

Person Of Interest — Season 1 Episode 15
Words & meanings
579 words
CEFR level
inmek
In scenebir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
telefonu kapatmak
telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Artık telefonu kapatmam gerekiyor
cezasız kurtulmak
bir suç için cezalandırılmaktan kaçınmak
He managed to get off with just a warning
Sadece bir uyarıyla cezasız kurtulmayı başardı
sıralamak
In sceneöğeleri belirli bir düzene göre dizmek
Please sequence the events correctly
Lütfen olayları doğru bir şekilde sıralayın
dizi
birbirini takip eden şeyler bütünü
The sequence of numbers is long
Sayı dizisi uzun
ses seviyesi
In scenebir cihazdan gelen sesin yüksekliği
Please turn down the volume
Lütfen ses seviyesini kıs
miktar
bir şeyin miktarı veya düzeyi
The volume of traffic is high
Trafik miktarı yüksek
cilt
bir kitabın veya serinin parçalarından biri
I read the first volume of the book
Kitabın ilk cildini okudum
şüpheli
In scenebir şey hakkında emin olmama durumu
I am doubtful about his plan
Onun planı hakkında şüphelerim var
göstermek
In scenebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
bitirmek
In scenebir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
We ran out of milk
Sütümüz bitti
bitmek
In scenebir şeyin kalmamış olması
We ran out of milk
Sütümüz bitti
tükenmek
elinde hiç kalmamış olmak
We ran out of milk
Sütümüz bitti
tükenmek
bir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
I ran out of milk
Sütüm tükendi
kovmak
birini bir yerden gitmeye zorlamak
They ran him out of the town
Onu kasabadan kovdular
ıh
In sceneçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
düşünmek
In scenebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
biliyorsun
In scenedinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
In scenekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
çizgiler
In sceneuzun ince işaretler veya sınırlar
He drew straight lines on the paper
Kağıdın üzerine düz çizgiler çizdi
sıra
bekleyen insanlardan oluşan sıra
There are long lines at the bank
Bankada uzun kuyruklar var
satır
bir sayfaya yazılmış kelimeler
Read the first three lines
İlk üç satırı oku
hatlar
elektrik veya sinyal taşımaya yarayan uzun ince metal parçalar
The storm damaged the power lines
Fırtına elektrik hatlarına zarar verdi
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
kaza
In scenebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
keyif
In scenemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
arkasında
In scenebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
In scenebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
aldatıcı
In scenedoğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışan
Her deceptive smile hid her true feelings
Onun aldatıcı gülümsemesi gerçek hislerini saklıyordu
memnun
In scenememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
müthiş bir
In sceneçok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
ayağına basmak
In scenemüdahale ederek birini rahatsız etmek
I don't want to step on your toes
Ayağına basmak istemem
üzerine basmak
ayağını bir şeyin üzerine koymak
Be careful not to step on the cat
Kedinin üzerine basmamaya dikkat et
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
In scenebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
çok
In scenebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var
fark yaratmak
In sceneönemli bir etki veya değişiklik yapmak
You can make a difference in the world
Dünyada fark yaratabilirsin
risk
In scenekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
In scenebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
yozlaşmış
In scenekişisel çıkar için kuralları çiğnemeye hazır
The government was corrupt
Hükümet yozlaşmıştı
bozuk
kötü bir şekilde değiştiği için artık düzgün çalışmayan
The data file is corrupt
Veri dosyası bozuk
bozmak
bir şeyi hatalı çalışacak şekilde kötü yönde değiştirmek
The virus corrupted the file
Virüs dosyayı bozdu
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
kimlik
In scenebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
arabayla bırakmak
In scenebir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
kaldırmak
bir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
kaldırmak
bir şeyi sona erdirmek veya iptal etmek
The government lifted the ban
Hükümet yasağı kaldırdı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
ne dedin
In scenebirinin söylediği şeyi tekrar etmesini veya açıklamasını istemek için kullanılan ifade
I could not hear you what now
Seni duyamadım ne dedin
başla
In scenemüzik çalmaya veya performansa başlamak
Ready? Hit it!
Hazır mısınız? Başlayın!
sonuçta
In sceneher şey göz önüne alındığında
At the end of the day we are all friends
Sonuçta hepimiz arkadaşız
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
hazırlık
bir eyleme başlamadan önceki hazırlık aşaması
He did a quick wind up before throwing the ball
Topu fırlatmadan önce hızlı bir hazırlık yaptı
karışmak
bir durumun veya olayın parçası haline gelmek
I did not want to wind up in that argument
O tartışmaya karışmak istemedim
sonunda varmak
en sonunda belirli bir yerde veya durumda olmak
They wound up at the beach
Sonunda kendilerini sahilde buldular
polis arabası
In scenepolis memurları tarafından kullanılan araç
The police cruiser arrived at the scene
Polis arabası olay yerine geldi
görev
In sceneyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
almaya gelmek
In scenebirini veya bir şeyi almak amacıyla bir yere varmak
I will come for you later today
Bugün daha sonra seni almaya geleceğim
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak için gelmek
I will come for you at eight
Seni saat sekizde almaya geleceğim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
almaya gelmek
birini veya bir şeyi götürmek amacıyla bir yere varmak
I came for my coat
Ceketimi almaya geldim
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
In scenebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
oturmak
In scenebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
kandırmak
In scenebirini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
aptal
sağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
herhangi bir yer
In sceneherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
In sceneher türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
içinden hızla geçmek
In scenebir şeyin içinden hızlıca geçmek
The deer ran through the forest
Geyik ormanın içinden hızla geçti
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek veya kontrol etmek
Let us run through the plan again
Hadi planı tekrar gözden geçirelim
içinden koşarak geçmek
bir yerin bir tarafından diğerine hızlıca hareket etmek
The children ran through the hallway
Çocuklar koridorun içinden koşarak geçtiler
üzerinden geçmek
bir şeyi detaylıca anlatmak
Let's run through the plan
Hadi planın üzerinden geçelim
tüketmek
bir şeyi hızlıca harcayıp bitirmek
He ran through all his savings
Tüm birikimini tüketti
gözaltında
In scenepolis tarafından tutulma hali
The suspect is under arrest
Şüpheli gözaltında
gözaltında
polisin bir suçtan dolayı kişiyi alıkoyması
He is under arrest for stealing
O hırsızlık yaptığı için gözaltında
gün
In scene24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
o zamandan beri
In scenegeçmiş bir zamandan bugüne
I have lived here since then
O zamandan beri burada yaşıyorum
başka türlü
In scenebaşka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
evrak işleri
In scenebir iş için gerekli olan yazılı belgeler veya formlar
I have a lot of paperwork to do
Yapmam gereken çok fazla evrak işi var
yedek
In sceneihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
iletişimde
In scenebiriyle iletişim halinde olmak
Let's stay in touch
İletişimde kalalım
ev sahibi
In scenebir eve sahip olan kimse
The homeowner painted the fence
Ev sahibi çiti boyadı
ev sahibi
bir eve sahip olan kişi
He is a first-time homeowner
O, ilk kez ev sahibi olan biri
lise
In sceneöğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
kara delik
In sceneçekimi çok güçlü olan uzay bölgesi
Light cannot escape a black hole
Işık bir kara delikten kaçamaz
kara delik
kurtulması çok zor olan veya tehlikeli yer
His debt turned into a black hole
Borçları bir kara deliğe dönüştü
kötü durum
çok tatsız veya üzücü durum
The project became a black hole of misery
Proje bir mutsuzluk kuyusuna dönüştü
sömürücü
tüm zamanınızı paranızı veya enerjinizi karşılıksız alan kişi
He is a black hole who drains my energy
O enerjimi tüketen bir sömürücü
çalıştıran
In scenebir şeyi çalıştıran
He is operating the machine
Makineyi o çalıştırıyor
hiç kimse
In scenehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
bilgi
In scenedeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
yok olmak
In scenemevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
gitmek
bir yerden ayrılmak
Please go away
Lütfen git
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
uzaklaşmak
bulunduğu bir yerden ayrılmak
He decided to go away for a while
Bir süreliğine uzaklaşmaya karar verdi
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yüzde
In scenebir bütünün 100 üzerinden ifade edilen oranı
What is the percentage of water in the body?
Vücuttaki suyun yüzdesi nedir?
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
burada
In scenebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
emin
In scenebir şeyin doğruluğundan şüphe duymamak
I am confident that they will arrive on time
Zamanında varacaklarından eminim
kendinden emin
kendine güvenen
She is confident in her skills
Yetenekleri konusunda kendinden emin
halletmek
In scenebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the problem
Sorunu ben halledeceğim
konumlandırmak
In scenebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
sıyırmak
In scenehareket halindeyken bir şeye hafifçe dokunmak
The bullet grazed his arm
Mermi kolunu sıyırdı
sıyırmak
bir şeye hafifçe sürtünmek veya çarpmak
The bullet grazed his shoulder
Mermi omzunu sıyırdı
otlamak
ot yiyerek beslenmek
Cows graze in the meadow
İnekler çayırda otluyor
atıştırmak
gün boyunca sık sık az miktarda yemek
She grazes on snacks all day
Gün boyu sürekli atıştırır
didik didik aramak
In scenebirini veya bir yeri çok dikkatli ve detaylı bir şekilde aramak
The police shook down the suspect
Polis şüpheliyi didik didik aradı
haraç kesmek
tehdit ederek birinden para istemek
The gang tried to shake down the shopkeeper
Çete, dükkan sahibinden haraç kesmeye çalıştı
rayına oturmak
bir durumun zamanla yerli yerine oturması
Everything will shake down eventually
Her şey sonunda rayına oturacak
klinik
In scenetıbbi tedavi alınan yer
The clinic is open on Mondays
Klinik Pazartesi günleri açıktır
eğitim kursu
belirli bir beceri üzerine yapılan kısa ve yoğun eğitim
He attended a tennis clinic last weekend
Geçen hafta sonu bir tenis eğitimine katıldı
kanama
In scenebir yaradan kan gelmesi
The wound is bleeding
Yara kanıyor
sömürme
birinin elindeki tüm parayı tüketme
These costs are bleeding our budget
Bu masraflar bütçemizi sömürüyor
aşırı
aşırı derecede
It is bleeding cold today
Bugün hava aşırı soğuk
yürekten desteklemek
bir takım veya gruba çok güçlü bir bağlılık göstermek
He is bleeding red for his team
O takımını yürekten destekliyor
bakmak
In scenebirine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin bakımını üstlenip iyi durumda olmasını sağlamak
You must look after your dog
Köpeğinle ilgilenmelisin
gözetlemek
In scenebir yeri dikkatle incelemek veya araştırmak
He was casing the house
Evi gözetliyordu
kılıf
koruyucu dış katman
The computer has a metal casing
Bilgisayarın metal bir kılıfı var
tek odalı
In scenesadece bir odası olan
I live in a one room apartment
Tek odalı bir dairede yaşıyorum
tek odalı
sadece tek bir odası olan
It is a one room apartment
Bu tek odalı bir dairedir
minnettar
In scenebirine teşekkür borcu hissetme
I am deeply indebted to you for your kindness
Nezaketin için sana derinden minnettarım
borçlu
birine para veya iyilik borcu olma durumu
He is indebted to the bank for a large loan
Bankaya büyük bir kredi borcu var
yükümlü
bir şeyi geri ödemek zorunda olma
You are indebted to repay the money on time
Parayı zamanında geri ödemekle yükümlüsün