

Person Of Interest — Season 1 Episode 22
Words & meanings
627 words
CEFR level
başarısızlık
In sceneistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
toplu taşıma
In sceneinsanların veya malların taşınması için kullanılan sistem
Public transit is cheap in this city
Bu şehirde toplu taşıma ucuzdur
mağdur
In scenebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
kurban
bir olay veya suç yüzünden zarar gören kişi
She is the victim of a crime
O bir suçun kurbanı
kurban
bir olay veya eylem nedeniyle zarar gören kişi
The police helped the victim of the crime
Polis suçun kurbanına yardım etti
kurban
bir suç kaza veya kötü bir olay nedeniyle zarar gören veya acı çeken kişi
The victim called the police
Kurban polisi aradı
parçalamak
In scenebir şeyi küçük parçalara ayırmak
She shredded the documents
Belgeleri parçaladı
kırıntı
çok küçük bir miktar
He did not show a shred of emotion
Hiç duygu kırıntısı göstermedi
parçalamak
bir şeyi küçük şeritler halinde kesmek
I shred the old documents
Eski belgeleri parçalıyorum
hızlı gitar çalmak
gitarda çok hızlı ve yetenekli bir şekilde çalmak
He loves to shred on his guitar
Gitarında hızlıca çalmaya bayılır
emin olmak
In scenebir şeyden emin olmak için önlem almak
I am making sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin oluyorum
sayısız
In scenesayılamayacak kadar çok olan
There are countless stars in the sky
Gökyüzünde sayısız yıldız var
verilmiş
In scenebirine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
kabul edilen durum
kesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
dikkate alındığında
bir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
belirli
önceden kararlaştırılmış olan
You must arrive at a given time
Belirli bir zamanda gelmelisin
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
anten
In scenesinyal gönderen veya alan uzun ve ince parça
The radio has a long antenna
Radyonun uzun bir anteni var
bakmak
In scenegözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
çalışma masası
In sceneyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
servis
haber kuruluşlarında belirli bir konudan sorumlu birim
She works on the sports desk
O spor servisinde çalışıyor
üç kişilik
üç kişiden oluşan
They formed a three man team
Üç kişilik bir ekip kurdular
üç kişilik
üç kişiden oluşan grup
We formed a three-man team for the project
Proje için üç kişilik bir ekip kurduk
inanılmaz
In sceneçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
sınır
In sceneizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
titiz
In sceneküçük detaylara büyük özen gösteren
He is very meticulous about his work
İşinde çok titizdir
yaşlı kadın
In sceneyaşı ilerlemiş kadın
The old lady smiled at me
Yaşlı kadın bana gülümsedi
yaşlı kadın
yaşça büyük kadın
She is a kind old lady
O nazik yaşlı bir kadındır
anne
birinin annesi için kullanılan gayriresmi ifade
I am going to visit my old lady
Annemi ziyarete gidiyorum
merak
In scenebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
Her curiosity led her to travel the world
Merakı onu dünyayı gezmeye itti
ilginç nesne
insanların görmek veya öğrenmek istediği alışılmadık şey
The statue is a curiosity
Heykel ilginç bir nesnedir
tuhaflık
garip veya ilginç olan şey
The shop is full of curiosities
Dükkan tuhaflıklarla dolu
ilginç nesne
alışılmadık veya ilgi çekici olan şey
That old clock is a real curiosity
Bu eski saat gerçekten ilginç bir nesne
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
kanıt
In scenebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
rahatsızlık
In scenebir etkinliği durduran veya bozan şey
I apologize for the disturbance
Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim
rahatsızlık
vücudun bir bölümünün çalışma şeklindeki bir sorun
He has a digestive disturbance
Sindirim sisteminde bir rahatsızlık var
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
konuşabilmek
In scenekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
bağlamak
In scenebir cihazı sisteme dahil etmek
I need to jack into the server to check the data
Verileri kontrol etmek için sunucuya bağlanmam gerekiyor
beklenmedik durum
In scenehazırlıklı olunması gereken olası bir gelecek olay
We have a contingency plan for the project
Proje için bir beklenmedik durum planımız var
olasılık
gelecekte olması muhtemel durum
We must prepare for every contingency
Her olasılık için hazırlanmalıyız
beklenmedik durum
gelecekte meydana gelebilecek öngörülemeyen olay
The team has a plan for any contingency
Ekibin her beklenmedik durum için bir planı var
seçkin
In sceneen yetenekli veya başarılı olan insan grubu
They are part of an elite team
Onlar seçkin bir takımın parçası
seçkin
en iyi veya en yetenekli kişilerden oluşan grup
The elite team won the championship
Seçkin takım şampiyonluğu kazandı
kendini bulmak
In scenesonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
hazırlık
bir eyleme başlamadan önceki hazırlık aşaması
He did a quick wind up before throwing the ball
Topu fırlatmadan önce hızlı bir hazırlık yaptı
karışmak
bir durumun veya olayın parçası haline gelmek
I did not want to wind up in that argument
O tartışmaya karışmak istemedim
sonunda varmak
en sonunda belirli bir yerde veya durumda olmak
They wound up at the beach
Sonunda kendilerini sahilde buldular
mademki
In scenebir durumdan dolayı veya -dığı için
Seeing as it is raining, let's stay home
Madem yağmur yağıyor, evde kalalım
şu anda
In scenetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
yanmış
In sceneateşle veya aşırı kullanımla kullanılamaz hale gelmiş
The light bulb burned out
Ampul yandı
tükenmiş
çok çalışmaktan dolayı aşırı yorgun hissetme
She is burned-out from her stressful job
Stresli işi yüzünden tükenmiş durumda
niyetinde olmak
In scenene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
adres
In scenebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
almak
In scenebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
kablosuz
In scenekablo yerine radyo sinyalleri kullanan
I have a wireless mouse
Kablosuz bir farem var
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
e-posta
bilgisayarla gönderilen mesaj
I sent an e-mail
Bir e-posta gönderdim
e-posta
internet üzerinden gönderilen mesaj
Check your e-mail
E-postanı kontrol et
e-posta göndermek
internet kullanarak mesaj göndermek
I will e-mail you
Sana e-posta göndereceğim
e-posta atmak
elektronik posta ile mesaj göndermek
Please e-mail me
Lütfen bana e-posta at
eposta
bir bilgisayardan diğerine gönderilen mesaj
I will send you an e mail
Sana bir e posta göndereceğim
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen veya alınan mesaj
I sent an e-mail to my friend
Arkadaşıma bir e-posta gönderdim
e-posta
elektronik ağlar üzerinden gönderilen mesajlar
I sent you an e-mail
Sana bir e-posta gönderdim
kefalet
In scenebir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
aniden ayrılmak
bir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
öngörmek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
We anticipate a large crowd
Büyük bir kalabalık bekliyoruz
beklemek
bir şeyin olacağını önceden düşünmek
I anticipate problems
Sorunlar bekliyorum
sekizinci
In sceneyedinciden sonra gelen
This is the eighth page
Bu sekizinci sayfa
yani
In scenesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
tespit etmek
In scenebir şeyi fark etmek veya ortaya çıkarmak
The sensor can detect smoke
Sensör dumanı tespit edebilir
güvenlik duvarı
In sceneistenmeyen ağ trafiğini engelleyen sistem
The firewall blocks malicious traffic
Güvenlik duvarı kötü niyetli trafiği engeller
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
efendim
In scenebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
bir parçası
In scenebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
müdahale etmek
In scenebir durumu değiştirmek için olaya dahil olmak
The police had to intervene
Polisin müdahale etmesi gerekti
müdahale etmek
bir durumu değiştirmek için olaylara dahil olmak
The police had to intervene in the fight
Polis kavgaya müdahale etmek zorunda kaldı
alıcı-verici
In sceneradyo sinyallerini hem gönderebilen hem de alabilen cihaz
This device is a radio transceiver
Bu cihaz bir radyo alıcı-vericisidir
milyar
In scenebin milyon olan sayı
The company is worth a billion dollars
Şirket bir milyar dolar değerinde
milyar
bin milyon olan çok büyük bir sayı
There are billions of stars
Milyarlarca yıldız var
milyar
1.000.000.000 sayısı
He earned a billion dollars
Bir milyar dolar kazandı
şimdiye kadar
In sceneşu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
pasaport
In scenebaşka ülkelere seyahat etmek için kullanılan resmi belge
I need my passport for the trip
Yolculuk için pasaportuma ihtiyacım var
ciddiyetle
In sceneşaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
dehşet
In sceneçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
baş belası
korku veya sorun yaratan kişi
That little boy is a total terror at school
O küçük çocuk okulda tam bir baş belası
yurt dışı
In sceneyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
He works overseas
O, yurt dışında çalışıyor
dengesiz
In scenekolayca değişebilen veya yıkılabilen
The chair is unstable
Sandalye dengesiz
konum
In scenebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
engelleme
In scenebir şeyin gerçekleşmesini önleme eylemi
His obstruction of our work slowed us down
Çalışmamızı engellemesi bizi yavaşlattı
açık
In sceneönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
iş arkadaşı
In scenebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
komplo
In scenebir grup insanın gizlice yaptığı plan
The police uncovered a conspiracy
Polis bir komployu ortaya çıkardı
kaybolma numarası
In scenebirinin ortadan kaybolduğu sihirbazlık gösterisi
The magician performed a disappearing act
Sihirbaz bir kaybolma numarası yaptı
teşekkür ederim
In sceneminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
In scenebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
aksi takdirde
In scenedurum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
ispinoz
In scenekısa gagalı küçük bir kuş
A small finch sat on the branch
Küçük bir ispinoz dala kondu
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
silmek
In scenebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
He requested to expunge his criminal record
Sabıka kaydının silinmesini talep etti
silmek
bir şeyi tamamen silmek veya yok etmek
The court decided to expunge the record
Mahkeme kaydın silinmesine karar verdi
rahatsız etmek
In scenebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
yazılım
In scenebilgisayarda çalışan talimatlar
The software is fast
Yazılım hızlı
yazılım
bir bilgisayarı çalıştıran talimatlar bütünü
We need new software
Yeni bir yazılıma ihtiyacımız var
anlamak
In scenedüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
aranıyor uyarısı
In scenepolis tarafından bir kişi veya nesnenin aranması için yayınlanan bildiri
The police issued a bolo for the suspect
Polis şüpheli için bir aranıyor uyarısı çıkardı
tercih etmek
In scenebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
fırsat bulmak
In scenebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
başarısız olmak
In scenebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
her kim
In scenekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
her kim
kim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır