The Big Bang Theory — Season 1 Episode 3
Words & meanings
504 words
CEFR level
ona çıkma teklif etmek
In scenebirine randevuya çıkmayı teklif etmek
He wants to ask her out
Ona çıkma teklif etmek istiyor
tutarlılık
In sceneistikrarlı ve güvenilir olma niteliği
He shows consistency in his work
İşinde tutarlılık gösteriyor
doku
bir maddenin dokunulduğunda verdiği his
This clay has a soft consistency
Bu kil yumuşak bir dokuya sahip
kıvam
bir maddenin koyuluk derecesi
You should cook the sauce until it reaches the right consistency
Sosu doğru kıvama gelene kadar pişirmelisin
gelmek
In scenebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
sinirbilim
In scenesinir sisteminin ve beynin bilimsel olarak incelenmesi
She is studying neuroscience at the university
Üniversitede sinirbilim okuyor
açıklama
In scenebir şeyin nasıl olduğunu anlatan yazı
Read the product description
Ürün açıklamasını oku
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
hiçbiri
In scenebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
varsaymak
In scenekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
feromon
In scenebaşkalarının davranışlarını etkileyen doğal bir kimyasal madde
Pheromones help animals find a mate
Feromonlar hayvanların eş bulmasına yardımcı olur
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
tam zamanı
In scenebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
başlangıç aşamasında
In scenegelişmeye başlamadan önceki erken dönem
We must stop this plan in the bud
Bu planı başlangıç aşamasındayken durdurmalıyız
mantıklı
In scenenet bir düşünceye dayanan
This is a logical answer
Bu mantıklı bir cevap
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
sunmak
In scenebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
var olmak
In scenebir şeyi yapmaya istekli veya hazır olmak
I am down for a movie
Bir film izlemeye varım
çalışmamak
geçici olarak bozuk veya işlevsiz durumda olmak
The website is down today
İnternet sitesi bugün çalışmıyor
üzgün
mutsuz veya karamsar hissetmek
He is feeling down about the news
Haberlerden dolayı üzgün hissediyor
hevesli
bir etkinliğe katılmaya istekli veya razı olmak
Are you down for a movie later
Daha sonra film izlemeye var mısın
umutsuz
In sceneumutsuz hisseden
He felt hopeless after the failure
Başarısızlıktan sonra kendini umutsuz hissetti
ilgilenmek
In scenebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
sallanmak
In scenebir yandan diğer yana hafifçe hareket etmek
The trees sway in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
etkilemek
birinin fikrini veya kararını değiştirmek
He tried to sway my decision
Kararımı etkilemeye çalıştı
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
izin vermek
In scenebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
karbonara
In sceneyumurta peynir ve et ile yapılan bir İtalyan makarna yemeği
We ordered spaghetti carbonara for dinner
Akşam yemeği için spagetti karbonara sipariş ettik
sigorta
In scenebir sorun olduğunda elektrik akışını durduran şalter
The breaker tripped and the lights went out
Sigorta attı ve ışıklar söndü
kıran
bir şeyi kıran veya bozan kimse veya nesne
He is a record breaker
O bir rekor kıran
genetik olarak
In scenegenlerle veya kalıtımla ilgili
Some diseases are genetically linked
Bazı hastalıklar genetik olarak bağlantılıdır
tüketmek
In sceneyiyecek veya içeceği vücuda almak
We consume too much sugar
Çok fazla şeker tüketiyoruz
tüketmek
birinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
yok etmek
bir şeyi tamamen özellikle ateşle ortadan kaldırmak
The fire consumed the whole building
Yangın bütün binayı yok etti
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
rol
In scenefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
parça
bütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
katılmamak
In scenebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
başarı
In scenebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
komşu
In sceneyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
komşu
yakın bir evde veya dairede oturan kimse
My neighbor is very kind
Komşum çok nazik
mahalle sakini
yakın çevrede ikamet eden kimse
He is a friendly neighbor
O dost canlısı bir mahalle sakini
rahatlama
In scenesakin ve stressiz olma durumu
I need some relaxation
Biraz rahatlamaya ihtiyacım var
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
edinmek
In scenebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
içten içe yanmak
In scenealev olmadan duman çıkararak yavaşça yanmak
The logs continued to smolder in the fireplace
Kütükler şöminede içten içe yanmaya devam etti
öğün
In scenegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
birisi
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
eski usul
In sceneeski yöntemleri veya tarzları takip eden
He has an old school style
Onun eski usul bir tarzı var
nitelendirmek
In scenebir şeyin nasıl olduğunu tanımlamak
He characterized the movie as boring
Filmi sıkıcı olarak nitelendirdi
hareketsizlik
In scenebir şey yapmama durumu
His inaction caused a problem
Onun hareketsizliği bir soruna neden oldu
biyogeribildirim
In scenevücuttan gelen sinyalleri kullanarak fiziksel ve zihinsel süreçleri kontrol etme yöntemi
Biofeedback helps people manage stress
Biyogeribildirim insanların stresi yönetmesine yardımcı olur
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
alakasız
In scenekonuyla ilgili olmayan veya gereksiz
Please remove extraneous details from your essay
Lütfen makalenizden alakasız detayları çıkarın
bilerek
In scenekazara değil, isteyerek
He did it on purpose
Bunu bilerek yaptı
elde etmek
In scenebir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
kış
In sceneyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
mağaza
In sceneürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
normal posta
In sceneelektronik olmayan fiziksel olarak gönderilen mektup veya paketler
I sent the letter by snail mail
Mektubu normal posta ile gönderdim
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
iç
In scenebir şeyin içinde bulunan
The internal parts are damaged
İç parçalar hasarlı
duygusal
In sceneduygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
tıraş etmek
In sceneciltteki kılları kesmek
He is shaving his beard
Sakalını tıraş ediyor
ince parça
bir yiyecekten kesilen çok ince parça
Add some chocolate shavings to the cake
Pastaya biraz çikolata parçası ekle
veri
In sceneanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yanlışlıkla
In sceneistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
karışım
In scenefarklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karıştırmak
farklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
seyrek
In sceneaz miktarda veya aralıklı
The region is sparsely populated
Bölge seyrek nüfusludur
yer veren
In scenebir şeyi parçası olarak içeren veya sunan
The movie is featuring a famous actor
Yeni film ünlü bir oyuncuya yer veriyor
uygun
In scenebir şey yapmaya hakkı veya niteliği olan
You are eligible for a discount
İndirim almaya uygunsunuz
evlenmeye uygun
romantik bir ilişki için doğru niteliklere sahip olan
He is considered an eligible bachelor
O evlenmeye uygun bir bekar olarak görülüyor
tırmalama tahtası
In scenekedilerin tırnaklarını bilemesi için tasarlanmış direk
The cat is using its scratching post
Kedi tırmalama tahtasını kullanıyor
sert içki
In sceneyüksek alkol oranına sahip içecek
He bought some liquor
Biraz sert içki satın aldı
alkollü içki
alkol içeren içecek
Liquor is not allowed here
Burada alkollü içkiye izin verilmez
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
Hurma benzeri
In scenehurmaya benzer özellikler taşıyan
This fruit has a date-like flavor
Bu meyvenin hurma benzeri bir tadı var
kolonoskopi
In scenekolonun içini inceleyen tıbbi bir test
The doctor recommended a colonoscopy
Doktor kolonoskopi önerdi
Görüşürüz
In scenebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
keski
In scenesert maddeleri kesmek veya şekillendirmek için kullanılan keskin kenarlı alet
He used a chisel to carve the wood
Tahtayı oymak için bir keski kullandı
dolandırmak
birinden bir şey almak için onu kandırmak
He chiseled me out of fifty dollars
Beni elli dolar dolandırdı
kazıklamak
birini hileyle kandırıp parasını almak
He tried to chisel money from her
Ondan hileyle para koparmaya çalıştı
merak
In scenebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
moleküler
In scenemoleküllerle veya küçük parçacıklarla ilgili
It is a molecular structure
Bu bir moleküler yapıdır
dikkat et
In scenetehlikeye karşı dikkatli olmak
Look out! There is a car
Dikkat et! Bir araba var
dikkatli ol
yakın tehlikeye karşı tetikte kalmak
Look out for cars when you cross
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
manzaralı olmak
bir binanın veya pencerenin belirli bir yöne bakması
Our room looks out over the sea
Odamız denize bakıyor
gözlemek
bir şeyin gelmesini beklemek veya takip etmek
Look out for my bus at the station
İstasyonda otobüsümü gözle
varmak
In scenebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
In scenebir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yerleşmek
biriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
posta kodu
In sceneposta bölgesini tanımlamak için kullanılan rakamlar dizisi
What is your zip code?
Posta kodunuz nedir?
posta kodu
adresleri belirtmek için kullanılan sayısal kod
What is your zip code?
Posta kodunuz nedir?
netleştirmek
In scenebir şeyi daha anlaşılır hale getirmek
Please clarify your statement
Lütfen ifadenizi netleştirin
açıklığa kavuşturmak
bir şeyi daha kolay anlaşılır hale getirmek
Could you clarify your instructions
Talimatlarını açıklığa kavuşturabilir misin
açıklığa kavuşturmak
bir şeyi anlaşılır veya açık hale getirmek
Could you clarify the instructions
Talimatları açıklığa kavuşturabilir misiniz
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
sonra
In scenedaha sonraki bir zamanda
We had dinner and went for a walk afterwards
Akşam yemeği yedik ve sonrasında yürüyüşe çıktık
karakter
In scenehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir hikayedeki kişi
The main character is brave
Ana karakter cesurdur
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
kendi kendini yetiştirmiş
In sceneokul veya öğretmen olmadan bir beceriyi kendi başına öğrenen
He is a self taught programmer
O kendi kendini yetiştirmiş bir programcı
kendi kendini yetiştirmiş
bir beceriyi okul dışında kendi çabasıyla öğrenmiş
He is a self taught programmer
O kendi kendini yetiştirmiş bir yazılımcıdır
öpme
In scenesevgi göstergesi olarak birine dudaklarla dokunma
She is kissing her son
O oğlunu öpüyor
öpüşme
dudakları birine değdirme eylemi ile ilgili
They stood near the kissing booth
Öpüşme standının yanında durdular
öpüşme
sevgi veya şefkat gösterme eylemi
Kissing is a gesture of love
Öpüşmek bir sevgi göstergesidir
öpüşme
sevgi veya şefkat göstergesi olarak dudakları birine değdirme
Kissing is a way to express love
Öpüşme sevgiyi ifade etmenin bir yoludur
öpme
sevgi belirtisi olarak dudakları birine veya bir şeye değdirmek
She is kissing her baby
Bebeğini öpüyor