

Person Of Interest — Season 1 Episode 12
Words & meanings
681 words
CEFR level
alakasız
In scenekonuyla ilgisi olmayan
That is irrelevant to the topic
Bu konuyla alakasız
önemsiz
önemi olmayan
This detail is irrelevant
Bu detay önemsiz
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
yalnız takılan
In scenetek başına olmayı tercih eden kimse
She is a loner
O yalnız takılan biridir
yalnızlığı seven
diğer insanlarla beraber olmayı sevmeyen kimse
He is a bit of a loner
O biraz yalnızlığı seven biridir
yalnız
tek başına kalmaktan hoşlanan kişi
I have always been a loner
Her zaman yalnız biri oldum
münzevi
toplumdan uzak duran kişi
He lived as a loner
Münzevi olarak yaşadı
adres
In scenebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
riske atmak
In scenebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
çok
In sceneçok derin bir sevgiyle
I love my family dearly
Ailemi çok seviyorum
müdahale etmek
In scenebir durumu değiştirmek için olaya dahil olmak
The police had to intervene
Polisin müdahale etmesi gerekti
müdahale etmek
bir durumu değiştirmek için olaylara dahil olmak
The police had to intervene in the fight
Polis kavgaya müdahale etmek zorunda kaldı
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
olumsuz
In sceneolumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
olumsuz
kötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
iyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
kovalamak
In scenebirini veya bir şeyi yakalamak için peşinden gitmek
The dog is chasing the ball
Köpek topu kovalıyor
onu almak
In scenebirini olduğu yerden götürmek üzere almak
I will pick him up from the airport
Onu havaalanından alacağım
şüpheli
In scenedürüst görünmeyen veya tuhaf
This deal feels hinky
Bu anlaşma şüpheli geliyor
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
karakter
In scenebir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
hikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir hikayedeki kişi
The main character is brave
Ana karakter cesurdur
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
anabolik
In scenekas yapımı ile ilgili
He uses anabolic steroids
O anabolik steroid kullanıyor
iyileşmek
In scenetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
birini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
rapor
In scenebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
rapor
In scenebir konu hakkındaki yazılı belge
He wrote a long report
O uzun bir rapor yazdı
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please report the accident to the police
Lütfen kazayı polise bildirin
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
uyumsuzluk
In sceneverilerin veya parçaların birbirine uymaması durumu
There is an inconsistency in the report
Raporda bir uyumsuzluk var
tutarsızlık
birbiriyle uyuşmama durumu
There is an inconsistency in his story
Hikayesinde bir tutarsızlık var
tutarsızlık
bir davranışın veya durumun her zaman aynı olmama hali
Her inconsistency in behavior is confusing
Davranışlarındaki tutarsızlık kafa karıştırıcı
teşekkür ederim
In sceneminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
In scenebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
şartlı tahliye edilen
In scenehapis cezası bitmeden şartlı olarak salıverilen kişi
The parolee must report to his officer weekly
Şartlı tahliye edilen kişi her hafta memuruna rapor vermek zorundadır
şartlı tahliye edilen kişi
In scenedenetim altında hapisten erken salıverilen kimse
The parolee must report to his officer regularly
Şartlı tahliye edilen kişi memuruna düzenli olarak rapor vermelidir
şartlı tahliye hükümlüsü
In sceneşartlı salıverilme ile dışarıda olan hükümlü
Every parolee has to follow the rules of release
Her şartlı tahliye hükümlüsü tahliye kurallarına uymak zorundadır
denetimli serbestlikteki mahkum
In scenecezası bitmeden hapisten çıkarılan birey
The parolee found a job after being released
Denetimli serbestlikteki mahkum serbest bırakıldıktan sonra bir iş buldu
mesaide
In sceneücretli çalışma saatleri içinde olmak
I am on the clock right now
Şu an mesaideyim
paranoyak
In scenebaşkalarının kendisine zarar vereceği yönünde aşırı şüphe duyan
He is feeling paranoid
Paranoyak hissediyor
savaşçı
In scenesavaşan veya dövüşen kişi
He is a brave fighter
O cesur bir savaşçıdır
şartlı tahliye
In scenebir mahkumun cezasının bitiminden önce serbest bırakılması
He was released on parole
Şartlı tahliye ile serbest bırakıldı
neden
In scenebir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
dehşet
In sceneçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
baş belası
korku veya sorun yaratan kişi
That little boy is a total terror at school
O küçük çocuk okulda tam bir baş belası
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
In sceneşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
belirli
In scenebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
zor dönem
In scenezor veya tatsız bir deneyim
He is having a hard time at school
Okulda zor zamanlar geçiriyor
bakmak
In scenegözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
kurmak
In scenebir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
tuzak kurmak
In scenebirini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
kurmak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
kumpas kurmak
birini masum olduğu halde suçlu gibi göstermek
He was set up by his enemy
Düşmanı ona kumpas kurdu
desteklemek
birinin iyi yaşaması için gerekli olanı vermek
His parents set him up with enough money
Ailesi onu yeterli parayla destekledi
sıfır
In sceneskor veya sonuçta elde edilen sıfır puan
Our team got a goose egg in the match
Takımımız maçta sıfır çekti
yıllar
In sceneçok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yıl
12 ay veya 365 gün süren zaman birimi
They have been working here for two years
Burada iki yıldır çalışıyorlar
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
zaman
bir zaman uzunluğu
It took many years
Çok yıllar aldı
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yakalamak
In scenebir suçluyu yakalayıp tutuklamak
The police apprehended the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
In sceneher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
planlamak
In scenebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
en az
In scenebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
avantaj
In scenebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
harika
çok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
harika
son derece hoş veya güzel olan
You did a wonderful job
Harika bir iş çıkardın
orta
In scenemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
sızlanmak
In scenebir şeyden dolayı rahatsız veya mutsuz olduğunu dile getirmek
He is always griping about his job
O sürekli işi hakkında sızlanıyor
merak
In scenebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
kalmamış
In scenebir şeyin hiç kalmadığı durum
We are all out of milk
Sütümüz kalmadı
topyekün
tam ve eksiksiz
They launched an all out attack
Topyekün bir saldırı başlattılar
tüm gücüyle
tüm enerji ve kaynakları kullanarak
I will go all out for this project
Bu proje için tüm gücümü ortaya koyacağım
kalmamış
bir şeyin tamamen tükenmiş olması
We are all out of coffee
Kahvemiz tamamen bitti
var gücüyle
bütün çaba veya enerji kullanılarak
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
mevcut olmak
In scenebelirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
girmek
bir binaya veya odaya dışarıdan içeriye doğru ilerlemek
Please come in and sit down
Lütfen içeri girin ve oturun
devreye girmek
birinin veya bir şeyin yerine geçmek
A new manager will come in next month
Gelecek ay yeni bir müdür devreye girecek
moda olmak
bir şeyin aniden popüler hale gelmesi
Long skirts are coming in again
Uzun etekler tekrar moda oluyor
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
acil durum
In scenederhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
acil durum
beklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
geri dönmek
In scenebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
kullanmak
In scenebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
ödüller
In scenebir başarı için verilen ödül
He won many awards for his hard work
Çok çalışması sayesinde birçok ödül kazandı
kavgacı
In scenekavga eden veya tartışan kişi
He is a real scrapper
O gerçek bir kavgacıdır
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
popüler
In sceneçok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
birçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
kabul etmek
In scenebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
dikkatli
In scenetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
gerçek
In scenegerçek veya doğru
Is this website legit?
Bu web sitesi gerçek mi?
kızgın
In scenebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
tekmelemek
In sceneayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
In scenebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
keyif
yapmaktan zevk alınan şey
I get a kick out of this game
Bu oyundan keyif alıyorum
eski mahkumlar
In scenedaha önce hapiste yatmış kişiler
Many ex-cons struggle to find work
Birçok eski mahkum iş bulmakta zorlanıyor
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
tür
In scenebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
boşanma
In sceneevliliğin yasal olarak sona ermesi
They decided to get a divorce
Boşanmaya karar verdiler
boşanmak
bir evliliği yasal olarak sona erdirmek
She wants to divorce him
Ondan boşanmak istiyor
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
terzi
In scenekıyafet yapan veya onaran kişi
The tailor fixed my dress
Terzi elbisemi düzeltti
uyarlamak
bir ihtiyaca göre değiştirmek veya düzenlemek
They tailor the plan to our needs
Planı ihtiyaçlarımıza göre uyarlıyorlar
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
daha iyi durumda
In scenedaha avantajlı bir durumda olmak
You would be better off staying home
Evde kalsan daha iyi olur
ara vermek
In scenetoplantıya veya mahkeme oturumuna ara vermek
The judge adjourned the court
Hakim mahkemeye ara verdi
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
hiç kimse
In scenehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
devam etmek
In scenebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
bar
In sceneiçecek servis edilen yer
I met my friend at a bar
Arkadaşımla bir barda buluştum
dizeler
müzik veya şiirdeki ölçüler veya bölümler
He wrote some great bars
Harika dizeler yazdı
parmaklıklar
bariyer veya muhafaza oluşturmak için kullanılan uzun ve sert metal parçaları
The lion looked out from behind the bars
Aslan parmaklıkların arkasından dışarı baktı
tatlı dilim
dikdörtgen şeklinde kesilmiş tatlı
These lemon bars are delicious
Bu limonlu tatlı dilimleri çok lezzetli
ortak
In sceneiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
sebep olmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesine yol açmak
Smoking is causing health problems
Sigara sağlık sorunlarına sebep oluyor
sebep olan
bir şeyin gerçekleşmesine yol açan
The rain is causing a flood
Yağmur sele sebep oluyor
yol açan
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
Heavy rain is causing floods
Şiddetli yağmur sellere yol açıyor
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var