

Sherlock — Season 1 Episode 3
Words & meanings
1170 words
CEFR level
ipek
In sceneipekböceklerinden üretilen yumuşak ve parlak bir kumaş
This scarf is made of silk
Bu atkı ipekten yapılmıştır
pay
In scenebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
ortak kullanmak
In scenebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
sanal
In scenefiziksel olarak gerçekte var olmayan
We held a virtual meeting today
Bugün sanal bir toplantı yaptık
fırsat kollamak
In scenebir fırsatın gelmesini sabırla beklemek
I will bide my time until the right moment
Doğru an gelene kadar fırsat kollayacağım
çoğunlukla
In scenebüyük oranda veya esas olarak
I mainly eat vegetables
Çoğunlukla sebze yerim
silinmiş
In scenebir şeyi ortadan kaldırmak
I deleted the file by mistake
Dosyayı yanlışlıkla sildim
yönetmek
In scenebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
In scenearada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
yarıda kesmek
In scenebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
yaşam tarzı
In scenebir kişinin yaşayış biçimi
He has a healthy lifestyle
Onun sağlıklı bir yaşam tarzı var
sözcü
In scenebir kurum adına konuşan kimse
The company spokesman announced the news
Şirket sözcüsü haberi duyurdu
intikam
In scenesize zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
intikam
In sceneyapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
yapılmış
In scenebir şeyin hammaddesinden oluşturulmuş
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
boyadı
In scenebir yüzeyi boya ile kaplamak
He painted the wall blue
Duvarı maviye boyadı
boyalı
boya ile kaplanmış
The wall is painted blue
Duvar maviye boyanmış
resmetti
boya kullanarak sanatsal bir resim yapmak
She painted a beautiful landscape
Güzel bir manzara resmetti
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
Waterloo Köprüsü
In sceneLondra'daki Thames Nehri üzerinde bulunan bir köprü
We walked across Waterloo Bridge to see the view
Manzarayı görmek için Waterloo Köprüsü'nün üzerinden yürüdük
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
biliyorsun
In scenedinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
In scenekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
anlıyorsun ya
In scenebir şeyi açıklarken veya nedenini belirtirken kullanılan ifade
You see I forgot to call you
Anlıyorsun ya seni aramayı unuttum
mesaj
In scenebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
kısa mesaj
In scenetelefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
bilgisiz
In scenebir konu hakkında bilgi sahibi olmayan
He is ignorant of the rules
Kurallar hakkında bilgisiz
bankacı
In scenebankada çalışan kişi
My uncle is a banker
Amcam bir bankacı
bankacı
In scenebankada çalışan veya parayı yöneten kişi
He is a banker
O bir bankacı
bohem
In sceneözgür ve sanatsal bir yaşam tarzını benimseyen
She leads a bohemian lifestyle
Bohem bir yaşam tarzı sürüyor
elbette
In sceneevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
tükürük
In sceneçiğnemeye ve yutmaya yardımcı olan ağız içi sıvısı
Saliva helps us swallow
Tükürük yutmamıza yardımcı olur
tekrarlamak
In scenebir şeyi bir kez daha yapmak
The teacher repeats the instructions
Öğretmen talimatları tekrarlıyor
kükremek
In sceneçok yüksek ve derin ses çıkarmak
The lion roared in the forest
Aslan ormanda kükredi
kükreme
aslanın veya bir insanın çıkardığı çok yüksek ve derin ses
The lion let out a loud roar
Aslan yüksek bir kükreme çıkardı
kükremek
yüksek ve gür bir ses çıkarmak
The lion let out a loud roar
Aslan yüksek bir kükreme çıkardı
ne halt
In scenebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
ayakkabılar
In sceneayakları koruyan giysi
I have new shoes
Yeni ayakkabılarım var
yer
birinin içinde bulunduğu durum veya konum
I would not like to be in your shoes
Senin yerinde olmak istemezdim
yer
birinin içinde bulunduğu durum veya konum
I would not want to be in his shoes
Onun yerinde olmak istemezdim
nal
atın toynaklarına çakılan metal parça
The horse needed new shoes
Atın yeni nallara ihtiyacı vardı
kaşlarını çatmak
In scenekızgın veya mutsuz bir yüz ifadesi yapmak
He frowned when he saw the mistake
Hatayı gördüğünde kaşlarını çattı
kaş çatmak
kızgın veya mutsuz bir ifade takınmak
She began to frown when she heard the bad news
Kötü haberi duyunca kaşlarını çatmaya başladı
aşı
In scenehastalıklara karşı korumak için iğne ile yapılan enjeksiyon
He got his flu jab yesterday
Dün grip aşısını oldu
saplamak
bir şeyi başka bir şeye sertçe itmek
He jabbed his finger into my arm
Parmağını koluma sapladı
direk vuruş
boks sporunda atılan kısa ve düz yumruk
The boxer landed a quick jab
Boksör hızlı bir direk vuruş yaptı
köpürme
In scenegazlı içeceklerdeki küçük kabarcıklar
The soda has a lot of fizz
Bu gazozun çok köpürmesi var
köpürmek
bir sıvının içinde küçük kabarcıklar oluşması
Soda will fizz when you open it
Gazoz şişesini açınca köpürür
yüzücü
In scenesu sporlarıyla uğraşan kişi
He is a professional swimmer
O profesyonel bir yüzücü
yüzücü
yüzebilen kişi
She is a good swimmer
O iyi bir yüzücü
birkaç
In sceneikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
tarih
In scenegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
fikir
In scenebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
normal
In scenealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
sapmak
In scenebir kuraldan veya plandan uzaklaşmak
Do not deviate from the plan
Plandan sapmayın
sapmak
alışılmış veya beklenen yoldan uzaklaşmak
Do not deviate from the plan
Plandan sapmayın
resmî
In sceneönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
balo
şık kıyafetlerin giyildiği özel dans partisi
She bought a new dress for the formal
O balo için yeni bir elbise satın aldı
resmi davet
ciddi kuralları olan sosyal toplantı
We were invited to a formal event
Resmi bir davete çağrıldık
resmi
kurallara ve görgüye uygun olan
You should wear formal clothes here
Burada resmi kıyafetler giymelisin
solmak
In sceneyavaşça kaybolmak veya parlaklığını yitirmek
The colors of the shirt started to fade
Gömleğin renkleri solmaya başladı
silinmek
yavaş yavaş gözden kaybolmak veya etkisini yitirmek
The music began to fade
Müzik yavaş yavaş silinmeye başladı
zayıflamak
yavaşça gücünü veya etkisini yitirmek
The music began to fade
Müzik zayıflamaya başladı
kademeli kesim
saçın üstten alta doğru giderek kısaldığı bir erkek saç modeli
He asked his barber for a fade
Berberinden kademeli bir kesim istedi
ortaya çıkmak
In scenebeklenmedik bir şekilde görünmek veya bulunmak
He turned up unexpectedly
Beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı
ortaya çıkarmak
bir şeyi bulmak veya açığa çıkarmak
The police turned up some evidence
Polis bazı kanıtlar ortaya çıkardı
sesini açmak
bir cihazın ses düzeyini artırmak
Please turn up the music
Lütfen müziğin sesini aç
paça kıvrımı
pantolon paçasının katlanmış kısmı
These trousers have a turn-up
Bu pantolonların paça kıvrımı var
sürpriz gelişme
şaşırtıcı veya beklenmeyen durum
The result was a total turn-up
Sonuç tam bir sürpriz gelişmeydi
kaçmak
In scenebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
üstüne yerleştirmek
In scenebir şeyi başka bir şeyin üzerine koymak
You can overlay the text on the image
Metni görüntünün üstüne yerleştirebilirsiniz
boğazını temizlemek
In scenekonuşmaya hazırlanmak için hafifçe öksürmek
He cleared his throat
Boğazını temizledi
işaret etmek
In scenebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
bir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
üçüncü
In scenebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
dışarıdan
In scenebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
kemerli geçit
In scenebir geçidin üzerindeki kavisli yapı
We walked through the stone archway
Taş kemerli geçitten yürüdük
deneme
In scenebir şeyi yapma fırsatı veya girişimi
Let's have another go round at fixing this
Bunu tamir etmek için bir deneme daha yapalım
dolaşmak
In scenebir yerden bir yere gitmek veya gezmek
We went round the city to see it
Şehri görmek için dolaştık
yayılmak
bir kişiden diğerine geçmek veya yayılmak
A rumor is going round the office
Ofiste bir söylenti yayılıyor
yetmek
herkese yetecek miktarda olmak
There is not enough cake to go round
Herkese yetecek kadar kek yok
artmak
In scenedeğer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
düşünmek
In scenebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
gözlemlemek
In scenebir şeyi öğrenmek için dikkatle izlemek
She observed the birds
Kuşları gözlemledi
uymak
bir kurala veya söze göre hareket etmek
Drivers must observe the traffic rules
Sürücüler trafik kurallarına uymalıdır.
fark etmek
bir şeyin farkına varmak
I observed a small change in the plan
Plandaki küçük bir değişikliği fark ettim
zeki
In sceneçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
kavisli
In scenedüz olmayan bir şekle sahip
The road is very curved
Yol çok kavisli
benzemek
In scenebir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
ateş hattı
In sceneeleştirilen veya saldırıya uğrayan kişilerin durumu
The CEO was in the firing line
CEO ateş hattındaydı
pıhtılaşma
In scenekanın sıvı halden katı hale geçme süreci
Proper coagulation is essential to stop bleeding
Kanamanın durması için düzgün pıhtılaşma şarttır
nefret dolu
In scenenefret veya kötü niyet içeren
He wrote a hateful message
Nefret dolu bir mesaj yazdı
oluşan
In scenebir şeyin bütününü meydana getiren
The team is composed of ten players
Takım on oyuncudan oluşuyor
sakin
üzüntü veya heyecan sonrası sakinleşmiş ve kontrollü
She remained composed during the meeting
Toplantı sırasında sakinliğini korudu
oluşturulmuş
bir şeyi meydana getirmek veya hazırlamak
This song was composed by a famous musician
Bu şarkı ünlü bir müzisyen tarafından oluşturulmuş
içini dökmek
In sceneözel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
iş yeri açmak
yeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
tamamen
In sceneher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
tahmin etmek
In sceneemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
In scenetam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
maske
In sceneyüzü kapatmak için kullanılan nesne
Everyone wore masks at the party
Partide herkes maske takıyordu
koparmak
In scenebir şeyi çekerek yüzeyden ayırmak
He tore off a piece of paper
Kağıttan bir parça kopardı
hızla uzaklaşmak
bir yerden çok hızlı veya ani bir şekilde ayrılmak
He tore off as soon as the race started
Yarış başlar başlamaz hızla uzaklaştı
koparmak
bir şeyi çekerek veya yırtarak daha büyük bir parçadan ayırmak
Please tear off a piece of paper
Lütfen bir kağıt parçası kopar
kamu hizmeti
In sceneelektrik su veya gaz sağlayan şirket
I have to pay the utility bill
Kamu hizmeti faturasını ödemem gerekiyor
yararlılık
yararlı olma durumu
The utility of this tool is great
Bu aracın yararlılığı büyüktür
oldukça
In sceneorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
kuvvet
In scenefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
kulak
In sceneişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
kaybolmak
In scenebir yerin veya yönün bulunamaması durumu
I got lost in the city
Şehirde kayboldum
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
We will get lost in this city
Bu şehirde kaybolacağız
defolup gitmek
birinden kaba bir şekilde uzaklaşmasını istemek
Get lost and leave me alone
Defol git ve beni yalnız bırak
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
alevler içinde
In scenealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
nedeniyle
In scenebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
In scenebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
mücadele etmek
In scenezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
nemli
In scenehafifçe ıslak
The grass is still damp
Çimenler hâlâ nemli
tedirgin
In scenehuzursuz veya kolayca ürken
I feel jumpy after the movie
Filmden sonra tedirgin hissediyorum
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
oralarda bir yerlerde
In scenedünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
piyasada
halkın erişimine açık veya mevcut olan
Many good job offers are out there
Piyasada birçok iyi iş teklifi var
sert
In scenekolayca bükülemeyen veya esnemeyen
This cardboard is too stiff to bend
Bu karton bükülemeyecek kadar sert
adam
In scenebir kişi için kullanılan gayriresmi ifade
The poor stiff lost his keys
Zavallı adam anahtarlarını kaybetti
parasını ödememek
borçlu olunan kişiye ödeme yapmamak
He stiffed the taxi driver
Taksi şoförünün parasını ödemedi
sert
alkol oranı yüksek olan
He poured a stiff drink
Sert bir içki koydu
parasını ödememek
birine borçlu olunan parayı vermemek
He stiffed the taxi driver
Taksi şoförünün parasını ödemedi
sert
çok katı veya acımasız
He received a stiff penalty for breaking the rules
Kuralları çiğnediği için sert bir ceza aldı
bronzluk izi
In scenegüneşin etkisiyle ciltte oluşan renk farkı çizgisi
She has a tan line on her arm
Kolunda bir bronzluk izi var
başbakan
In scenehükümetin başındaki yüksek rütbeli yönetici
The prime minister spoke to the people
Başbakan halka hitap etti
başbakan
hükümetin başındaki kişi
The prime minister announced new laws
Başbakan yeni yasaları duyurdu
başbakan
bir ülkenin yönetiminden sorumlu kişi
The prime minister made a speech
Başbakan bir konuşma yaptı
başbakan
hükümetin en üst düzey yetkilisi
The prime minister met with the president
Başbakan cumhurbaşkanı ile görüştü