilde
In scenenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
blogosfer
In sceneinternetteki blogların ve blog yazarlarının oluşturduğu dünya
The news spread quickly through the blogosphere
Haber blogosferde hızla yayıldı
uğruna
In scenebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
gizli plan yapmak
In scenegizlice bir plan hazırlamak
They plotted to overthrow the king
Kralı devirmek için gizli plan yaptılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
mezar yeri
mezarlıkta defin için ayrılmış küçük toprak parçası
They bought a plot in the cemetery
Mezarlıkta bir mezar yeri satın aldılar
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
terk etmek
In scenearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
izin almak
In scenebelirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
araştırmak
In scenebir durumun veya olayın iç yüzünü öğrenmeye çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
araştırmak
bir şeyin gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
külot
In scenekadınlar veya kız çocukları için bir iç çamaşırı
She bought new panties
Yeni külotlar aldı
külot
kadınların alt kısma giydiği iç çamaşırı
She bought new panties
Yeni külot satın aldı
müdahale etmek
In scenebir durumu değiştirmek için olaya dahil olmak
The police had to intervene
Polisin müdahale etmesi gerekti
müdahale etmek
bir durumu değiştirmek için olaylara dahil olmak
The police had to intervene in the fight
Polis kavgaya müdahale etmek zorunda kaldı
koruma
In scenebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
kurtarma
birini veya bir şeyi tehlikeden kurtarma eylemi
The saving of the cat was a brave act
Kedinin kurtarılması cesur bir davranıştı
temsilci
In scenebaşka bir kişi veya grup adına hareket eden kişi
He is a sales representative
O bir satış temsilcisi
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
In scenebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
başa çıkmak
In scenebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
can kaybı
In scenekaza veya şiddet nedeniyle meydana gelen ölüm
There were no fatalities in the accident
Kazada can kaybı yaşanmadı
ne halt
In scenebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
umursamak
In scenebir şeyi önemsemek veya dert etmek
I do not give a damn about it
Bunu hiç umursamıyorum
Sorun değil
In sceneteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ayrılmak
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
In scenebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
kaza
In scenebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
güvenilir
In sceneinanılabilir ve dürüst olan
He is a trusted advisor
O güvenilir bir danışman
güven
birinin dürüstlüğüne duyulan inanç
They had a trusted relationship
Güven dolu bir ilişkileri vardı
güvendi
birinin dürüstlüğüne inanmak
She trusted her friend
Arkadaşına güvendi
güvenilen
birinin dürüst veya sağlam olduğuna inanılan
He is a trusted friend
O güvenilen bir arkadaş
güvendi
birine veya bir şeye karşı inanç duymak
I trusted my friend
Arkadaşıma güvendim
kontrol etmek
In scenebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
hikayeler
In scenehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var