The Big Bang Theory — Season 1 Episode 6
Words & meanings
404 words
CEFR level
dedi
In scenesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
açıklama
In scenebir konuyu daha anlaşılır kılma işlemi
I need some clarification on this rule
Bu kural hakkında biraz açıklamaya ihtiyacım var
hiç kimse
In scenehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
geçici
In scenekısa süreli olan
Their happiness was transient
Mutlulukları geçiciydi
kipa
In sceneYahudi erkeklerin kullandığı bir başlık
He wore a yarmulke at the ceremony
Törende kipa taktı
kipa
Yahudi erkeklerin ve çocukların taktığı küçük yuvarlak başlık
The man adjusted his yarmulke
Adam kipasını düzeltti
utanç verici
In sceneinsanı utandıran veya mahcup eden
It was a humiliating experience
Utanç verici bir deneyimdi
küçük düşürücü
birini utandıran veya aptal hissettiren
That was a humiliating experience for him
O onun için küçük düşürücü bir deneyimdi
başı dertte
In scenekötü veya tehlikeli bir durumda olma
The boy is in trouble for breaking the window
Çocuk pencereyi kırdığı için başı dertte
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
In scenebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
koro
In scenebirlikte şarkı söyleyen grup
The school chorus sang a song
Okul korosu bir şarkı söyledi
nakarat
bir şarkının her kıtadan sonra tekrarlanan bölümü
I love the chorus of this song
Bu şarkının nakaratını çok seviyorum
ayrılmak
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
elf
In scenehikayelerde geçen küçük büyülü yaratık
The elf lives in the forest
Elf ormanda yaşar
elf
hikayelerde geçen küçük büyülü kişi
He is a kind elf
O nazik bir elftir
uymak
In scenebir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
acayip
In scenebir şeyi güçlü bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is frickin cold outside
Dışarısı acayip soğuk
lanet olası
genellikle kızgın bir şekilde vurgu yapmak için kullanılan ifade
This frickin car won't start
Bu lanet olası araba çalışmıyor
belirgin
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen
It was apparent that she was tired
Yorgun olduğu belliydi
eşlik etmek
In scenebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
çıkmak
biriyle romantik ilişki yaşamak
He wants to go with her
Onunla çıkmak istiyor
uymak
bir şeyle bir araya geldiğinde iyi görünmek veya uygun olmak
Those shoes go with your dress
O ayakkabılar elbisene uyuyor
kabul etmek
bir durumu değiştirmeye çalışmadan kabullenmek
I will go with his decision
Onun kararını kabul edeceğim
rekabet etmek
In scenebaşkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
oysa
In sceneiki durum arasındaki karşıtlığı ifade eder
He likes tea whereas I prefer coffee
O çay seviyor oysa ben kahve tercih ederim
oysa
iki gerçek arasındaki farkı belirtmek için kullanılır
He likes coffee whereas she prefers tea
O kahveyi sever oysa o çayı tercih eder
dinleyici
In scenedinleyen kişi
He is a good listener
O iyi bir dinleyicidir
dinleyici
ses veya konuşmaya dikkat eden kişi
He is a good listener
O iyi bir dinleyici
orta
In scenemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
sonuç
In scenebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
başa çıkmak
In scenebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
halletmek
bir işi çözüme kavuşturmak veya yönetmek
I can handle this task
Bu görevi halledebilirim
kuvvet
In scenefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
karma
In scenehem kadın hem erkeklerden oluşan
The group is mixed
Grup karma bir gruptur
kadın erkek
In scenehem erkek hem kadın kişileri içeren
We are a boy girl group
Biz kadın erkek karışık bir grubuz
karşı cins
kadın ve erkek partnerleri içeren
They are a boy girl couple
Onlar karşı cins bir çift
yer almak
In scenebelirli bir konumda bulunmak
The hotel stands on the hill
Otel tepede yer alıyor
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
sehpa
bir şeyi tutmak veya sergilemek için kullanılan mobilya
Put the book on the stand
Kitabı sehpaya koy
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
tırmanmak
In sceneel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
orta sehpa
In sceneiçecekler veya atıştırmalıklar için kullanılan küçük ve alçak masa
Put your cup on the coffee table
Bardağını orta sehpaya koy
gelenek
In scenetoplumda kabul görmüş alışılmış davranış biçimi
Shaking hands is a social convention
Tokalaşmak sosyal bir gelenektir
kongre
belirli bir amaç için düzenlenen büyük toplantı
I am going to the convention
Kongreye gidiyorum
anlaşma
ülkeler arasında yapılan resmi uzlaşma
The countries signed a new convention
Ülkeler yeni bir anlaşma imzaladı
üye
In scenebir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
ergenlik öncesi çocuk
In scenehenüz ergenlik çağına girmemiş kişi
Every preadolescent needs guidance
Her ergenlik öncesi çocuk rehberliğe ihtiyaç duyar
dürtü
In scenebir şeyi yapma yönündeki ani ve güçlü istek
I had a sudden impulse to buy it
Onu alma konusunda ani bir dürtü hissettim
arkada bırakmak
In scenebir şeyi yanına almadan ayrılmak
I left my bag behind
Çantamı arkada bıraktım
geride bırakmak
bir şeyi veya birini ardında bırakmak ya da vazgeçmek
Please do not leave your bag behind
Lütfen çantanızı geride bırakmayın
geride bırakmak
bir yere giderken bir şeyi yanlışlıkla yanına almamak
I left my bag behind at the cafe
Çantamı kafede geride bıraktım
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
hanımefendi
saygılı bir hitap şekli
Yes, ma'am
Evet, hanımefendi
hanımefendi
bir kadın için kullanılan nazik sözcük
May I help you, ma'am
Size yardım edebilir miyim, hanımefendi
hanımefendi
Kadınlara hitap ederken kullanılan saygılı bir söz
How can I help you maam
Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi
hanımefendi
bir kadına resmi ortamda veya hizmet verirken kullanılan saygı ifadesi
Excuse me ma'am
Affedersiniz hanımefendi
selamlama
In scenebiriyle karşılaştığınızda söylenen veya yapılan dostça ifade
They exchanged a friendly greeting
Dostça bir selamlama alışverişinde bulundular
selam
karşılama veya iyi dilekler belirten söz veya işaret
He sent a friendly greeting
Dostça bir selam gönderdi
karşılama
birine merhaba deme veya birini kabul etme eylemi
Their greeting was very warm
Karşılamaları çok sıcaktı
selamlama
biriyle karşılaşıldığında ona dostça şekilde seslenme veya hitap etme
A polite greeting is always nice
Kibar bir selamlama her zaman hoştur
selamlama
birine merhaba demek için kullanılan sözler veya eylemler
A warm greeting makes people happy
Sıcak bir selamlama insanları mutlu eder
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
yarışma
In sceneinsanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
rekabet
kazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
kostüm
In scenebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
toplantı
In sceneinsanların bir araya geldiği etkinlik
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
planlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
tanışma
birisiyle ilk kez bir araya gelme
Our first meeting was brief
İlk tanışmamız kısaydı
hâlâ
In sceneşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
duyarsız
In scenebaşkalarının duygularını önemsemeyen
He is insensitive to others' feelings
O, başkalarının duygularına karşı duyarsızdır
teknik
In scenebir şeyi yapmak için kullanılan özel yöntem
She has a great painting technique
Onun harika bir resim tekniği var
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
şaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
her zamanki
In scenenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
anında
In scenehemen gerçekleşen
I need an instant response
Anında bir cevaba ihtiyacım var
an
çok kısa bir zaman dilimi
It happened in an instant
Bir anda oldu
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
haline gelmek
In scenedeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
In scenebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
el bombasıyla öldürmek
In sceneel bombası atarak birini öldürmek
Soldiers sometimes frag their own officers
Askerler bazen kendi subaylarını el bombasıyla öldürürler
içermek
In scenebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
anime
In sceneJapon yapımı animasyon film ve dizilerin genel adı
I love watching anime
Anime izlemeyi seviyorum
günaydın
In sceneiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
ilerleme
gelişme kaydetme
The project is coming along well
Proje iyi ilerliyor
hak edilmiş
genellikle ceza olarak kazanılmış olan şey
He had it coming
Bunu hak etmişti
çağ
In scenebelirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaş
bir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
çay
In sceneyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
dahi
In sceneolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dâhi
üstün zihinsel yeteneğe sahip kişi
Einstein was a genius
Einstein bir dâhiydi
üstün zekalı
olağanüstü zihinsel yeteneklere sahip kimse
She is a genius when it comes to science
Bilim konusunda o üstün zekalıdır
dahi
olağanüstü zeka yeteneğine sahip kimse
Einstein was a genius
Einstein bir dahiydi
beyin
In scenedüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
yatak ıslatma
In sceneuyurken istemsizce idrar yapma durumu
Bed wetting is common in young children
Yatak ıslatma küçük çocuklarda yaygındır
idrar kaçırma
kazara idrar bırakma
Doctors can treat bed wetting problems
Doktorlar yatak ıslatma sorunlarını tedavi edebilir
altını ıslatma
uyurken istemsizce idrar kaçırma durumu
Bed-wetting is common in young children
Altını ıslatma küçük çocuklarda yaygındır
budala
In sceneaptal veya gülünç davranan kişi
He acts like a total dork
Tam bir budala gibi davranıyor
inek
sosyal becerileri zayıf olan kişi
He is a total dork about computers
Bilgisayarlar konusunda tam bir inek
kızlar
In scenekız çocukları veya genç kadınlar
Those girls are students
O kızlar öğrencidir
kızlara özgü
kızlara has özellikler taşıyan
These toys are designed for girls
Bu oyuncaklar kızlara özgü
kız
çocuk yaştaki dişi birey
The girl is reading a book
Kız kitap okuyor
karşıtlanabilir
In scenediğer parmakların karşısına getirilebilen
Humans have opposable thumbs
İnsanların karşıtlanabilir başparmakları vardır
hemen hemen
In sceneneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
kafa karıştırıcı
In sceneanlaşılması zor
The instructions are confusing
Talimatlar kafa karıştırıcı
eşlik etmek
In scenebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
teşekkür ederim
In sceneminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
In scenebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
öksürük
In sceneakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
bir avuç
In sceneaz miktarda veya sayıda olan şey
Only a handful of people came
Sadece birkaç kişi geldi
zor biri
yönetilmesi zor olan kişi veya şeyler
The toddlers are a handful
Küçük çocuklar oldukça zorlayıcı
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
yok etmek
In scenebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
The army annihilated the enemy forces
Ordu düşman kuvvetlerini yok etti
yok etmek
bir şeyi tamamen yok etmek
The bomb annihilated the city
Bomba şehri yok etti
hayvansı
In scenehayvanlara özgü veya hayvan gibi
He had animalistic instincts
Hayvansı içgüdüleri vardı
bir nevi
In scenebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
sakin
In scenebir yerde yaşayan kimse
The city has many inhabitants
Şehrin birçok sakini var