

Stranger Things — Season 1 Episode 3
Words & meanings
334 words
CEFR level
uzay roketi
In sceneuzaya yolculuk yapan araç
The rocket traveled to space
Uzay roketi uzaya seyahat etti
roket firması
roket üreten veya satan iş yeri
They launched a new rocket company
Yeni bir roket firması kurdular
fırlamak
bir şeyin aniden ve hızla yükselmesi veya artması
Prices rocketed last month
Fiyatlar geçen ay fırladı
fırlamak
bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car rocketed past us
Araba yanımızdan hızla fırladı
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
oralarda bir yerlerde
In scenedünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
piyasada
halkın erişimine açık veya mevcut olan
Many good job offers are out there
Piyasada birçok iyi iş teklifi var
düşmek
In sceneaşağı doğru inmek
The ball fell to the ground
Top yere düştü
zalim
çok kötü ve şiddetli olan
The giant had a fell look in his eyes
Devin gözlerinde zalim bir bakış vardı
haline gelmek
belirli bir duruma geçmek
She fell asleep quickly
O hemen uyuyakaldı
tahammül etmek
In scenehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
mikrofiş
In scenebilgilerin küçültülerek kaydedildiği küçük film tabakası
The library stores old newspapers on microfiche
Kütüphane eski gazeteleri mikrofiş üzerinde saklıyor
vardı
In scenebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
In scenebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
paniklemek
In sceneaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
olur olmaz
In scenetam o anda
He left as soon as the movie finished
Film biter bitmez gitti
-er -mez
bir şey olur olmaz
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
olduğu anda
bir şeyin olduğu o anda
I will leave as soon as it stops raining
Yağmur durduğu an ayrılacağım
hemen
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me as soon as you arrive
Vardığında beni hemen ara
hemen
çok kısa bir süre içinde
We will leave as soon as possible
Mümkün olan en kısa sürede ayrılacağız
yapar yapmaz
bir şey olur olmaz anında
Call me as soon as you arrive
Varır varmaz beni ara
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
In scenebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
mümkün
In sceneyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
idrak etmek
In scenebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yalan söyleme
In scenedoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
burada
In scenebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
odaklanmak
In scenetüm dikkatini bir şeye vermek
I cannot concentrate with this noise
Bu gürültüyle odaklanamıyorum
yoğunlaştırmak
suyu çıkarılarak bir sıvının veya maddenin daha güçlü hale getirilmesi
They concentrate the juice before shipping it
Meyve suyunu nakletmeden önce yoğunlaştırıyorlar
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
yaramazlık yapmak
In scenekötü davranmak veya yaramazlık yapmak
The children started to act up
Çocuklar yaramazlık yapmaya başladı
süper kahraman
In sceneinsanüstü güçleri olan hayali karakter
Spider-Man is a famous superhero
Örümcek Adam ünlü bir süper kahramandır
görmezden gelmek
In scenebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
In scenebirini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
eskiden
In scenegeçmişteki bir zaman dilimi
Back in the day, we didn't have smartphones
Eskiden akıllı telefonlarımız yoktu
koleksiyon
In scenebir araya getirilmiş nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
bir kişinin bir araya getirdiği nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
teslim alma
sipariş edilen bir şeyi alma işlemi
You can come for the collection of your order
Siparişinizi teslim almak için gelebilirsiniz
koleksiyon
bir araya getirilmiş nesneler bütünü
She has a large collection of stamps
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
hı
şaşkınlık veya kafa karışıklığı belirten bir ses
Huh I do not know
Hı ben bilmiyorum
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
okulda kalma cezası
In sceneöğrencinin derslerden sonra okulda kalması şeklinde verilen ceza
The teacher gave him detention
Öğretmen ona okulda kalma cezası verdi
gözaltı
birini bir yerde tutma ve çıkmasına izin vermeme eylemi
The police held him in detention
Polis onu gözaltında tuttu
gözünün içine
In scenedoğrudan ve dürüst bir şekilde
She looked him in the eye
Ona gözünün içine baktı
davranmak
In scenebir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
yakmak
In scenebir şeyi ısı veya elektrikle bozmak
The power surge fried my phone
Voltaj yükselmesi telefonumu yaktı
patates kızartması
yağda pişirilmiş ince patates dilimi
He ate one fry
Bir tane patates kızartması yedi
yemekli etkinlik
kızarmış yiyeceklerin ikram edildiği sosyal etkinlik
They are hosting a fish fry this weekend
Bu hafta sonu bir balık ziyafeti veriyorlar
kızartmak
bir yiyeceği sıcak yağda pişirmek
I fry eggs for breakfast
Kahvaltı için yumurta kızartırım
konuşmak
In scenebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
hitap etmek
bir konu veya duygu ile ilgilenmek ya da onu ele almak
This document speaks to the needs of the students
Bu belge öğrencilerin ihtiyaçlarına hitap ediyor
unutmak
In scenebir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
dikkate almamak
bir şeyi düşünmeyi ya da ona dikkat etmeyi bırakmak
Forget about the old rules
Eski kuralları dikkate alma
bilek
In sceneel ile kol arasındaki eklem
He wore a watch on his wrist
Bileğine bir saat taktı
ağızdan nefes alan
In sceneağız yoluyla nefes alan kişi
He is a mouth breather
O, ağızdan nefes alan biri
bandana
In scenebaşa veya boyna takılan büyük kumaş parçası
She wears a red bandana on her head
Başında kırmızı bir bandana var
gece elbisesi
In sceneuzun ve resmi bir elbise
She wore a beautiful white gown
Güzel, beyaz bir gece elbisesi giydi
cübbe
In scenebelirli bir amaç için giyilen bol kıyafet
He wore a graduation gown
Mezuniyet cübbesini giydi
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
toplantı
In scenebir araya gelen insan grubu
The students gathered for the assembly
Öğrenciler toplantı için toplandı
montaj
parçaları birleştirerek bir bütün oluşturma işlemi
The assembly of the toy is easy
Oyuncağın montajı çok kolay
toplantı
resmi bir amaçla bir araya gelmiş insan grubu
The students gathered for the school assembly
Öğrenciler okul toplantısı için bir araya geldi
meclis
bölge için yasalar yapan seçilmiş insanlar grubu
The assembly passed a new law
Meclis yeni bir yasa çıkardı
çürütmek
In scenebir şeyin doğru olmadığını kanıtlamak
The evidence discredited his theory
Kanıtlar onun teorisini çürüttü
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
yerleşik
In scenebir şeyin değişmez ve kalıcı bir parçası olarak kurulmuş
Some survival instincts are hardwired into our brains
Bazı hayatta kalma içgüdüleri beynimize yerleşiktir
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
zorla girmek
In scenebir binaya yasa dışı şekilde girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri zorla girmeye çalıştı
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
alıştırmak
yeni ayakkabı veya giysileri giyerek rahat hale getirmek
It takes time to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alıyor
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
bir hayvanı binilmeye veya insan etkileşimine alıştırmak
He is trying to break in the young horse
Genç atı alıştırmaya çalışıyor
zorla girmek
bir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girmek
bir binaya yasa dışı yollarla girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri zorla girmeye çalıştı
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
işi öğretmek
birine yeni bir görevin nasıl yapıldığını göstermek
It takes time to break in a new employee
Yeni bir çalışana işi öğretmek zaman alır
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
zorla girmek
bir yere kapı veya pencereyi kırarak girmek
Someone tried to break in through the window
Birisi pencereden zorla girmeye çalıştı
yasa dışı girmek
bir binaya yetkisiz yollarla girmek
Thieves often break in through the back door
Hırsızlar genellikle arka kapıdan yasa dışı girerler
hırsızlık için girmek
bir yere hırsızlık amacıyla güç kullanarak girmek
They break in to steal jewelry
Mücevher çalmak için içeri zorla girerler
duyurulmak
yayımlanmak veya bilinir hale gelmek
The news broke in today
Haber bugün duyuruldu
alıştırmak
ayakkabıları giyerek rahat hale getirmek
I need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırmam gerekiyor
inlemek
In sceneacı veya zevkten dolayı kısık ses çıkarmak
He started moaning in his sleep
Uykusunda inlemeye başladı
sızlanma
hoşnutsuzluğu veya mutsuzluğu ifade etme
He is always moaning about the cold
O sürekli soğuktan sızlanıyor
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
dik dik bakmak
In scenebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
parça
In scenebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
tek ayak üzerinde zıplamak
In scenetek ayak üzerinde zıplayarak ilerlemek
He can hop on one foot
Tek ayak üzerinde zıplayabilir
şerbetçiotu
bira yapımında kullanılan bir bitki
People use hops to flavor beer
İnsanlar birayı tatlandırmak için şerbetçiotu kullanır
ciddi
In sceneşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
etrafına bakmak
In sceneetrafta neler olduğunu görmek için farklı yönlere bakmak
She looked around the room
Odanın etrafına baktı
etrafı gezmek
bir yerdeki şeyleri incelemek
I want to look around the shop
Dükkanı bir gezmek istiyorum
etrafı dolaşmak
bir yeri gezip bakarak incelemek
I looked around the store
Mağazayı dolaştım
aptal
In scenezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
dün gece
In scenebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
hoşça kal
In sceneayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirin
hoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
anlam
In scenebelirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
işgal etmek
In scenebir yeri doldurmak veya kullanmak
They occupy the building
Binayı işgal ediyorlar
meşgul etmek
birinin vaktini bir işle doldurmak
The book occupied him for hours
Kitap onu saatlerce meşgul etti
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
tur
In scenefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
gezmek
In scenegörmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
bıçak
In scenebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
bıçak
kesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
kumaş
In sceneliflerden yapılmış malzeme
This fabric is very soft
Bu kumaş çok yumuşak
yapı
bir şeyin temel düzeni veya çatısı
The fabric of society is changing
Toplumun yapısı değişiyor
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
kütüphaneci
In scenekütüphanede çalışan kişi
The librarian helped me find a book
Kütüphaneci bir kitap bulmama yardım etti
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
okuldan sonra
In scenenormal okul saatleri dışında olan
I play football after school
Okuldan sonra futbol oynarım
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
edinmek
In scenebir şeyi elde etmek
He acquired a new skill
Yeni bir beceri edindi
iletişim
In scenebiriyle irtibat kurma eylemi
Please contact me soon
Lütfen benimle yakında iletişime geçin
kontak yapıştırıcı
basıldığında yapışacak şekilde tasarlanan
Use contact adhesive for the edges
Kenarlar için kontak yapıştırıcı kullanın
temas
birine veya bir şeye dokunma eylemi
Avoid direct contact with the skin
Ciltle doğrudan temastan kaçının
kontakt lens
görmeyi iyileştirmek için göze takılan ince mercek
I wear contact lenses every day
Her gün kontakt lens takıyorum
ayrıca
In sceneek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor