

Person Of Interest — Season 1 Episode 16
Words & meanings
733 words
CEFR level
mezar
In sceneölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
ciddi
çok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
süreç
In scenebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
zahmet etmek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
rahatsız etmek
birini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
gemi
In sceneinsan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
gemi
denizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
söyledi
In scenebir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
In scenedaha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
acente
In scenehizmet veren işletme
They work for a travel agency
Bir seyahat acentesinde çalışıyorlar
ajans
belirli bir hizmet sunan işletme
She works for an advertising agency
Bir reklam ajansında çalışıyor
irade
kendi kararlarını verme gücü
You have the agency to make your own choices
Kendi seçimlerini yapma iraden var
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
dikmek
In scenetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
kapora
In sceneönceden ödenen para
I paid a deposit for the house
Ev için kapora ödedim
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir yere koymak
Please deposit your bags here
Lütfen çantalarınızı buraya bırakın
yatak
yerin altında doğal olarak bulunan madde tabakası
This area has a rich coal deposit
Bu bölgede zengin bir kömür yatağı var
emekli maaşı
In sceneemekli olduktan sonra kişiye düzenli olarak ödenen para
My grandfather receives a pension every month
Dedem her ay emekli maaşı alıyor
doldurmak
In sceneboşluklara bilgi yazmak
Please fill in this form
Lütfen bu formu doldurun
bilgilendirmek
birine bilmesi gerekenleri anlatmak
Can you fill me in on the details
Beni detaylar hakkında bilgilendirebilir misin
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
She will fill in for me while I am away
Ben yokken o benim yerime bakacak
denetçi
In scenesorunları veya kötü davranışları izleyen kişi veya grup
The group acts as a watchdog for consumer rights
Grup tüketici hakları için bir denetçi görevi görüyor
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
dolar
In sceneABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
başlatmak
In scenebir şeyi başlatmak
They decided to initiate the plan
Planı başlatmaya karar verdiler
yeni başlayan
bir gruba veya etkinliğe yeni katılmış kimse
He is an initiate of the group
O grubun yeni katılan bir üyesidir
taktiksel olarak
In scenebir hedefe ulaşmak için dikkatli planlama kullanarak
We need to think tactically to win the game
Oyunu kazanmak için taktiksel düşünmemiz gerekiyor
yön
In scenebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
yönetim
bir işi veya projeyi idare etme süreci
The project needed strong direction
Projenin güçlü bir yönetime ihtiyacı vardı
yakından izlemek
In scenebirini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
kalmak
bir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
görevde kalmak
bir işte veya konumda daha uzun süre devam etmek
The manager will stay on for another year
Müdür bir yıl daha görevde kalacak
açık kalmak
çalışmaya veya aydınlatmaya devam etmek
Please let the lamp stay on tonight
Lütfen bu gece lamba açık kalsın
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
cık
In scenedil ile çıkarılan tıkırtı sesi
He gave a tsk of disappointment
Hayal kırıklığıyla cıkladı
her kim
In scenekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
ortaklık
In sceneiki kişi veya grup arasında birlikte çalışma ilişkisi
The two companies formed a partnership
İki şirket bir ortaklık kurdu
en azından
In scenebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
dolandırıcılık
In scenemaddi kazanç sağlamak için yapılan hile
He was arrested for credit card fraud
Kredi kartı dolandırıcılığı nedeniyle tutuklandı
sahtekar
başkası gibi davranan kimse
He is a total fraud
O tam bir sahtekar
gömülmüş
In scenebir malzeme katmanının altına konulmuş
The gold was buried in the sand
Altın kuma gömülmüştü
defnedilmiş
toprağa gömülmüş
He was buried in the village
Köye defnedildi
yüzyıl
In sceneyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık dönem
A century has one hundred years
Bir yüzyıl yüz yıl sürer
yüzyıl
yüz yıllık bir zaman dilimi
We are living in the twenty-first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
We live in the twenty-first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
çok
In scenebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
In scenebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of work today
Bugün çok işim var
birçok
çok sayıda veya miktarda olan
I have a lot of homework
Çok ödevim var
çok
büyük miktarda veya derecede
We talk a lot
Çok konuşuruz
küvet
In scenevücudumuzu yıkadığımız büyük kap
I took a bath in the tub
Küvette banyo yaptım
küvet
geniş ve açık bir kap
The baby is in the tub
Bebek küvette
küvet
içinde yıkanmak için su tutan büyük kap
She is taking a bath in the tub
O küvette banyo yapıyor
üç katı
In sceneüç kat miktarında olan
The price is now triple
Fiyat şimdi üç katı
üçlü
In sceneüç parçadan oluşan grup
This pack comes in a triple set
Bu paket üçlü set halinde geliyor
üçlü
üç parçadan oluşan
He ordered a triple espresso
Üçlü espresso sipariş etti
üç katına çıkarmak
bir şeyi üç katına ulaştırmak
The company wants to triple its sales
Şirket satışlarını üç katına çıkarmak istiyor
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
In scenedetaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
affedersiniz
In sceneözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya küçük bir hata için özür dilemek amacıyla kullanılan ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
sessiz
In sceneses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
öğrenmek
In scenebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
standart
In sceneolağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
çok
In scenebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
hızlı öğrenen
In scenebir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
çalışmak
bir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
güvenmek
In scenebirine yardım etmesi için inanmak
You can count upon me
Bana güvenebilirsin
ünlem
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
söylemek
In scenebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
çapa
In scenebahçe işlerinde toprağı sürmek ve otları temizlemek için kullanılan alet
He used a hoe in the garden
Bahçede bir çapa kullandı
çapa
toprağı işlemek için kullanılan uzun saplı metal uçlu alet
I used a hoe to prepare the garden
Bahçeyi hazırlamak için çapa kullandım
çeşitlendirmek
In scenedaha çeşitli hale getirmek
You should diversify your investments
Yatırımlarınızı çeşitlendirmelisiniz
bir gün
In scenegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
sonunda
In sceneuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
peşinden gitmek
In scenebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
In scenesöylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi bitirene kadar yapmaya devam etmek
He will follow his goal
O hedefini takip edecek
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
yenilemek
In scenebir şeyi onarıp veya düzelterek yeni gibi görünmesini sağlamak
They plan to refurbish the old house
Eski evi yenilemeyi planlıyorlar
suçunu kanıtlamak
In scenebirinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
tırnak
parmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
çivi
bir şeyleri birleştirmek için kullanılan sivri uçlu ince metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekiçle çaktım
çivilemek
bir şeyi çivi ile sabitlemek
I will nail the board to the wall
Tahtayı duvara çivileyeceğim
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
etkisizleştirmek
In scenebir şeyi tehlikesiz veya güçsüz hale getirmek
The new law defanged the opposition party
Yeni yasa muhalefet partisini etkisiz hale getirdi
uzaklaşmak
In scenebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
güvenilir
In scenebir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
dönem
In scenebelirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
çarpı
In scenematematiksel çarpma işleminde kullanılan ifade
Two times two is four
İki çarpı iki dörttür
gazete
düzenli olarak yayımlanan haber bülteni
I read the local times every morning
Her sabah yerel gazeteyi okurum
vakit
bir işin yapıldığı an
We had good times together
Birlikte iyi vakit geçirdik
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
bile
In sceneküçük bir eylemin dahi gerçekleştiğini vurgulamak için kullanılır
He didn't so much as say hello
Selam bile vermedi
daha çok
bir şeyin başka bir şeyden ziyade farklı bir şey olduğunu belirtmek için kullanılır
It was not so much a fight as an argument
Bu bir kavgadan ziyade bir tartışmaydı
bile
küçük bir eylemin bile yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
He did not so much as say hello
Merhaba bile demedi
kurnaz
In scenehileli bir şekilde zeki
He is a slick salesman
O kurnaz bir satıcı
kaygan
In scenepürüzsüz ve tutması zor
The road is slick with rain
Yol yağmur nedeniyle kaygan
kaygan
çok pürüzsüz ve parlak olan yüzey
The road was slick after the rain
Yağmurdan sonra yol kaygandı
tüccar
In scenemal alıp satan kişi
He is a successful trader
O başarılı bir tüccardır
evlendirmek
In sceneevlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
hata
In scenebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
bitiş
In scenebir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
paketlemek
bir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
kavramak
bir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
dürüm
içine malzeme sarılmış yassı ekmek
I ate a chicken wrap for lunch
Öğle yemeği için tavuklu dürüm yedim
basamak
In scenebir merdivendeki yatay basamak
He stepped on the bottom rung
En alt basamağa bastı
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
tanımak
In scenedaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
paraya çevirmek
In scenebir şeyi nakit paraya dönüştürmek
I need to cash in these coupons
Bu kuponları paraya çevirmem gerekiyor
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
kaçınmak
In scenebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
teslimat
In scenemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
teslimat
malların insanlara getirilmesi süreci
I am waiting for the delivery
Teslimatı bekliyorum
ulaştırma
malların bir yere taşınması eylemi
The delivery took three days
Ulaştırma üç gün sürdü
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kaygılandırmak
In scenebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
önce gelmek
In scenebir şeyden önce gerçekleşmek veya var olmak
Lightning precedes thunder
Şimşek gök gürültüsünden önce gelir
önce gelmek
bir şeyden önce gelmek veya gerçekleşmek
The letter A precedes B in the alphabet
A harfi alfabede B harfinden önce gelir
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
polis
In scenepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım